İsmail Hakkı Polat http://ismailhpolat.com Most recent posts at İsmail Hakkı Polat posterous.com Mon, 21 May 2012 06:13:05 -0700 Televizyon geleceğini arıyor! http://ismailhpolat.com/televizyon-gelecegini-ariyor http://ismailhpolat.com/televizyon-gelecegini-ariyor

Tv_gelecegini_aryor

ABD’de izleyicinin Yeni Medya’ya artan ilgisi, gazetelerden sonra televizyon kanallarını da vurmaya başladı.

 
Geçtiğimiz günlerde New York Times’da arka arkaya yayınlanan iki köşe yazısı, TV dünyasında yaşanmaya başlayan dramatik gelişmeleri gözler önüne serdi. Önce gazetenin medya eleştirmeni Bill Carter, Mart ayında ABD’nin büyük TV kanalllarının geçen seneye göre ciddi düşüşler yaşadığına ilişkin bir değerlendirme yazısı kaleme aldı. Carter’in reyting verilerinden çıkardığı rakamlara göre 18-49 yaş grubunda geçtiğimiz yıla göre NBC %3, CBS %8, Fox %20 ve ABC de %21 oranında izleyicisini kaybetmiş. ‘Örneğin; Modern Family’, ‘Glee’ gibi ‘sevilen’ diziler tüm zamanlarının en düşük reytingli sezonlarını yaşıyor. Ülkenin efsane reality şovu ‘American Idol’ bile, üstelik bu düşüşten en büyük darbeyi alarak her 3 izleyicisinden birini kaptırmış görünüyor. Ayrıca Carter’in, ABD Medya Sektörü araştırma kuruluşu Nomura Securities’in analistlerinden Michael Nathanson’a dayandırdığı istatistiğe göre bu, ABD TV sektörünün peşepeşe izleyici kaybettiği 14. çeyrek.  
 
Bu noktada ister istemez ‘Ülkede dramatik bir nüfus düşüşü yaşanmadığına göre peki nereye gitti bu kadar insan?’ sorusu geliyor akıllara. Bunun yanıtı da yine aynı gazetede ‘Medya Denklemi’ adlı bir köşe yazan David Carr’dan geldi. Carr’ın, Medya satınalma firması Horizon Media’nın rakamlarına göre ABD’de  ‘dizi veya programları online izleme’ oranı geçen yıla göre %46 artmış. Carr, bu artışın nedenlerini ise söz konusu içerikleri bilgisayar ya da tabletlerden izleyenlerdeki artışın yanısıra yeni çıkan ve internet bağlantılı hale gelen akıllı TVlere bağlıyor. Bu gelişmeleri doğru algılayan ve geleneksel TV yapımcılarının ellerindeki dizi ve programların yayın haklarını satın alan Netflix, Hulu ve Apple gibi büyük Yeni Medya yayıncıları, piyasada sayıları giderek artan bu akıllı TV cihazlarına ellerindeki içerik portföyünü tüketiciye rasyonel iş modelleriyle sunmakta ve izleyici de TV kanalının istediği saatte değil kendi uygun olduğu zamanda bu dizi ya da programı izlemekte. Ayrıca söz konusu Yeni Medya yayıncılarının, izleyiciden aylık sınırsız izlemeye karşılık cüzi rakamlar talep ettiğini ve yeni dijital reklam teknikleriyle izleyicinin konsantrasyonunu diziden alıkoymadan ona geleneksel medyalardan çok daha cazip  ve kesintisiz bir  ‘içerik izleme deneyimi’ sunduklarını da unutmayalım.
 
Tüm bu gelişmelere paralel olarak, TV izleme alışkanlığı yeni dijital kuşağın taleplerine doğru evriliyor. Geleneksel, online ya da offline hangi mecradan izlenirse izlensin, insanlar bu etkinliklerini sosyal medyalarda paylaşmak ve o içerik üzerinden zaman-mekan sınırlaması olmaksızın iletişmek azmindeler. Bunun için kurulan GetGlue, MisoTV gibi küresel ve Tivilog ve TTNet'in de Sosyal TV gibi hizmetleri bile var. Bir diziyi, maçı ya da programı izlemek isteyen yeni kuşak izleyici, artık bu hizmetlerden birine ‘check-in’ yapıyor ve o anda kendisi gibi o programı izleyen diğerleriyle, eğer program canlıysa,  anında görüş alışverişinde, etkileşimde bulunuyor ve hatta tanışıyor, eğer canlı değilse öncesinde ya da sonrasında programla ilgili yazılmış görüş, yorum ve soruları okuyor ve ilgisini genişletiyor.
Get_glue
Örneğin;  ABD’de her pazar yayınlanan Mad Men ve Game of Thrones dizilerinin sezon açılış bölümlerinde 15.000 civarı insan Get Glue’da buluştu. Benzer bir trendi bizdeki Behzat Ç. dizisinde gözlemliyorum.  İlgili yorumları buralardan takip etmek hem o dizilere bakışımı genişletiyor hem de bana yeni insanlar tanıma şansı veriyor. Tabii bir de ‘keşke bu dizileri dünyanın her yerinde aynı anda izletseler’ gibi bir talebim var ama Yeni Medya’nın bu zaman-mekan sınırı tanımayan yapısıyla o da büyük olasılık o da yakın gelecekte gerçekleşir.

Tüm bunlar aslında, o içeriği yaratanlar için yeni iş/ticaret fırsatları ve zaman-mekan sınırı tanımaksızın milyonlarca hatta milyarlarca izleyici demek.

Kendi gerçeklerine sıkışmış geleneksel TV yayıncıları için, bu gelenekçi bakışı Yeni Medya’nın enginliğine doğru genişletme zamanı!

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 14 May 2012 04:15:35 -0700 Arama Motorları Sosyalleşirken... http://ismailhpolat.com/130060822 http://ismailhpolat.com/130060822

Bing-social-search

İnternet’te sosyal arama dönemi başlıyor! Gözler Google ve Facebook’un üzerindeyken sürpriz atak Microsoft’tan geldi!


Geçen yıl hemen hemen bu zamanlarda arama motorlarının geleceğine ilişkin yazdığım bir yazıda ¨bu alandaki asıl rekabetin sosyal medya platformları ile arama motorlarının birbirine entegre edildiği zaman başlayacağını¨ ifade etmiştim. Sosyal Arama adıyla tanımlanan ve web’in bir sonraki dönemine ilk adım olarak da kabul edilebilecek bu kavramı gerçekleyebilecek iki rakibin Google ve Facebook olduğunu da not düşmüştüm o zaman.

 
Gelecek çabuk geldi ve Google yılın ilk aylarında ’Search, Plus the World’ adıyla sunduğu hizmet sayesinde Google+ sosyal medya platformu üzerinden topladığı bilgileri kendi mekanik arama sonuçlarına entegre etmeyi başardı. Belki kullanıcılar Google+’da çok fazla veri bırakmadıkları, belki de bu alanda yapılan ilk entegrasyon olduğu için, birkaç +1in ötesinde bir deneyim elde edemedik buradan.
Ancak geçen seneki yazımızda çok az değindiğimiz bir oyuncu, Microsoft, sürpriz bir hamleyle adeta ‘Sosyal Arama rekabetinde ben de varım!’ dedi! Firma, geçen perşembe günü Bing hizmetine eklediği yeni özelliklerin tanıtımıyla 3 yıl önce girdiği arama motoru alanındaki en önemli atağını yapmış oldu. Şirketin Genel Müdür Yardımcısı Derrick Connell tarafından yapılan demo ve açıklamaya göre Bing, kısa bir süre sonra, yapılan aramaların sonuçlarını 3 ayrı sütunda getirecek. En solda klasik  arama motorunun sonuçları, ortada Bing’in önerileri, en sağda ise sosyal ağınızda konuyla ilgili kişi ve sonuçlar yer alacak. Örnekleyecek olursak; New York’a seyahatiniz sırasında bir Broadway müzikaline gitmek isterseniz Bing’e ‘New York Broadway Musical’ yazdığınızda en solda bildiğiniz klasik sonuçlar gelecek ancak ortadaki sütunda Bing size kendi partner listesinden bir müzikal eleştirmenin ya da bilet ofisinin sitelerini getirecek. En sağdaki sütunda ise, sosyal ağlardaki arkadaşlarınızdan daha önce Broadway’de müzikale gittiklerini işaretleyenlerin ya da albümlerine müzikal fotografı koyanların listesi gelecek ve böylece siz onların bilgilerinden yararlanacaksınız hatta onlardan bir mesajla izlenim ve önerilerini alabileceksiniz.
 
Hizmetin Google’dan en büyük farkı ise, Google, sosyal medya entegrasyonunu sadece kendi Google+ hizmeti ile gerçekleştiriyorken, Bing şimdilik Facebook ve Twitter’daki kişisel ağınızdaki ilişkin bilgileri getirmekte. Ancak Microsoft yetkilileri çok yakında Quora, LinkedIn, FourSquare ve Google+’dan da sonuçları getireceklerini belirtiyorlar. Tasarım olarak son derece kullanıcı dostu ve işlevsel bir düzenlemeye sahip hizmetin performansını henüz açılmadığı için bilemiyoruz. Test edenler içinde searchengineland.com gibi henüz yeterli bulmayanlar da var, theverge.com gibi eksiklerine rağmen beğenenler de...  Açık olan şu ki, Bing vaad ettiklerinin bir kaçını bile hayata geçirirse, arama motoru pazarında güçlenecek.


Bing’in bu hamlesine ilişkin en merak edilen husus ise, dünyanın en büyük sosyal medya verilerine sahip olan Facebook’un böyle bir işbirliğini nasıl kabul ettiği. Her ne kadar Microsoft hissedarları arasında yer alsa da, geçtiğimiz sene arama teknolojileri konusunda önemli bir kaç patent alan Facebook’un gelecek projeksiyonunun bu denli hayati bir parçasını tamamen Bing ile çözümlemesi çok mantıklı görünmüyor. Akla gelen en yakın olasılık,  Facebook’un önümüzdeki günlerde yapılacak halka arzı öncesinde kamuoyunda oluşan olumsuz havayı Microsoft gibi bir devle yaptığı işbirliğini de öne sürerek dağıtması ve yatırımcılara olumlu bir mesaj vermesi olabilir. Ancak orta vadede bu ikilinin yollarının ayrılması durumunda bile artık Sosyal Arama konusunda Google ve Facebook’un yanında bir de Bing’i dikkate almak gerekecek. Rekabetin gidişatını ise, bu alandaki oyuncuların toplayacakları kullanıcı verilerinin genişliği ve derinliği belirleyecek. Sahi,  bu üçünden daha geniş ve derin kullanıcı verilerinin üzerine oturup hala kış uykusunda olan birileri daha vardı ama ben de onları unuttum, galiba onlar da kendilerini...

 

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Tue, 08 May 2012 04:50:46 -0700 '5 yıl sonra Google ve Facebook yok!' http://ismailhpolat.com/5-yil-sonra-google-ve-facebook-yok http://ismailhpolat.com/5-yil-sonra-google-ve-facebook-yok

Whatsnew_launchpad_screen

İnternet’in geleceği, açık ve ücretsiz web siteleri ile kapalı ve ücretli mobil uygulamaların arasındaki mücadelenin sonucuna mı bağlı?


Yukarıda okuduğunuz başlığın ana fikri, bana değil Forbes dergisinin internet blogunda yazan Eric Jackson'a ait. Jackson, geçen hafta kaleme aldığı 'İşte Google ve Facebook’un önümüzdeki 5 yıl içinde tamamen yok olacak olmasının nedenleri' başlıklı yazısında özetle, İnternetin gelişim dönemlerini web1.0 ve web2.0 olmak üzere tarihsel bir kronolojiyle sıralıyor ve bir sonraki dönemin ise artık web üzerinde değil mobil cihazlar üzerinde şekilleneceği öngörüyor. Yazının sonlarında da, dünyada artık mobilleşme trendine ayak uyduramayanların tutunamayacağını ve Google ve Facebook’un mobil konusundaki ‘başarısızlıklarını örnekleriyle ortaya koyarak’  bu firmaların mobilleşen İnternet döneminde en fazla 5 sene içinde silineceğini iddia ediyor. Okumayı bitirdiğimde zihnimde ‘Şair burada bildiğin saçmalamış!’ yargısını belirdi. Bu yargımı pekiştirmek için yazarın özgeçmişine baktığımda Stanford ve Columbia Üniversitelerinden alınan parlak diplomalar ve çeşitli İnternet girişimlerine patron ve yönetici olarak geçirilmiş görkemli bir kariyerle karşılaştım. Böylesi bir kariyerin sahibi için, web döneminin bu kadar kolay sonlanacak ve mobilleşmeye geçiş bu kadar pürüzsüz mü ilerleyecek ve hatta şu anda milyarlarca insanın hemen her gün gündemine giren Google ve Facebook bu denli kısa sürede nasıl bitecekti? Hele hele web’in öncesindeki dönemden gelen Microsoft, IBM gibi firmalar hala ayakta ve dönüşüm sürecine ayak uydurma çabasındayken. Açıkçası yazarının geçmişiyle çelişen bu yazının neden kaleme alındığını hala merak ediyorum ancak yazıyı okumamı öneren sevgili Özgür Uçkan’ın geçen hafta Kadir Has Üniversitesi’ndeki Yeni Medya Konferansı'nda yaptığı ‘Yeni Medya; Yeni Yurttaş, Yeni Siyaset’ başlıklı sunumu ile yıllardan beri izlediğim mobil ve internet sektörleri arasındaki rekabete dayalı yaklaşımlarını da göz önüne alarak şöyle bir değerlendirme canlandı kafamda: Kişisel gözlem ve deneyimlerime göre, İnternet (siz web de diyebilirsiniz) ilk çıktığı 90lı yıllardan itibaren ağırlıkla açık, özgür, anonim, sınırsız ve bedava gibi sözcüklerle algılanan bir ortam. Mobil ise daha kişisel, kapalı, sınırlı ve pahalı algılarıyla yerleşti kafalara. Özgür Uçkan, geçen haftaki sunumunda son dönemde İnternet’in geleceği ile ilgili 2 farklı yaklaşımın oluştuğunu bunun ilkinin bu ağa daha dağıtık ve bağımsız bir yapıyı getirecek ve kullanıcılara daha fazla özgürlük vaad eden sosyal temelli decentralizasyon, ikincisi ise İnternetin fazlasıyla açık yapısını bulut bilişim sistemleri ve izleme sistemleriyle daha merkezi hale getirmeyi amaçlayan ticari temelli supercentralizasyon. Tüm bunları Eric Jackson’un yazısının argümanlarıyla birleştirince karşımıza çıkan resim, bir tarafta Google, Facebook gibi firmaların hizmetleri ile şekillenen açık ve ücretsiz web sitesi tabanlı sosyal ağırlıklı bir yapı, diğer tarafta ise Apple gibi cihaz üreticileri, Telekom operatörleri ve uygulama geliştiriclerin oluşturduğu akıllı mobil cihazların üzerinde şekillenmekte olan ve butonlarla sembolize edilen kapalı, ücretli ve ticari ağırlık bir uygulamalar (apps) dünyası.

Anlaşılan Jackson da tezini ikinci tarafın ağırlık kazanacağı ve birinciyi yok edeceği argümanına dayandırmış.Tabii gelecekte ne olacağı bilinmez ve Eric Jackson belki de haklı çıkar. Ama inşallah haklı çıkmaz. Çünkü öyle bir senaryoda İnternet’in sanal bir alışveriş merkezinden farkı kalmaz. İnsanların ağırlıkla ceplerindeki paraya göre kabul göreceği, parası olmayanların nimetlerinden yararlanamayacağı ve ‘ezik’ olarak değerlendirileceği bir İnternet, insanlık tarihinin en hakkaniyetsiz yaşam alanı olur. Ancak son tahlilde sanal dünyanın geleceği de, internet toplululuğunun kullanıcı ya da tüketici kimliğinden hangisini tercih edeceğine göre şekil alır.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Tue, 24 Apr 2012 05:57:45 -0700 ABD'de bedava okumak ister misiniz? http://ismailhpolat.com/abdde-bedava-okumak-ister-misiniz http://ismailhpolat.com/abdde-bedava-okumak-ister-misiniz

Online-education

Akademik dünya da İnternet’in cazibesine karşı koyamadı. Eğitimde dijital dönüşüm başladı ancak gelir modeli hala belirsiz!

 
Ünlü teknoloji blogu Mashable’da geçen hafta yayınlanan bir analiz, ABD’deki kimi üniversitelerin kendi insiyatifleriyle ‘sessiz sedasız’ yürüttükleri eğitimde yenilik hamlelerinin genel bir dökümünü ortaya koydu. Blogun eğitim trendlerini yakından izleyen sektörel uzmanı Sarah Kessler tarafından kaleme alınan ve yayınladığı gün ile takip eden günlerde sitenin en çok okunan sayfalarından biri haline gelen yazı, aralarında Berkeley, Yale ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün (MIT) de bulunduğu çok sayıda üniversitenin İnternet eğitim hizmetlerinin geldiği aşamayı değerlendiriyor.

Yazıda ayrıca, önceleri sadece pasif seyirden ibaret olan video tabanlı bu eğitimlere giderek tartışma, ödev ve ölçme-değerlendirme gibi etkileşimli unsurların da eklemlenmesi sayesinde öğretim-öğrenim sürecinin neredeyse sınıf içi eğitim noktasına yaklaştığı vurgulanmış. 2009 yılında ABD Eğitim Bakanlığı'nın yaptırdığı 50 ayrı araştırmanın sonuçları da bu argümanı destekler nitelikte ve aynı dersi İnternet üzerinden öğrenen öğrencilerin sınıfta yüz yüze eğitim alan öğrencilerden daha başarılı olduğunu ortaya koymuş. Bunun da ötesinde, İnternetin zaman-mekan sınırı tanımayan özelliği, eğitimcilere ilginç sürprizler vaad ediyor. Örneğin; Stanford Üniversitesi’nin Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde geçen yıl İnternet üzerinden verilmeye başlanan herkese açık bir Yapay Zeka dersi 175 ülkeden 58.000 öğrencinin katılımıyla bu alanda bir rekora imza attı. Ekranda beliren ani quizler, kişiselleştirilmiş sınavlar, ofis saatleri için Google’ın online moderasyon hizmeti ve otomatik not sistemi gibi etkileşimli özelliklerle değerlendirildi ve başarılı olanlara şimdilik sadece bir ders başarı sertifikası verildi. Ancak katılımcı sayısının üniversitenin toplam mevcudunun dört katı olması, kuşkusuz eğitimcilerin bu alandaki iştahını da kabartıyor.

ABD’nin en popüler eğitim bloglarından fortystones.com’un değerlendirmesine göre bu konuda en ileri eğitimleri sunan okullar MIT, Tufts, Utah State, Yale, Carnegie Mellon, Stanford, Michigan ve California-Irvine Üniversiteleri. Özellikle MIT’nin OpenCourseWare Programı (etkileşimle ilgili sorunlarına karşın) 2000in üzerindeki ders içeriği ve iPhone/iPad cihazlarına özel iTunesU özellikleriyle öne çıkmakta. Tabii buradaki en önemli husus, bu eğitimlerin hemen hepsinin ‘şimdilik’ bedava veriliyor olması. Her birinin yıllık eğitim ücreti yaklaşık 50.000 dolar olan bu üniversitelerin en çok düşündüren şey de bu! Ve belki de bu yüzden örgün eğitim ve diploma süreçlerini, İnternet tabanlı bu yeni sisteme entegre etmekte işi ağırdan alıyorlar. Ancak bu beceriyi kazanan üniversite sayısının giderek artması, İnternet tabanlı eğitimin her an bir rekabet unsuru olarak masaya konmasını sağlayabilir ve bu durumda daha kimse eğitim ücretinden söz edemeden amansız bir mücadele başlayabilir.

Aslında eğitimciler diğer sektörlere baksalar bu bedava konusuna o kadar da soğuk yaklaşmayabilirler. İnternette bu deneyimi yaşayan müzik, sinema vb. sektörler şu anda yavaş yavaş rasyonel iş modellerini geliştiriyorlar ve kendilerini toparlama sürecine girdiler bile. Eğitimcilerin de özellikle şu Stanford örneğine bakarak ‘sürümden kazanma’ konusuna eğilmeleri önemli.

Özetle, yakın gelecekte medyada ‘ABD’de bedava okumak ister misiniz?’ şeklinde bir reklam görürseniz şaşırmayın. Bedavanın gücünden eğitim sektörü de yararlanmaya başlamış demektir! 26 Nisan 2012 Perşembe günü Kadir Has Üniversitesi’ndeki Yeni Medya Konferansı’nda bu konuyu daha detaylı olarak ‘Yeni Medya; Yeni Eğitim, Yeni Üniversite’ başlıklı bir sunumla anlatacağım. İlgilenenlere buradan duyurmuş ve davet etmiş olayım:)

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 16 Apr 2012 05:51:45 -0700 Teknoloji ve Bağımlılık http://ismailhpolat.com/teknoloji-ve-bagimlilik http://ismailhpolat.com/teknoloji-ve-bagimlilik

Digital-native

İnsanları ekran başından kaldırmanın yolu, onlara yüz yüze sosyalleşme alanları sağlayacak kamu ve yerel yönetim anlayışında

 
¨Teknolojinin ete kemiğe büründürdüğü sanal dünya ve buraya kaymakta olan bireyler arası sosyalleşme, insanlığı nereye götürüyor?¨, ¨Sabahtan akşama kadar tüm zamanını ekran başında geçiren gençleri, bu ‘bağımlılıklarından nasıl kurtaracağız’?¨ Özellikle orta yaş üstü kuşağın genç kuşağa yönelik bir kaygısı olarak akıllarda giderek daha fazla yer eden bu sorular, dünyada ve ülkemizde gündem işgal etmeye başladı bile.
 
7-8 Nisan tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 1. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nin de yola çıkış soruları buna benzer şeyler olsa gerek. Henüz kriterleri belirlenmemiş olması nedeniyle Teknoloji Bağımlılığı gibi bir kavrama karşı olsam da, gerek konuşmacı olarak bu hassasiyetimi dile getirmek, gerekse  bu alanda araştırmalara yapan akademisyenlerin çalışmalarını dinlemek amacıyla Kongre’nin her iki gününe de katıldım. Sanal dünyanın çok da fazla eğilemediğim farklı yüzünü ve sorunlarını görmemi sağlayan nitelikli içeriği ve konuşmacılarıyla açıkçası beklediğimden fazlasını bulduğum bir kongre oldu. Hemen her sunum ve panelin çok yoğun bir kalabalık tarafından takip edilmesi de dikkat çekiciydi.

Psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar ve Gazeteci-Televizyoncu M. Serdar Kuzuloğlu ile birlikte konuşmacı olduğumuz ‘Teknoloji Bağımlılığı ve Sosyal Ağlar’ başlıklı panelde, sosyal ağlar üzerinde giderek yoğunlaşmaya başlayan iletişimin etkilerini tartıştık.  

Kemal Sayar, gençler arasındaki ‘dışlama ve aşağılama’ olgusunun sosyal ağlara sıçramasıyla dışlanan bireyin üzerindeki etkisinin katlanarak artmasını mesleki vakalar üzerinden anlattı. (Siber Zorbalık -Cyber Bullying- olarak tanımlanan bu olguyu aynı başlıkla Kongre’de enfes bir sunuşla anlatan Eğitim Bilimci Marilyn A. Campbell bunun gençler üzerindeki etkisini gösteren müthiş bir videoyu da izletti.)


Panelin yöneticisi M. Serdar Kuzuloğlu ise, Kemal Sayar ve bana sorduğu sorular çerçevesinde ‘bu sorunların teknolojiden mi yoksa insanların doğasından mı kaynaklandığı ve çözümü nerede aramamız gerektiği’ hususlarına dikkati çekmeye çalıştı. Ayrıca, teknolojinin sadece bağımlılık yönüyle düşünülünce eksik algılandığını ve konunun fırsat ve olumlu yönelerinin de gözden kaçırılmamasının altını çizdi. Bendeniz ise, konuşmamda bizi sosyal ağlar üzerinden sosyalleşmeye iten nedenlerin ne olduğuna olduğuna odaklandım. Bunun için de Kongre’nin açılışını yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasında değindiği önemli bir kaç noktayı dile getirdim. Sayın Başbakan, doğup büyüdüğü dönemde sokaklarda kurulan arkadaşlıkları ve dayanışma ruhunu anlatarak başladığı sözlerine Kasımpaşa semtine bir gece önce yaptığı ziyarette sokaklara park eden araçlardan duyduğu rahatsızlığı ifade etti ve kişisel bir öz eleştiri de yaptığı önemli bir saptamada bulundu: ¨Belediyelerimiz, başta şahsım olmak üzere hiçbir imar, proje onaylanırken, ne yazık ki evlerin altına garajlar konmadığı için veya mahallelerde garajlar olmadığı için sokaklar işgal altında. (..) Evlerin altına garaj mecburiyeti olduğu halde, bunun parası alındığı halde, o zaman biz o mahallede sokaklarda niye garajları yapmıyoruz? Demek ki şimdi merkezi yönetimler olarak bize burada bir yasa düzenlemesi getirmek kalıyor. Bunun da adımını atmak durumundayız.¨

Evet, bugün dünyada ve ülkemizde sosyal ağlar birincil iletişim alanı haline geliyorsa bunun önemli nedenlerinden biri de hızlı ve çarpık kentleşme sonucunda giderek azalan kamusal alan ve artan güvenlik kaygısıdır. Bu sorunların çözümü için de, gençlere yönelik yeni fiziksel sosyalleşme alanları yaratılması gereklidir. Zaten Kongre’nin açılış sunumunu yapan Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Susan Greenfield’in konuşmasını bitirirken yaptığı öneri de aynen buydu.  

Madem aklın yolu bir, o halde artık söylemden eyleme geçmenin zamanı!

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 09 Apr 2012 05:47:00 -0700 Quo Vadis Adman?* http://ismailhpolat.com/quo-vadis-adman http://ismailhpolat.com/quo-vadis-adman

936full-quo-vadis-poster

Yeni Medya anlayışına hızla evrilmesi gereken reklamcılık sektörünün önündeki en büyük engel ‘eski güzel günler’!

Doğan Grubu’nun organizasyonuyla gerçekleşen GenerationDOL (Do it Onliners) Konferansı, (zorlama bir isimle izleyici önünde çıkmasına karşın) Yeni Medya kavramlarının bol bol konuşulduğu bir etkinlik olarak haftaya damgasını vurdu;
Etkinlikte eline tutuşturulan metni ancak sahnede okumaya fırsat bulanlar da  vardı, platformun şahane görselliğiyle sıradışı içeriğini  mükemmel biçimde birleştirenler de! Her biri ayrı telden çalan bu denli  geniş yelpazede bir konuşmacı listesi, haliyle herkesi en az bir yönüyle memnun edebildi.
 
Kişisel olarak internetten o da kısmen izleyebildiğim sunum ve panellerde,  en çok dikkatimi çeken geleneksel medyanın Yeni Medya’ya ilişkin değişmekte olan yaklaşımları idi. Özellikle sektörün yayıncılık kanadında eskiden beri var olan ben-merkezci tepeden bakış, büyük kalabalıkların süratle Yeni Medya alanına kayması nedeniyle  yerini ‘bizim bu yeni dünyayı öğrenmemiz ve hükümranlığımızı orada sürdürmemiz lazım!’ telaşına bırakmış durumda.
Bu değişimi en kayıtsız tavırlarla izleyen grup ise reklamcılar. Reklam veren ve yayıncıların  arasında bir köprü görevi gören bu sektör, biraz da reklam verenlerle olan güçlü ilişkilerine güvenerek ‘ne değişirse değişsin hepsi yine bana gelecek!’ egosunda. GDOL etkinliğinde de bu yaklaşımı görmek mümkündü. Reklamcılık konusunda kimi firmaların kendi markalarını adeta teslim ettiği  ‘duayen’ reklamcılardan ¨Duygu bombası olarak tasarlandıktan sonra satmayacak ürün yok!¨ şeklinde sözler duyduk panellerde. Çalıştığı firmaların ürün ya da hizmetine ilişkin yapılan onca emeği ve kaliteyi yok sayan bir anlayış nasıl bir egonun ürünüdür? Hadi diyelim, ürün veya hizmet kötü olsa bile reklamla sattırıyorsun, bunu bu şekilde ifade etmek nasıl bir etik anlayıştır? Bir reklamcı olarak tüketiciye karşı hiç mi sorumluluğunuz yok?  Durum böyle olunca elbette yapılır Hitler’li şampuan reklamları!


Bu nobran reklamcı yaklaşımı Yeni Medya konusunda da sürdürüldü ve yine ilginç sözlerle çalkalandı salon.  ‘Dijital Ajansların bittiği’ ilan edildi ve hatta daha da ileri gidilerek ‘Şu anda kadar sadece internetten doğmuş ve varlığını burada sürdüren bir marka olmadığı’ da iddia edildi. Geçtim Google ve Facebook’u, Mynet, yemek Sepeti, Markafoni, GittiGidiyor ya da Sahibinden ve hatta Ekşi Sözlük’ten de mi haberleri yok?

Kimi arkadaşlarım bu sözlerin 'offline markalar' için söylendiğini belirtti ama bu yapay ayrıma da katılmıyorum. Çünkü halihazırda küçük ve orta boy işletmelerin çoğu daha önceden zaten yer bulamadıkları geleneksel medyaları tamamen terkedip küçük seri ilanlarını bile özellikle Google ve Facebook gibi platformlar üzerinde değerlendirmeye başladılar. Kalan büyük kurumlar ise zaten Yeni Medya'ya doğru kayma var. Bu nedenle elde kalan 3-5 büyük markaya çok da fazla güvenilmemeli.

Zaten tarih bu konuda en büyük hakem. Zaman kimi haklı çıkaracak hep birlikte göreceğiz ama dünyanın gerçeklerinden de kopuk bir anlayışla nereye kadar sürer bu ‘Pompei’nin Son Günleri’, bilemedim. Ayrıca Dijital Ajans denilen oluşumlar bittiğine göre böyle bir zihniyetle onların yerine ne koyulacak ya da siz klasik reklamcılar ne koyacaksınız? Onların ‘kalitesiz’ viralleri yerine sizin milyon dolarlık  profesyonel viral prodüksiyonlarınız mı sattıracak ürünleri? Pardon pardon, ‘mecra değişse de tüketici aynı tüketici’ idi, değil mi? Ver duyguyu, at bombayı, sat ürünü!
 
Özetle reklamcılık sektörü,Yeni Medya’nın gelenekselden farklı ruhunu ve buna bağlı olarak değişen tüketici alışkanlıklarını, olaya Olympos’tan bakan bu ‘duayen’ takımının mesajlarına bakarak göremez.

Kuşkusuz reklamcıların içlerinde iyi niyetle bu değişim olgusunu kavramaya çalışanlar da var hatta birkaç ben-merkezci reklam starının dışında çoğunluk böyle. Ancak eski alışkanlıklar, halihazırdaki iş yapış biçimi ve henüz Yeni Medya tarafında mevcudu ikame edecek bir model olmayışı, onların da bu konuda radikal adım atmalarını engelliyor. Ama oyun alanı da hızla değişiyor.

Bunu o her zaman örnek alınan ABD’nin reklamcılık sektörü istatistiklerinden de görmek mümkün. ABD Gazeteciler Birliği’nin rakamlarına göre gazete reklamları 60 yıl önceki seviyesi olan 20 milyar dolara gerilemiş durumda ve sadece son 4 yıldaki düşüş 26 milyar dolar.

Screen_shot_2012-04-09_at_15
Haa, siz reklamcı olarak reklam verenin Yeni Medya’ya da yine sizin üzerinizden gideceğinizi düşünenlerdenseniz, oyun planınızı dijital ajansların ‘başarısızlığı’ üzerine kurmak yerine Google, Facebook, vd. platformlarda neler oluyor, önce ona bir bakmanızı öneririm. Gördükleriniz sizi şaşırtabilir.

Aaaah, o eski güzel günler!  
 

* Ey reklamcı, gidişat nereye?

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Tue, 03 Apr 2012 04:07:59 -0700 Sahiplik mi? Erişim Hakkı mı? http://ismailhpolat.com/sahiplik-mi-erisim-hakki-mi http://ismailhpolat.com/sahiplik-mi-erisim-hakki-mi

All-in-one

CD, DVD gibi formatlarla fiziksel olarak sahipliğine zorlandığımız içerik, sanal ortamda dileğimiz anda erişebileceğimiz farklı bir biçime evriliyor.

Dünyanın dört bir yanındaki medya sektörü oyuncuları, geçtiğimiz hafta Londra’daki Guardian’ın Changing Media Summit (Değişen Medya Zirvesi) etkinliğinde bir araya geldi. Medya’nın değişimine ilişkin ilginç sunum ve tartışmaların yapıldığı zirveye kişisel takvimimin uygun olmaması nedeniyle katılamadım ancak etkinlik sırasında ve sonrasında toparladığım bilgiler bile geleneksel medyadan yeni medyaya dönüşüm sürecinin bir kırılma noktasına doğru ilerlediğini gösteren ipuçlarıyla dolu.
 
Etkinliğin açılış konuşmacısı olan İngiliz dergiciliğinin 170 yıllık şahikası The Economist’in CEOsu Andrew Rashbass, 8 yıl önce Yeni Medya’ya ‘basılı derginin içeriğini internete koymaktan’ ibaret bir yaklaşımları olduğunu, ancak geçen zaman içinde Yeni Medya’daki kitlenin ‘pasif dergi okuyucusundan farklı ve sunulan içeriği ilerleten, geliştiren karakterini’ anladıklarını ve bu mecraya salt içerik sunmanın ötesinde blog, yorum ve tartışma panelleri ile online TV/Radyo yayınları gibi etkileşim sağlayıcı hizmetlere yönelerek farklılaştıklarını anlatmış.  Rashbass, halihazırdaki odaklarının ise tablet yayıncılığı olduğunu belirterek buradaki yayıncılığı geleneksel ve yeni okuyucu kitleyi birleştirecek bir 2.0 versiyonu üzerinde çalıştıklarını ve burada yepyeni iş modelleri kullanacaklarının ipuçlarını vermiş.
 
Bu konuşma ile birlikte etkinliğin bence en önemli konuşmasını, ABD müzik endüstrisi devlerinin ortaklığıyla kurulan Vevo adlı online müzik sitesinin CEOsu Rio Caraeff yapmış. Konuşmasına ‘İnanıyorum ki içerik, bilgi ve eğlenceye erişim hakkı, eninde sonunda içerik sahipliği kavramını geride bırakacak.’ sözleriyle başlayan Caraeff, önümüzdeki dönemde içeriğin fiziksel ortamda satılan ve sahiplik esaslı bir meta olmaktan çıkarak ağ üzerinde erişilebilir ve paylaşılabilir sanal bir biçime doğru evrileceğini öngördüklerini belirtmiş ve buna örnek olarak da ‘kişisel internet radyosu’ formatındaki Spotify müzik hizmetini vermiş.

Bu iki konuşmayı bir potada eritip yorumlarsak, geleneksel endüstrilerin önemli içerik tekelleri, içerik denen kavramın ağ üzerine taşınmasının etkilerini titizlikle analiz etmekte ve buradan çıkardıkları sonuçlarla yeni iş modellerine doğru yol almaya hazırlanıyorlar. Somutlaştırırsak, haber, müzik, film, kitap ve video gibi geçmişte (ve kısmen günümüzde) kağıt, kaset, CD, DVD gibi formatlar üzerinden satın almaya ve sahipliğine zorlandığımız fiziksel formatlar, giderek ağ üzerinden erişilebilir sanal biçimlere hatta sanal metalara dönüşmekte ve daha da dönüşecek. Ve artık evimiz ya da bilgisayarımız yerine ağ üzerinde tutulmaya başlanan bu içeriğe dilediğimiz zaman ve beğenilerimiz doğrultusunda erişmek mümkün olacak.

Gerek endüstri devleri gerekse kullanıcılar tarafından üretilen her türlü içeriğin Apple, Google gibi firmalar tarafından bulut (cloud) olarak adlandırılan sanal içerik depolarında saklanmaya başlandığını da göz önünde bulundurursak, önümüzdeki dönemde bu firmaların içerik sahipleriyle geliştirecekleri yeni iş modelleri sayesinde tüketici ayda sabit bir meblağ ödeyerek her türlü içeriğe onun sahibi olmadan erişebilecek.

Sözün özü, ‘ayda şu kadar dolar öde, sınırsız kitap oku, müzik dinle, film/video seyret!’ mottolarının egemen olacağı günler yakın.  ‘Ya, ben bunu sanki daha önce bir yerlerde duymuştum!’ diyenleriniz ise böyle buyursun;)  

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 26 Mar 2012 04:28:55 -0700 Girişimcilik > Girişmek http://ismailhpolat.com/girisimcilik-girismek http://ismailhpolat.com/girisimcilik-girismek

Girisimcilk_rehberi_serkan_unsal

Girişimcilik kavramının içini doldurmak için, sözcüğün kökeni olan girişmek eyleminden fazlası gerek!

 

Birkaç sene önce kadim dostum Serdar Kuzuloğlu ile birlikte Turkcell Akademi için ‘Yaratıcı Girişimcilik’ başlıklı bir eğitim hazırlamıştık. Turkcell ile proje geliştirmek isteyen gençlere girişimciliğin ne olduğunu ve aşamalarını anlatmayı hedefleyen  eğitim için birkaç ay boyunca kitaplar okumuş, bir sürü insanla röportaj yapmış, kısa filmler çekmiş, senaryolar yazmış ve sonunda tüm bunları toparlayarak oyunsal kurguda, eğlenceli ama bilgilendirici bir online eğitim çıkartmayı başarmıştık. Bugüne kadar en keyifle yaptığım işler arasında yer alan bu ‘Yaratıcı Girişimcilik’ eğitimi, girişimcilik kavramının düşündüğümden çok farklı yönlerini de tanımamı sağladı. Özellikle bizlerle kendi girişimcilik deneyimlerini paylaşan insanların ortak paydalarını yakalayıp bunları bir potada eritince doğru yapılanlarla birlikte yanlış ya da eksik yapılanları da farkediyor insan. Bu bağlamda, başarılı girişimcilerin neyi, nasıl yaptığınının yanısıra başarısız olduklarını da anlamaya ihtiyaç var.

Eğitim hazırlık süreci ve kendi gözlemlerimi birleştirdiğimde, özellikle ülkemizdeki girişimcilerin girişimcilik sürecinde yaptıkları en büyük hata, girişimcilik kavramını ‘türkçe karşılığına uygun’ bir biçimde algılamaları. Biraz daha açarsak, kavram girişimcilik ama eylem sadece girişmekten ibaret! Kendi iş kariyerimdeki bir deneyimimi paylaşayım; Ericsson’da çalışırken kurduğumuz mobil uygulama geliştirme merkezi Crea-World'e gelip bize fikirlerini anlatan ve sonrasında ‘Tamam, güzel fikir, peki bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?’ dediğimizde ‘Ben fikri verdim. Şimdi bunu patentleyelim ve siz de bunu mobil operatörlerle birlikte geliştirip pazara sürün ve geliri de paylaşalım!’ kıvamında yanıtlar veren hatırı sayılır miktarda ‘girişimci’ arkadaş vardı. Bunun ötesine geçenlerin çoğu da, mutlaka ‘devletten birşeyler’ bekliyordu. Oysa girişimcilik, ‘insanın kafasındaki fikrin sonunu görmesi ve bunun peşinden tutku, kararlılık ve azimle gitmesi’ temeline dayalı bir kavram. Bu bileşimi olmayanların çoğu da girişimciliği girişmek olarak algılayıp o aşamada da takılıp kalıyorlar. Kuşkusuz yapmak istediğim girişimcilik sözcüğünü ortadan kaldırıp yerine yeni bir şey ikame etmek değil ancak sözcüğün sorunlu algısının da ısrarla altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Büyük kurumların giderek küçüldüğü ve profesyonel iş olanaklarının da buna paralel biçimde azaldığı bu yeni çağda, girişimciliğin doğru anlaşılması bir zorunluluk. Sürekli oradan oraya savrulan girişimciler ve yarım kalmış sayısız projeler, ülkemizin kısıtlı kaynakları açısından da büyük israf anlamına geliyor. Özellikle günümüzde adeta bir altın madeni işlevi gören dijital dünyaya yönelik girişimciliğin, gençlere doğru biçimde öğretilmesi büyük önem taşıyor. Girişimcilik konusunda akademik eğitim veren Özyeğin Üniversitesi, gerek kurucusu gerekse rektör ve kadrosunun nitelikleri itibarıyla son derece isabetli ve öncü bir oluşum olarak görünüyor. Ancak daha fazla kurum ve kişinin bu konuya el atması gerekiyor. Ülkenin refah içinde kalkınması ve genç nüfusun istihdam sorunun çözümlenebilmesi için de bu seferberliğe ihtiyaç var.

NOT: Dijital dünyadaki girişimciliğe ilişkin kaynak arayanlara, kendi deneyimlerinden yola çıkarak basit ve anlaşılır bir kitap yazan Serkan Ünsal’ın ‘Dijital Girişimcilik Rehberi’ adlı e-kitabını öneririm. İnternetten ücretsiz indirmek isteyenler için: http://dijitalgirisimcilikrehberi.com

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Wed, 21 Mar 2012 00:57:00 -0700 Britannica'dan Wikipedia'ya... http://ismailhpolat.com/britannica-out-wikipedia-in http://ismailhpolat.com/britannica-out-wikipedia-in

Wiki-print

244 yılın ardından kağıt baskısına son veren Britannica bir dönemi kapattı. Artık bilginin yeni adresi siber topraklar!

Geçtiğimiz hafta ‘Britannica’nın basılı yayınına son verdiği’ haberini okuyan orta ve üst yaş kuşaktan pek çok kişi, o devasa ansiklopedi ciltlerinden birinin kapağını açmalarıyla başlayan ve bilginin peşinde konudan konuya atlayarak zamanın nasıl geçtiğini anlamadıkları o uzun düşsel yolculukları hüzünle anımsamıştır.

1768 yılında yaptığı ilk baskısından bugüne 7 milyonun üzerinde ansiklopedi seti satan bu bilgi hazinesinin son açıklanan satış rakamı 2010 yılına ait 8.500 set. Bu dramatik düşüş geçen yıl da devam etmiş olmalı ki Britannica, 2011 rakamları açıklanmadan kağıt ortamla olan ilişkisine son verdiğini açıkladı.

Ancak şirketin dijital ortamda da işi kolay değil.  Aslında 90ların ilk yarısından itibaren dijital ortama yatırım yapmasına karşın, kağıt döneminden kalma ‘kötü alışkanlıkları’ nedeniyle aradan geçen bunca yıla karşın hala rasyonel bir iş modeli bulabilmiş değil. Şirket, halihazırda kendi çalışanlarının derlediği 100.000 konu başlığı için abonelerinden  yıllık 50 sterlin talep ediyor. Oysa kendisine en büyük rakip olarak gördüğü Wikipedia, üyeleri tarafından üretilen 3.7 milyon konu başlığı için hiç bir ücret talep etmiyor. Bu noktada Britannica’nın sürekli gündeme getirdiği ‘Wikipedia’nın güvenilirliğinin kuşkulu olduğu’ argümanı ise, 2005 yılında saygın bilim dergisi Nature tarafından yapılan bir araştırma ile çoktan çürütüldü. Söz konusu araştırmaya göre, Wikipedia’da açılan her bilimsel konu başlığında ortalama 3.86 hata varken, bu oran Britannica’da 2.92 ve bu fark insanların Britanica’ya akın etmelerine sağlamaya yetmeyecek önemsizlikte. Zaten Wikipedia'nın konusunda uzman moderatörleri de bu tartışmalarda üretilen bilgiyi ilk adımda olmasa bile zaman içinde doğruya doğru ilerletecek kadar deneyimli ve birikimli hale gelmiş durumda.

Kuşkusuz, Britannica ile Wikipedia karşılaştırıldığında her ikisinin de avantajlı ve dezavantajlı yanları var ve Wikipedia'nın da bu haliyle daha alacak epey yolu olduğu açık. Ancak Wikipedia ortamının herhangi bir konu başlığını oluşturmak için arka planda yapılan entellektüel tartışmalar ve iterasyonlar sonucu bilgiyi giderek rafineleştiren yapısı, 21. yüzyılda bir bilgi kaynağının nasıl olması gerektiğini adeta işaret ediyor. Elbette bireysel, toplumsal, ticari ya da bilimsel kaygılarla doğru bilginin peşinde düşenler için Britannica ya da Wikipedia, yalnızca birer başlangıç ve ön hazırlık kaynağı olabilir. Bunun da , söz konusu gerçek-takipçileri için bu yeni çağın araştırma yöntemleri çok farklı. Eskiden bilgiyi toplum adına araştıran ve bulguları mutlak doğru kabul edilen akademia ya da gazete, kitap gibi güvenilir referans noktaları vardı. Günümüzde ise bu referans noktaları hala dursa da, gerek niceliksel artış, gerekse niteliksel düşüş, bu referansların güvenilirliğini giderek daha fazla sorgulanır hale getirdi. İşte bu noktada gerçek-takipçilerinin yapması gereken, eskiden gazeteci ya da bilim adamına yıkılan gerçek ve doğrunun peşine düşme sorumluluğunun artık sadece kendilerinin üzerinde olduğunu idrak etmeleri.

Bilgi-iletişim-medya insiyatiflerinin kurumlardan bireylere kaydığı bir çağdan söz ediyoruz; bilgi referanslarının da birey insiyatifiyle toplumsallaştırıldığı, doğrunun bireylerin katılımıyla rafineleştirildiği ve en önemlisi gerçeğin bulunması için sağlanan uzman katkısının kurumsal profesyonellikten ziyade bireysel gönüllülüğe dayandığı yepyeni bir dönem bu. Ve bu dönemde, otoriter ya da ticari kaygılarla yola çıkan profesyonel Britannica’lardan ziyade gönüllülük esasında bir gerçek takipçiliğinin temel alındığı Wikipedia’ların öne çıkacağı bir kaçınılmaz bir gerçek!

Yazıyı, bu konuların bilge adamı Koray Löker'in saatler önce benimle paylaştığı ve bu gündemin bence en derinlikli analizini yapmış olan makalenin orijinal başlığıyla noktalayalım; Knowledge is a property of the Network!

 

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 09 Mar 2012 06:28:00 -0800 Yarım elma Gönül alma! http://ismailhpolat.com/yarim-elma-gonul-alma http://ismailhpolat.com/yarim-elma-gonul-alma

Article-1331207975036-12120e4b000005dc-811624_466x310

Yeni iPad’i görücüye çıkartan Apple'da şapkadan tavşan çıkaran ‘sihirbaz’ artık yok. Tüketicinin ilgisi hala sürüyor ama...

Son bir kaç hafta boyunca artan spekülasyonlar geçtiğimiz Çarşamba itibarıyla doruğa ulaştı ve akşam saatlerinde yapılan Yeni iPad Tanıtımı'nın ardından kamuoyu, sosyal medyadaki yorum ve değerlendirmelere odaklandı. Steve Jobs’un eksikliğinin ciddi biçimde hissedildiği lansmanda Yeni iPad, meraklısının iştahını kesemeyecek kadar az yenilikle ortaya çıktı. Daha yüksek çözünürlüğe sahip retina özellikli ekran, 4G şebeke hızıyla çalışabilme ve en önemlisi pil canavarı bu şebekeler için geliştirilmiş yenilikçi ve uzun ömürlü batarya teknolojisi gibi özellikler, şapkadan tavşan çıkmasını bekleyen Apple büyüsüne kapılmış kitleyi tatmin etmedi. Kuşkusuz bunların bir kısmı Yeni iPad’i alabilmek için kuyruklara bile girecek. Ancak cihazı ellerine aldıklarından itibaren edinecekleri kullanıcı deneyimi eğer bir önceki modeli anlamlı biçimde aşamazsa, çoğu parasını boşuna harcadığını düşünecek ve büyü yavaş yavaş bozulacak!
Tc
 
Bu noktada Apple’ın Steve Jobs sonrası gidişatına bir bakmakta fayda var.  2012 itibarıyla 500 milyar dolar piyasa değeriyle dünyanın zirvesine kurulmuş şirketin bugünlere gelmesinin en önemli nedeni, son 5 yıl içinde sattığı 315 milyon mobil cihaz olsa gerek. Kullanıcıları PClerin geleneksel ekran-klavye ergonomisinin ötesine taşıyarak parmak hareketleriyle kontrol edilebilen yepyeni bir internet deneyimi yaşatan şirket, bu cihazlar üzerine yüklenebilen uygulamalar sayesinde de oyun, müzik, televizyon, kitap, gazete, vb. her formatta içeriğin etkin biçimde tüketilebilmesinin önünü açtı. Geçen hafta itibarıyla bu 315 milyon cihaza yüklenen toplam 25 milyar uygulama, bu etkinliğin bir kanıtı zaten. Ancak artık tüm bunlara süratle alışmış ve sürekli daha fazlasını bekleyen bir kitle var şirketin karşısında. Üstelik bugüne kadar Steve Jobs tarafından sunulan her yeniliği onun karizmasıyla özdeşleştiren ve her birini adeta bir devrim olarak benimsemiş bir kitle bu.
İşte tüm bu koşullar altında Jobs sonrası böylesi tatmin eşiği yüksek kitlenin karşısına çıkan kişinin Jobs’u aşmak ve beklentiyi karşılamak adına çok daha fazlasına ihtiyacı vardı. iPhone4S ile başlayan ve Yeni iPad ile süren bu talihsiz ‘Jobs-Cook’ karşılaştırması, cihaz lansmanlarında beklentiyi daha da arttırıyor.
319108
Üstelik Apple, artık bir teknoloji şirketi olmanın ötesinde dünyanın önemli bir trend belirleyici markası konumunda. Bir önceki iPad’ı bir kenara koyup bu yeni iPad’i alan kişilerin, kendilerini ve çevrelerini yeni bir trend konusunda ikna edebilmeleri için retina ekran ve uzun ömürlü bataryadan çok daha fazla argümana ihtiyaçları var. Tim Cook’un lojistik dehası, kurduğu maliyet etkin operasyon nedeniyle cihazların rakiplerinden çok daha rekabetçi bir fiyatla piyasaya sunulabilmesi gibi güçlü argümanlar da, tüketicinin çıtayı bu yüksekliğe koyduğu noktada bir anlam ifade etmiyor. Kuşkusuz Apple, geldiği nokta itibarıyla rakiplerinden çok ötede. Ancak sorun kitlesiyle olan ‘büyülü’ ilişkisinde ve bu büyünün bozulduğu an sonuçlarını kimse tahmin edemez!
Thenewipad
 
Kişisel olarak elimdeki ilk nesil iPad’i atıp bu Yeni iPad’i almayı düşünmüyorum ve buna harcayacağım para cebimde kalacağı için çok memnunum. Ancak eğer bir sonraki lansmanda da beni tatmin etmeyen bir cihaz gelirse, cihazımda yüklü uygulamalar ve burada oluşan kişiselleştirilmiş içeriğime rağmen, farklı bir alternatif arayışına girebilirim.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 05 Mar 2012 22:55:33 -0800 Mobil'i Yeniden Düşünmek http://ismailhpolat.com/mobili-yeniden-dusunmek http://ismailhpolat.com/mobili-yeniden-dusunmek
Screen_shot_2012-03-02_at_11
Bir tarafta cephelerini mobil dünyaya genişleten İnternet oyuncuları, öte tarafta ise  hareket alanları sınırlanan mobil iletişimin devleri..

Doksanlı yıllardan itibaren 10 yıl kadar kesintisiz izlediğim Dünya Mobil İletişim Kongresi (MWC) etkinliği, sektörden uzak durduğum son 8-9 yıldan bu yana farklı bir hal almış. Mobil İletişim Sektörü’nün kuruluş yılları olan 90ların ilk yarısında mobil operatörler, telefon üreticileri ve düzenleyici kurumların işbirliğiyle başlatılan etkinliğin amacı, bir önceki yılın genel bir değerlendirmesini yapmak, sorunları tartışmak ve geleceği planlamak olarak tarif edilebilir. Organizasyonun ilk yıllarında,  dünyanın en ileri teknolojilerini yaratan, bulan, geliştiren ve kullanan sektör, elde ettikleri devasa gelirlerin uzun yıllar keyfini de sürdü. Ancak bu  ‘Lüküs Hayat’ dönemi, 2000li yıllardaki küresel krizler ve mobil internet olgusunun rasyonel bir tabana oturtulamaması yüzünden bir duraklama dönemine girdi. 2012 itibarıyla yıllık birkaç trilyon dolar civarında toplam iş hacmine ulaşılmasına karşın, düşen kar marjları ve internet sektörüyle yakınsama sonucu pazara giren Apple, Google ve Facebook gibi ‘yeni’ oyuncular, sektörün eskilerinde ciddi bir gelecek kaygısı yaratmış durumda. Bugün gelinen noktada, mobil iletişim kavramının yeniden ele alınması ve konumlandırılması bir zorunluluk.


Geçtiğimiz günlerdeki MWC2012 etkinliğinde işte bu koşullar altında biraraya geldi mobil iletişim sektörü. Arada geçen yıllarda eski oyuncuların kimi tamamen sektörden çekilmiş, kimi faaliyet alanını daraltmış, kimi ise yeni koşullara göre kendisini yapılandırmaya çalışıyor.

Mobil telefon pazarında uzun yıllar once yükseldiği liderlik konumunu son yıllardaki değişimlere karşın hala sürdüren Nokia da, bu son kategoriye girenlerden.

Nokia

Şirket, telefon pazarının trendlerini uzun yıllar tek başına belirlese de, son yıllarda telefonların akıllanarak internete girmesi trendinde zorlu rakiplerle karşı karşıya. Özellikle son bir kaç yıldır Apple’ın yepyeni bir sunumu olan, dokunmatik ekranlı  ve uygulama sayısı zengin iPhone ve iPad deneyimi, Samsung’un görselliği yüksek Galaxy serisi ve HTC firmasının fiyat/performans oranı yüksek modelleri karşısında rekabette zorlanan Nokia, geçmişteki olumlu, olumsuz tüm deneyimlerinden yola çıkarak yeni bir oyun planı ile çıkıyor tüketicinin karşısına. Bu oyunun ilk adımı olarak, halihazırda lideri olduğu orta ve alt gelirli tüketici kitlesini 95 Euro civarı ekonomik fiyatlı ASHA modelleriyle akıllı telefon deneyimiyle tanıştırmayı ve bu telefonlar üzerinden sunacağı uygulamalarla bu segmentteki liderliğini pekiştirmeyi hedefliyor.

Şirket bir ikinci adım olarak, en çok zorlandığı üst gelir segmentinin ilgisini bu yıl içinde piyasaya süreceği LUMIA serisi akıllı telefonlarla çekmeyi hedefliyor. Bunun için Windows Phone işletim sistemini seçerek bu alanda rakiplerinin IOS ve Anroid tabanlı telefonlarına alternatif olmayı planlıyor. Nokia’nın bu planlarında başarılı olabilmesi için en kritik husus ise, rakiplerinin oldukça iyi durumda olduğu uygulamalarda. Halihazırda App Store’dan yaklaşık 25 milyar, Android Market’ten ise 10 Milyarı aşkın uygulama indirilmiş durumda.  Tüketicinin hayatını kolaylaştırdığı için telefon seçiminde giderek daha önemli bir unsur haline gelen bu hususta, Nokia’nın yerel bazda uygulama geliştiricilerle yapacağı işbirlikleri pazardaki geleceğini belirleyecek önemde. Şirketin halihazırda pazarın ‘zihin lideri’ olması bunun için büyük bir avantaj ancak rakiplerine yetişmek için ciddi bir çaba ve uygulama geliştiriciler için rakiplerinden farklı destek ve işbirliği adımları atması gerekli. Kuracağı eko-sistemin büyüklüğü oranında Nokia, mobil iletişimin yeni biçimlendiği alanda yerini alacak.

Bu yıl, eski oyuncular dışında mobil iletişim dünyasına adımını atan ve sektörün eskileriyle hem rekabet hem de işbirliği arayan yeni internet oyuncuları da dikkat çekti. Bunların başında da Facebook geliyor.  

Bret_taylor_mwc2012

Etkinlikte bir sunum yapan şirketin teknik patronu Bret Taylor, toplam 845 milyon abonelerinden 425 milyonunun Facebook’a mobil telefonları üzerinden bağlandığını ve bu doğrultuda mobil alanın güçlü oyuncularıyla işbirliği yapmak istediklerini söyleyerek sektöre bir zeytin dalı uzattı. Hatta bunun ilk somut adımı olarak da, Facebook platformu üzerinden yapılacak alım satımların telefon faturası üzerinden tahsil edilmesiyle ilgili bir kaç küresel GSM operatörüyle başladıkları projeye ilişkin bilgi verdi.
 
Img_1366
 

Evet, mobil iletişim başladığı ilk yıllardan çok daha farklı bir dönüşüme giriyor. Bu dönüşüm sürecinde, İnternetin gidişatını kavrayabilen mobil iletişimciler ile onların güçlü yönlerinden faydalanma becerisi gösterebilen internet oyuncularının hatları hep açık kalacak, diğerlerininki ise kapsama alanı dışına çıkacak!

Screen_shot_2012-03-03_at_00

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 20 Feb 2012 04:03:06 -0800 Ekşi geçen 13 yıl http://ismailhpolat.com/eksi-gecen-13-yil http://ismailhpolat.com/eksi-gecen-13-yil

Eksi-sozluk1

Çok sesli tartışmaları ve yenilikçi iş modelleriyle Yeni Medya Yayıncılığı’nın başarılı bir örneğidir Ekşi Sözlük!   

 
Çok değil 3-4 yıl önce bir İnternet konferansında yaptığım bir konuşmada sarf ettiğim yukarıdaki cümleye, paneldeki diğer konuşmacılar itiraz etmişti. Bir iletişim akademisyeni, bir gazete teknoloji yazarı ve bir geleneksel medya grubunun yeni medyalarının yayın yönetmeni olan bu kişilerin hepsi, Ekşi Sözlük’ün gazeteciliğin temel ilkelerine uymadığını hatta bunları deforme ettiğini savundular. Geleneksel yayıncılık perspektifinden bakıldığında elbette hepsinin haklı oldukları noktalar vardı. Ancak o zaman da, bugün de işaret etmeye çalıştığım şey, bunun geçtiğimiz yüzyılın geleneksel paradigmalarıyla değerlendirilmemesi gereken bir dönüşüm olduğuydu.

15 Şubat 1999 tarihinde Sedat Kapanoğlu’nun bir hobi olarak geliştirmeye başladığı Ekşi Sözlük, yayına başladığı ilk yıllardan itibaren, özellikle yeni kuşağın yoğun ilgisiyle karşılaştı.  Geleneksel medyaların tek yönlü, az renkli hatta yer yer fazlasıyla ciddi ve ticari ya da siyasi filtreli yayın formatında aradıkları çok sesliliği, etkileşimi, tarzı ve içeriği bulamayan insanlar, kendi günlük hayatlarında yaşadıklarının bir yansımasını gördükleri bu ‘sanal platformu’ fazlasıyla benimsediler. Fiziksel dünyada gerçek kimlikle ifade edilemeyen, paylaşılamayan ve hatta saklanan hemen herşey, orada anonim kimliklerle dile getirildi ve pek çok farklı açısıyla ortaya kondu. Oradaki paylaşım, tartışma, çatışma ve çok sesliliğin, pek çok sözlük yazarı ve okurunun hayata bakışını değiştirdiği de yadsınmaz bir gerçek. Bu açıdan bakıldığında Ekşi Sözlük, insanlar için önce fiziksel dünyanın gerçeklerinden bir kaçış noktası ve giderek paralel bir yaşam alanına dönüştü. Buradaki yeni ilişki ve ifade biçimlerinin, kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel kültür mirasından farklı bir kültürün ilk tohumları olduğunu da söyleyebiliriz.

İlk zamanlarda amatör bir anlayışla götürülen bu platform, hızla kendi ekonomik modelini de yaratarak gördüğü ilgiyi kendisini maddi olarak bağımsızlaştıracak iş modelini de geliştirdi. Google’ın reklam modelini ilk çıktığı yıllardan itibaren kendi platformuna adapte ederek, ana sayfa ve her başlığa uygun ürün ve hizmet tanıtımlarının kurgulandığı ‘bağlamı güçlü’ reklamcılık anlayışının da öncülerinden oldu.  
 
Açılan 2.5 milyon konu başlığı, bu başlıkların altındaki 14.5 milyon yorum maddesi, bu içeriği oluşturan 40 bin yazar ve 500 bin kullanıcısı sayesinde IAB Türkiye’nin son raporuna göre ayda 4 milyon farklı kişinin ziyaret ettiği bir internet sitesi daha doğrusu bir bilgi, iletişim ve medya platformu haline gelmiş olması da bunun kanıtı. Bu açıdan sözlük, İnternetin ilk dönemlerinde bugün ‘sosyal medya’ olarak tanımladığımız kavramın da ilk örneklerinden.

Tabii bu geçen 13 yıl, sadece yukarıda anlatıldığı kadar tatlı geçmedi. Bu platformun doğası itibarıyla, geleneksel kurum ve kuruluşlarla bireysel, sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuksal çatışmalara girmesi kaçınılmazdı. Bu yeni dünyada kendine yer bulamayan geleneksel zihniyet sahipleri, buradaki paylaşımları ‘ne idüğü belirsiz insanlar tarafından ortaya atılan iftiralar’, Ekşi Sözlük’ü de ‘bir ahlaksızlık yuvası’ olarak niteleyen kampanyalar yapmaktan geri durmadılar. Sözlük içindeki kimi insanların bu suçlamaları hak edecek görüş ve yorumları oldu kuşkusuz, ancak gözden kaçan ya da kaçırılan sözlüğün buna taraftar ya da karşı pek çok görüşü barındıran çok sesli bir platform olduğu ve böylesine toptancı yaklaşımı hak etmediği. Ancak herşeye rağmen bu ülkedeki herhangi bir kişi, kurum, konu veya olaya ilişkin bir araştırma yapmak gerektiğinde, yurdum insanının hala ilk sorgulama yaptığı yerlerin başında geliyor Ekşi Sözlük. Bu bağlamda Sözlüğün ironik sloganı 'kutsal bilgi kaynağı' deyişinin ne kadar anlamlı olduğu da aşikar!

Özet geçersek Ekşi Sözlük, acı-tatlı çoğunlukla da ekşi geçirdiği bu 13 yılının sonunda, sadece kendisini büyütmekle kalmayan, kendisi gibi bir çok sözlük platformunu ortaya çıkartmış bu yüzyılın Yeni Medya anlayışının bir tezahürüdür. Sosyal Medya üzerinden önümüzdeki yıllarda çok daha yaygınlaşacak bu yeni kültüre ilişkin fikir edinmek, onu anlamak ve bundan kazanç sağlamak isteyenlerin de mutlaka incelemesi gereken bir laboratuvardır.

'Bitti arkadaşlar, şimdi dağılın!’

Media_httpismailhpola_uiawe

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 13 Feb 2012 03:43:10 -0800 Masum değiliz hiçbirimiz http://ismailhpolat.com/masum-degiliz-hicbirimiz http://ismailhpolat.com/masum-degiliz-hicbirimiz

Spying-privacy-peeping-tom-peeping-through-keyhole-m

Yeni Medya, sonu gelmeyen kişisel bilgi ve mahremiyet ihlalleriyle bindiği dalı kesiyor! 


Sosyal Medya camiası, geçtiğimiz hafta içinde yine ve yeni bir ihlal skandalı ile çalkalandı. Skandalın başrolünde ise, sadece akıllı cep telefonları üzerinden hizmet veren ve kendini ‘yakın arkadaşlar arası paylaşımların yer aldığı özel sosyal medya’ olarak konumlayan Path.com vardı. Yenilediği şık arayüz tasarımının da yardımıyla son 2-3 ay içinde 2 milyon kullanıcıya ulaşan hizmet, meğer bu abonelerin telefon rehberlerini kendi veritabanlarına kaydetmekteymiş. Arun Thampi adlı bir hacker tarafından farkedilip ortaya çıkartılan bu skandal sonrası bir açıklama yapan Path’in patronu Dave Morin, ‘aslında bu işlemi Instagram, Foursquare ve Facebook gibi hizmetlerin de yaptığını, kendi amaçlarının ise ‘her üyesinin kişisel telefon rehberindeki diğer Path üyelerini saptamak’ olduğunu söyleyerek kamuoyundan özür diledi.

Geliştirdikleri yeni güncellemede bu kayıt işlemini artık kullanıcının izniyle yapacaklarını söyleyen Path (bendenizin de dahil olduğu) aboneleri nezdinde ne kadar inandırıcı oldu ya da daha önce neden böyle bir izin prosedürü yoktu bilemiyoruz ama bildiğimiz bunun kullanıcıların mahremiyetini ihlal eden ne ilk ne de son olay olduğu.

Geçtiğimiz Nisan ayında ABDli iki bilişim uzmanı, iPhone ve iPad cihazları üzerinde kullanıcıların konum bilgilerini kesintisiz kaydeden Apple firmasının gizli bir yazılımını tespit etti. Yazılım, herhangi bir kullanıcı telefonu kullanmaya başladığı andan itibaren onun ne zaman nereye gittiği, nerelerde ne kadar süreyle kaldığı ve günlük yaşamında hangi rotaları kullandığı gibi tüm veriyi kaydediyordu. ABD kamuoyunda ‘Locationgate’ olarak anılan bu skandala Sivil Toplum Kuruluşları ile Senato temsilcilerinin verdikleri tepkiler sonucunda Apple, bu yazılımı kaldırarak elde edilen tüm veriyi de sileceğini, bu tip bir yazılım geliştirme konusunda gelecek için bir planları olmadığını ve yapacakları her türlü işlem için kullanıcının iznini alacaklarını taahhüt eden bir açıklamayla olayı büyümeden sonlandırdı.

Tabii bunlara Google’ın kendi hizmetlerinde kullanıcıdan izinsiz kaydettiği veriler, Maps hizmeti altında piyasaya sürdüğü Street View adlı hizmetin neden olduğu mahremiyet ihlalleri, Facebook’un sürekli değişen mahremiyet ayarları yüzünden kullanıcıların sadece yakın çevreleriyle paylaştıklarını düşündükleri bilgilerin aslında çok daha geniş bir çevre tarafından görülmesi ve şirketin hiç bir veriyi silmemesi gibi vakalar da eklendiğinde, sürekli sansür, SOPA, PİPA gibi otoriter yaklaşımlardan şikayet eden Yeni Medya oyuncularının da aslında o kadar masumane eylemler içinde olmadıkları ortaya çıkıyor.
  
Kullanıcı bilgilerinin mahremiyeti, bu yeni iletişim ortamının ortaya çıkışından bugüne en çok tartışılan konuların başında geliyor ve geleneksel medya oyuncularının ‘internet bir iftira ve ahlaksızlık yuvası’ şeklinde yönelttiği eleştirilere de temel oluşturuyor. İşin ilginci Yeni Medya devlerinın bu konuda çok daha hassas davranması gerekirken tam tersine kullanıcıyla girdikleri güvene dayalı ilişkileri kendi çıkarlarına suistimal edecek örneklerin daha da arttığını gözlemliyoruz. Aslında bu durumun kullanıcının onlara olan güvenini azalttığının ve uzun vadede de Yeni Medya’ya en çok zararı yine kendilerinin verdiğini ne zaman idrak edecekler, bilinmez! Üstelik tüm bunların üzerine kullanıcılara ‘mahremiyetlerini taahhüt edecekleri’ vaadiyle öyle akıllara zarar sözleşmeler hazırlıyorlar ki, bu uzun metinleri okuyan az sayıda kullanıcı bile bu tip  kurnazlıkların şifresini hemen çözüp afişe ediyor ve güven daha da azalıyor.

Peki ne yapacağız? İnternetten, mobil iletişimden vazgeçemeyeceğimize göre tüketici olarak haklarımızı savunacağız. Bunu yaparken de ABD’deki EPIC (Electronic Privacy Information Center), EFF (Electronic Frontier Foundation) tarzı Yeni Medya'daki tüketici ihlallerine odaklı sivil toplum kuruluşları kuracağız ve bu tip ihlaller karşısında haklarımızı arayacağız. Gerekirse bu firmalarla hukuksal yollardan ve sosyal medya üzerinden mücadele edeceğiz.


Tabii böylesi geniş cepheli bir mücadelede bu tip firmaların suistimallerini açığa çıkartabilecek deneyim ve donanımda insanlara ihtiyacımız olacak. Yukarıdaki örneklerde de tasvir ettiğim gibi bu karmaşık sorumluluğun üstesinden gelebilecek insanlara hacker deniyor. Ve hackerlar aslında herhangi bir sistem ya da teknolojiyi onu ilerletmek ve kötü kullanımdan arındırmak adına eleştirel bir gözle inceleyip geliştiren kişilere denir. Elbette onların da içinde bu birikimi iyi veya kötü kullananlar var. Ancak büyük çoğunluğu gazete-TVlerde umacı gibi tanıtılanların aksine dünyanın ilerlemesine büyük katkıda bulunuyorlar ve mahremiyetimizi korumamız için en çok onları doğru anlamaya ve yardımlarına ihtiyacımız var.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 03 Feb 2012 01:20:00 -0800 İnternet Ekonomisinin Yeni Milyarderleri http://ismailhpolat.com/internet-ekonomisinin-yeni-milyarderleri http://ismailhpolat.com/internet-ekonomisinin-yeni-milyarderleri

Facebook-money2

Dünyanın en kalabalık sanal platformu Facebook, İnternet tarihinin en büyük halka arzını yapmaya hazırlanıyor!

Finans dünyasının birkaç yıldan beri yolunu gözlediği şirket, nihayet geçen çarşamba ABD Sermaye Piyasası Düzenleme Kurulu SEC’in kapısını çaldı ve gerekli dökümanları teslim ederek 2012’nin en heyecan verici halka arz sürecini başlattı. İşte o andan itibaren küresel finans çevrelerinin bir numaralı gündemi Facebook oldu ve şirketle ilgili çok yönlü ve spekülatif bilgi bombardımanı başladı.

Bahar aylarında (büyük olasılıkla Nisan gibi) yapılması planlanan halka arzın sonucunda şirket, piyasadan 5 Milyar dolar nakit sağlamanın yanısıra 100 Milyar dolarlık piyasa değerine ulaşmış olacak. Bu bereketli süreç, şirketi sekiz yıl önce kuran en büyük hissedar Mark Zuckerberg’in servetini 12 milyar dolara yükseltmekle kalmayacak, Facebook çalışanlarını dolar milyoneri ve aralarında U2’nun solisti Bono’nun bulunduğu bir grup erken dönem yatırımcıyı da dolar milyarderi yapacak. California Valiliği bile, vergilerle 9.2 milyar dolara ulaşacak bütçe açığını bu yeni Facebook zenginlerinin halka arz sonrası ödeyeceği toplamı yüz milyonlarca doları bulacak vergileriyle kapatmak için şimdiden kolları sıvamış durumda. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda yatırımcı ise, tüm bu gelişmeleri yakından izleyerek halka arza ilişkin bir yaklaşım geliştirme çabası içinde.

Peki Facebook hisseleri almalı mı, almamalı mı? Bu sorunun yanıtını bulabilmek için şirketin içinde bulunduğu ortamı ve dinamiklerini iyi analiz etmek gerekiyor. Ancak bunu Sanayii Çağı’nın bol rakamlı (çoğu zaman da analitik değil palavra olan) projeksiyonlarıyla değil bu yeni çağın sosyal ve girişimcilik ruhuna uygun vizyoner perspektifiyle değerlendirmek daha anlamlı.

Facebook’u uzun zamandır takip eden ve halka arza ilişkin ilginç değerlendirmelerde bulunan Time.com’dan Sam Gustin, şirketin (Google, Yahoo gibi İnternetin ilk döneminde yıldızı parlayan rakiplerinden farklı olarak) geliştirdiği kullanımı kolay platform ile, insanların birbirlerine zaman-mekan sınırlaması olmaksızın bağlanabildiği ve bilgi, duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına olanak tanıyan yeni bir medya oluşturduğunu belirtiyor. Gustin, şirketin başarısının altında, demokratik, meritokratik ve her türlü paylaşımı süratle yayabilen yapıdaki bu sosyal etkileşim platformu sayesinde, insanların daha açık, şeffaf ve birbirine bağlanabilir (connected) hale gelmesini gösteriyor.

Kimi çekincelerim olsa da temelde yazarın görüşlerine katılıyorum. Her ne kadar sansür, mahremiyet ve gizlilik ihlalleri konusunda ciddi bir sabıkası olsa da bu, Facebook’un insanlığı internetin ikinci aşaması olan sosyal medya dönemine sürükleyen şirket olduğu gerçeğini değiştirmez. Halihazırdaki 845 milyon aylık ve 432 milyon günlük aktif abone sayıları ve 3.8 Milyar dolar 2011 yılı geliri de bunu kanıtlıyor. İki-üç istisna dışında bu yeni iletişim ortamında faaliyet gösteren hiç bir şirketin henüz rüyasında bile göremediği rakamlar bunlar. Zaten Zuckerberg de, halka arz talebi için SEC'e yazdığı mektupta bu dönemin daha başında olduklarını ve alınacak çok yol ve değerlendirilecek pek çok fırsat olduğunu söylüyor.

Facebook’u diğer tüm rakiplerinden farklı kılan ise, bu çok bilinmeyenli yolu girişimci bir ruhla keşfetmeye çalışmaları ve yaptıkları keşiflerle platformlarını sürekli yenileyerek doğru yönde hızla ilerlemeleri. Geçen aylardaki F8 etkinliğinde duyurdukları yeniliklerle ‘yetişti, yetişiyor!’ denilen Google+ ile arayı ciddi biçimde açmaları bunun en iyi örneklerinden. Daha piyasaya tam olarak sürmedikleri sosyal arama, Facebook Credits, vd. bir çok yeniliğin ve en önemlisi uygulama geliştiriciler açısından cazip eko sisteminin de bu rekabette onlara anlamlı avantajlar sağlayacağı da aşikar.

Sonuç olarak Facebook halka arzının, bu yıla damgasını vuracak bir finansal gelişme olacağı kesin. Şirketin gelecekte hangi noktaya geleceğini şimdiden bilmek imkansız ama merak edenler şu örneğe bakarak bir kıyaslama yapabilir; Bundan 8 yıl önce sadece bir arama motoru ve test aşamasında bir e-posta servisi olan Google, 23 Milyar dolar pazar değeri ile halka arz edildi. Peki bugünkü değerinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz?  

Facebook-shirt-you-like-this

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 20 Jan 2012 03:08:00 -0800 Birilerinin canı SOPA istiyor http://ismailhpolat.com/birilerinin-cani-fena-sopa-istiyor http://ismailhpolat.com/birilerinin-cani-fena-sopa-istiyor

Google_blackout

ABD’de ‘telif ihlallerini önlemek’ amacıyla Kongre’nin gündemine alınan yasa tasarıları, internet kuşağını ayağa kaldırdı! 

 
Bu hafta bir dizi toplantı ve konferans için geldiğim New York’un Manhattan bölgesinde gezinirken bir kaç yüz kişilik bir gösterici grubuna rastladık. Uzaktan ‘Wall Street’i işgal et!’ protestocuları olduğunu düşündüğüm gruba yaklaşıp pankartlara bakınca farklı bir durumla karşılaştım ve günün anlam ve önemini bir kez daha hatırlayıverdim; 18 Ocak Çarşamba yani ABD Kongresi’nde ‘internetteki telif ihlallerini önlemek’ amacıyla gündeme alınan SOPA (Stop Online Piracy Act) yasa tasarısını protesto günü!

Kalabalığın ses uyumuna aldırmaksızın haykırmaya çalıştığı ‘Sansür değil inovasyon istiyoruz!’ gibi sloganlar, cadde ahalisi tarafından farklı duygularla karşılandı. Her ne kadar etraftaki akranları sempatiyle baksa da yaşı ortanın üzerinde olanlardan kimisinin yüzünde şaşkınlık ve yer yer öfke vardı. Peki zamanlarının çoğunu internette geçirdiğini ve hayatların sokağa çıkıp slogan atmamış olduklarını tahmin ettiğim bu genç insanların derdi neydi?
ABD film ve müzik endüstrisinin ‘büyük maddi kayıp’ iddiasıyla yıllardır sürdürdüğü siyasi lobi faaliyetlerinin sonucunda geçtiğimiz aylarda ABD Kongresi’de gündeme alınan SOPA tasarısı yasalaşırsa, ş
uradaki videodan görsel olarak da izleyebileceğiniz gibi ABD Hükümeti;
 
1) ABDli bir firmanın hak sahibi olduğu bir içeriğe ilişkin ‘telif ihlali’ yaptığı kuşkusu olan yurt içi ya da yurt dışı kaynaklı internet sitelerinin alan adlarını kullanmalarını engelleyebilecek,  
 
2)  ABD orijinli arama motoru, sosyal medya, wiki ya da blog platformlarında bu ‘korsan’ siteye herhangi bir şekilde link verilmişse onlar hakkında ‘telif ihlaline yardımcı olmaktan’ yasal soruşturma başlatıp dava açtırabilecek,
 
3) Söz konusu sitelerin ABD kaynaklı tüm kredi kartı, bağış ve finansal kuruluşlar üzerinden yaptığı para akışını kestirebilecek,
 
4) Bu sitelerden ‘korsan’ içerik indirenlere de 5 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.

Eğer ‘korsan’ site bütün bunlara karşın hala başka alan adlarıyla faaliyetini sürdürmeye devam ederse , bu sefer de yine Kongre’de yasalaşmayı bekleyen başka bir madde ile sitenin IP adresini (Internet numarası) bloklayacak yeni bir düzenleme olan PIPA (Protect IP Act) ile işi tamamen bitirilecek.

Sopa-protest-1
İlk bakışta ABD’nin iç işleyişi gibi görünse de arama motoru yerine Google, sosyal medya yerine Facebook, wiki yerine Wikipedia, blog yerine de Blogspot sözcükleri konulduğunda ve bunlara ek olarak para akışı yapılan en önemli kuruluş VISA ve Pay Pal ile dünyadaki alan adı ve IP adreslerinin çoğunun ABD kaynaklı olduğu göz önüne alındığında yasanın aslında Türkiye dahil bütün dünyayı etkileyeceği açıkça görülebilir. Ayrıca, telif hakkı ihlaline biçilen cezalar yüz milyonlarca kullanıcısı olan sitelerin kapatılması ve hapis cezaları.

İşte bu ölçüsüzlük nedeniyle  18 Ocak günü Google, Wikipedia, Wordpress ve Blogspot tasarıyı protesto için sitelerini kapattı ya da sanal eylemler yaptı. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’in ‘Biz artık internetin karşısında değil yanında yönetimler istiyoruz!’ konulu mesajına (bu yazının yazıldığı an itibarıyla) Facebook’ta 500.000 kişi tarafından destek verildi ve 100.000 yakın kişi tarafından paylaşıldı. Bunun da ötesinde, özellikle Google ve Wikipedia'nın öncülük ettiği kampanyaların sonucunda gençlerin öfkesi konuyu tek taraflı dinleyerek tamamen eğlence endüstrisinin haklarından yana bir tasarı hazırlayan Kongre üyelerine yöneldi. Bunun sonucunda bazı üyeler tasarıdan imzalarını çekti. Obama’nın sözcüsü de yasayı değerlendimeye aldıklarını ve internet özgürlüklerini kısıtlayacak hiç bir yasaya onay vermeyeceklerini açıkladı.

Dijital dünyanın fırsatlarından yararlanarak kendi içeriklerini bu yeni dünyada nasıl satacağını araştırmak ve interneti anlayarak genç kuşağı bilinçli kullanıma yöneltmek yerine ihtişamlı hayatım sürsün kaygısıyla sansüre sarılanlara yeni kuşak giderek daha fazla direnmeye başlıyor. Bundan sonraki her adımın daha fazla tepkiyle karşılaşacağını kimse aklından çıkartmasın.

Zaten yasada adı yazılmasa da ‘korsan’ sözcüğüyle kastedilen The Pirate Bay sitesi hemen bir açıklama yaparak ‘Bizi Suudi Arabistan ve İran’daki sansür bile durduramadı. ABD de benzeri kaderi yaşayacak. Sorununuzun çözümü İnternetlerin özgür bırakılmasında!’ şeklinde bir açıklamaya ile meydan okumayı sürdürdü.

Protesto günü boyunca konu ABD medyasında epey geniş yer aldı ancak onların da büyük bir kısmı yasa tasarısına destek veren medya grupları olmalarına karşın (belki izleyici tepkilerinden çekindikleri için) olayı her iki yönüyle de işlemeye çalıştılar. Genel tema; SOPA'nın Google'ın başını çektiği Yeni Medya'nın Hollywood ve Rupert Murdoch ile sembolize edilen Geleneksel Medya ile karşı karşıya getirdiği şeklinde idi. Gün boyunca medyada izlediğim en ilginç anektod ise Bloomberg TV’nin teknoloji editörü ile tasarıya destek veren Hollywood şirketlerinin temsilcisi Avukat Miles Feldman arasında geçti; Editör, avukata şu soruyu sordu: ‘ Şimdi bir internet kullanıcısı Micheal Jackson’un şarkısını indirirse 5 yıl hapis yatacak ama onun öldürmekle suçlanan doktoruna verilecek ceza en çok 4 yıl. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?’ Soruya Feldman: 'Evet, aslında burada biraz ölçüsüz olmuş ancak maddi kayıplarımız da büyük!' mealinde bir yanıt vermeye çalıştı ama izleyenleri pek de tatmin etmedi doğrusu.

Evet, bu soruya Hollywood ve geleneksel medya erbabının yanıtlarını bizler de merak ediyoruz! Ama lütfen şu aşağıdaki gibi komik reklam ve sloganlarla ya da şöyle tepeden bakan mal sahibi tavırlarıyla değil; karşısındakini anlamaya ve izleyicisi olan o kitleyle kucaklaşmaya çalışan iki paydaş gibi lütfen!

Hollwood_fight_for_sopa

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Wed, 18 Jan 2012 05:44:00 -0800 İnternet özgürlüklerini savunma günü! http://ismailhpolat.com/internet-ozgurluklerini-savunma-gunu http://ismailhpolat.com/internet-ozgurluklerini-savunma-gunu

18_ocak_kuresel_direnis_gunu

ABD'de parlamentoya yasa tasarısı olarak sunulacak SOPA(Stop Online Piracy Act) yasasıyla, internet özgürlükleri kısıtlanmaya çalışılıyor.

İnternet sitelerinde satılan ürünlerden, kullanılan içeriklere, yayınlanan videolardan, bilgisayar oyunlarına kadar telif hakkı ve ticari marka kelimelerinin birlikte anılabileceği her unsuru etkileyebilecek bu yasa tasarısına karşı Google'dan Wikipedia'ya ve bloglara kadar Türkiye dahil dünyadaki bir çok internet oluşumu 18 Ocak günü sitelerinde protesto eylemleri yapılıyor.

Destek için http://www.internettutulmasi.com

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 16 Jan 2012 05:57:39 -0800 Markalar için Sosyal Medya Kılavuzu http://ismailhpolat.com/markalar-icin-sosyal-medya-kilavuzu http://ismailhpolat.com/markalar-icin-sosyal-medya-kilavuzu

Fizy_seysi2
Sosyal Medya’yı bir bataklık olarak görüp uzak duran ya da bu sorumluluğu başkalarına teslim eden markalar; Yanlış yoldasınız!
 

Van Depremi sonrasında bir havayolu şirketi, birkaç hafta önce bir otomotiv firması ve geçtiğimiz hafta da Türkiye’nin seçkin GSM operatörlerinden birinin milyonlarca dolar ödeyerek satın aldığı bir internet müzik servisi, sosyal medya krizlerinin baş aktörleri oldular. Bunların her biri kendi krizini farklı yöntemlerle çözmeyi denedi. Havayolu şirketi, deprem için kurguladığı kampanyaya sosyal medyanın verdiği tepkiyi iyi süzemeyince krizini daha da derinleştirdi. Otomotiv firması, çok da etkin kullanmadığı sosyal medyadaki tepkiyi ilk zamanlarda önemsemedi ancak ilerleyen süreçte olayın vehametini çabuk farkedip durumu toparladı.

En ilginç vaka ise, internet müzik servisi idi. Servisin Facebook sayfasını yöneten moderatörün kullanıcılara verdiği ve sınırları zorlayan yanıtlarını yukarıdaki resimde görebilirsiniz. Bu ‘sosyal medya uzmanı’ arkadaş, mevcudiyetinin yegane temeli olan sanal dünyadaki pervasızlığının bir iletişim krizine döndüğünün ve markaya verdiği zararın farkında mı değil mi?; Ne bizler ne de onlar henüz anlayamadık:)
Fizy_seysi
Aslında bu vb. irili ufaklı olaylar da gösteriyorki, kişisel ya da kurumsal markalar için sosyal medya artık bir vaka ve kaçış yok!

Geçen yıla kadar Sosyal Medya, çoğu marka için göz ucuyla izlenen ‘ne idüğü belirsiz bir yer’ idi.  Ancak kullanıcı sayısındaki olağanüstü artış ve buna paralel gelişen kamuoyu etkisi, tüm markaları Sosyal Medya’yı etkin kullanabilme arayışına itti. Hemen her kişi ve kurumda hakim olan ‘Aman biz bu işten anlamıyoruz, bari anlayan birilerine verip çözelim!’ anlayışıyla kimileri sorumluluğu dijital ajanslara verdiler, kimileri ise kendi bünyelerinde sosyal medya uzmanı istihdam ettiler. Sürecin başlarında işler, ilk başlayanların ustalığı ve mecra etkisinin nispeten az olması nedeniyle iyi gitti. Ama bugün gelinen noktada markalar, önceliği giderek artan ve ilgilenilmediği takdirde tek bir kişinin olumsuz tepkisinin yaygınlaşmasıyla bile o zamana kadar oluşan tüm itibar ve değerlerini alaşağı edebilecek kadar güçlü etkisi olan bir mecra ve kitleyle karşı karşıya. Üstelik giderek artan bu talebi karşılayacak nitelik ve nicelikte bir Sosyal Medya sektörünün oluşmadığı da ortada. Bu olumsuzluk, müşteri sayıları giderek artan dijital ajansların iş kalitesine de, markaların kendi bünyelerinde istihdam ettiği ‘uzmanların’ niteliğine de yansımakta. Sonuçta yukarıda söz ettiğim tarzda krizlerin 2012’de artarak yaşanması kaçınılmaz.

Peki ne yapmak gerekli? Öncelikle markalar artık ‘Ben Sosyal Medya’dan anlamam!’ anlayışıyla işi başkasına havale etmekten vazgeçmeli ve en azından konuyu denetleyecek kadar öğrenmekle ilk adımı atmalılar.

Bir sonraki adım ise, kendi işleyiş süreçlerine Sosyal Medya’yı da eklemleyecek bir değişimi başlatmak olmalı. Bunu neden yapmaları gerektiğini soranlar, bir markanın itibar ve değerinin sosyal medya olmadan artık oluşturulamayacağını akıllarından çıkartmasın. Üstelik sosyal medyada gösterilen faaliyetlere satış, pazarlama, kurumsal iletişim, müşteri hizmetleri ve hatta ARGE gibi bir çok organizasyonel unsurun dahil artık. Ancak ve ancak bunu idrak edebilen markalar, tüm bu unsurların iletişimini emanet ettikleri bir sosyal medya uzmanının ve/veya dijital ajansın hangi vasıflara sahip olması gerektiğini görebilir ve böylelikle bu zorlu mecrayı bir tehdit değil fırsat ortamına dönüştürebilir.    

İşin bir de tüm markaların desteklemesi gereken eğitim modeli oluşturmak ve desteklemek kısmı var ki, bunu anlatmak için uzun uzun bir yazı gerekli. Ancak halihazırda Türkiye'de bu alana yönelik eğitim veren 3-4 üniversite programı* olduğunu düşünürsek durumunun ne denli vahim olduğu anlaşılır.

* Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Lisans ve Yüksek Lisans Programları, Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Lisans Programı ve Yeditepe Üniversitesi Sosyal Medya Yönetimi Yüksek Lisans Programı

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 26 Dec 2011 06:20:00 -0800 Yeni Medya yine oyun peşinde! http://ismailhpolat.com/yeni-medya-yine-oyun-pesinde http://ismailhpolat.com/yeni-medya-yine-oyun-pesinde

Zynga_listing_day_610x407

Sosyal Oyun firması Zynga’nın 9 Milyar $ piyasa değeriyle halka arzı, yatırımcıların dikkatini yeniden internet girişimciliğine yöneltti.

Bundan 23 yıl önce kazandığım ilk maaşla kendime hediye olarak ilk kişisel bilgisayarımı almıştım. Hiç unutmuyorum, o cuma akşamı bilgisayarı alıp evin odasına kapanmış ve satıcı firmanın hediye ettiği ‘dandik’ bir araba yarışını haftasonu boyunca evden hatta odadan hiç çıkmamacasına oynamıştım. Pazartesi sabahı işe giderken babamın ‘bu kafayla gidersen bir baltaya sap olamazsın!’ bakışları da hala aklımda. Ancak ilerleyen zamanlarda bilgisayarın diğer yönlerini keşfettikçe oyunla ilişkim giderek dengelendi.

Bugün internetin ve cep telefonlarının da devreye girmesiyle özellikle dijital yerli dediğimiz yeni kuşağın neredeyse tamamına bu yeni medyalardaki oyunların adeta bağımlısı olarak bakıldığını ve çevremdeki anne-babalarda da, babamınkine benzer bir kaygı geliştiğini gözlemliyorum. Öncelikle herkes şunu bilmeli ki oyun, daima bu sanal dünyanın ilk ve en keyifli adımı olarak kalmaya devam edecek. Bu açıdan anne-babalar, çocuklarının oyunla ilişkisini sınırlamaya çalışmak yerine onların Yeni Medya’nın diğer olumlu alanlarını keşfetmelerine ön ayak olmalılar ve hatta bu alanları bile oyunlaştırabilmek için çaba göstermeliler. Bunun da ötesinde, günümüzün eğitim, finans, savunma hatta sağlık gibi dijital ortama taşınan eski ve yepyeni iş alanlarının çoğu iş süreçlerini oyunlaştırmakta  ve iyi bir oyuncu olmak da bir avantaj. Örneğin; ABD Silahlı Kuvvetleri'ndeki deniz piyadelerinin seçimi için World of Warcraft gibi bir online oyunda belli bir seviyenin üzerine çıkmış olmak, önemli bir tercih kriteri. Eğer anne-babalar bunu öngörebilirlerse, çocukları geleceğin bu yeni iş alanlarına çok daha hazır hale gelir ve hatta giderek devasa boyutlara gelen oyun alanındaki bir girişimin parçası hatta sahibi bile olabilir.

İşte oyun dünyasının Yeni Medya’daki bu değişimini önceden fark ederek bu alana odaklanan bir girişimci, bugünlerde bu öngörüsünün keyfini sürmekte; Marc Pincus!

Mark-pincus-of-zynga-e1322507118317

Harvard Business School mezunu Pincus’un 2007 yılında köpeğinin adından esinlerek kurduğu Zynga firmasının geliştirdiği FarmVille, CityVille, MafiaWars gibi oyunlar her gün 222 milyon kişiye hizmet vermekte. Firmanın oyunda avantaj sağlamak için para ödemeyi temel alan Freemium iş modeli sayesinde bu 222 milyon oyuncunun %2si sanal-araç gereç satın almakta ve firmaya her gün 3 milyon dolar kazandırmakta. Zynga’nın 4 yılda kaydettiği bu baş döndürücü büyüme yatırımcıların da dikkatini çekti ve  geçen hafta yapılan halka arzda 8.50-10.00 $ arası olarak açıklanan birim hisse senedi fiyatı, büyük finans kurumları tarafından tavan rakam üzerinden adeta kapışıldı. Şirket borsaya çıktığı ilk günlerde %6lik düşüşe ve medyada çıkan olumsuz eleştirilere rağmen çoğunluk yatırımından emin. International Herald Tribune’den Evelyn Rusli’nin analizine göre, bunun en önemli nedeni şirketin pazar değerlemesinin daha önce çeşitli kuruluşlar tarafından 20 milyar dolar olarak ilan edilmesine karşın şirketin bu rakamın yarısından az bir fiyatla piyasaya çıkması. Bunun dışında Zynga’nın Facebook ile yaptığı 5 yıllık imtiyazlı oyun hizmet sağlayıcısı anlaşması, şirketin henüz devreye sokmadığı reklam, ürün yerleştirme ve popüler oyun unsurlarını markalaştırma (merchandising) gibi yeni iş modelleri yatırımcıların beklentisini daha da arttırıyor.

Bu durum sadece Zynga ile de sınırlı değil. Asya pazarında faaliyet gösteren oyun firması Nexon’un geçtiğimiz günlerdeki piyasaya arz ettiği 1.2 milyar dolar değerinde hisse de benzer bir şekilde ilgi gördü. Buna Blizzard’ın ayda 500 milyon dolar gelir elde ettiği World of Warcraft, Electronic Arts’ın Facebook’ta en çok ilgi gören 3 oyundan biri olan SimsSocial gibi oyunları da eklersek ortaya çıkan sektörün küresel ekonominin zirvelerine doğru yol aldığı da görülebilir. DFC araştırma şirketi, dijital oyun sektörünün 2016’da 81 milyar dolarlık bir hacime ulaşacağını ve bununla da müzik endüstrisinin 3 katı boyuta geleceğini öngörüyor.

Evet, burası Yeni bir medya ve bunun en önemli ayağını da oyun sektörü oluşturuyor.

Peki bizim eski medya sektörünün patronları bunu böyle görüyorlar ve ülkemizdeki çok değerli oyun firmalarına yatırımcı oluyorlar mı?
TTNet’in Sobee yatırımı hariç bu konuda ciddi bir adım var mı?
Yok canım, ne alakası var? Oyun da medyadan mı sayılırmış? Allah Allah!

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Tue, 20 Dec 2011 06:04:00 -0800 İnternet temel insan hakkı olmalı mı? http://ismailhpolat.com/internet-temel-bir-insan-hakki-olmali-mi http://ismailhpolat.com/internet-temel-bir-insan-hakki-olmali-mi

Handshake_from_laptop

Sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ilişkileriyle yeni bir yaşam alanına dönüşen internete yeni anayasamızda yer verilmeli!

Türkiye yeni bir yıla hazırlanırken 2012 boyunca ülke gündeminin en üst sıralarında Yeni Anayasa tartışmaları yer alacak. Günü kurtarmaya alışmış ülkemizde kamuoyu bu konuyu şimdiden gelecek yıla ertelemiş görünüyor. Ancak dikkatlerden kaçmaması gereken nokta, yeni anayasa yapım sürecinin başlamış olduğu ve sivil toplumdan gelecek taleplerin 31 Aralık’a kadar TBMM’ne iletilmesi gerektiği. Geçen hafta yaptığı bir açıklamayla bu kritik takvimin altını çizen TBMM Başkanı Cemil Çiçek de, şimdiye kadar 21 binden fazla kurum ve kuruluşu konuya ilişkin bilgilendirdiklerini ancak geri dönüşün çok az olduğunu ifade etti.

Kendi meslek alanım olması nedeniyle ‘İnternet’in mevcut durumu ve gelişmeleri bağlamında yeni anayasa çalışmalarına nasıl katkı sağlanabilir?’ sorusunu ve yanıtlarını uzun zamandır gerek bireysel, gerekse Alternatif Bilişim Derneği, İnternet Vatandaşları Topluluğu gibi sivil inisiyatifler çerçevesinde düşünüyor, tartışıyor ve çözüm önerileri üzerinde çalışıyoruz.  Bu çalışmalar kapsamında en temel tartışma konuları ise, internetin ‘ne’ olduğu, bir ‘temel hak’* olarak kabul edilip edilmeyeceği, Anayasa’da yeri olup olmayacağı ve olacaksa Anayasa’da nasıl yer alacağı idi. Kişisel olarak tartışmalarda gözlemlediğim en önemli husus, internetin ne olduğuna ilişkin herkesin farklı bir bakışı olmasıydı. Kuşkusuz bu, herkesin kendi internet deneyiminden kaynaklanan bir farklılık. Hiç kullanmayanlar için uzak durulması gereken bir garabet, çok kullananlar için ise birincil yaşam alanı. Tabii bu farklılık diğer tartışma konularının yanıtlarını da etkiler nitelikte. Ancak, internet üzerinde oluşan sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ilişkilere ve bunların güçlü etkilerine bakarak bu noktaya gelmeyi bekleyecek zamanımız da yok. İnsanlar fiziksel sınırları kaldıran bu sanal ortamda arkadaş oluyor, eğleniyor, üzülüyor, iş yapıyor, para harcayıp kazanıyor, gruplaşıyor, evleniyor, dolandırılıyor, vs. Fiziksel dünyayla entegre ele alınması ve düzenlemesi gereken yüzlerce hatta binlerce vaka olagelmekte. Kısacası, insanlık interneti daha çok deneyimledikçe bu ortam, onun için tamamlayıcı bir yaşam alanı noktasına doğru ilerliyor.

İşte tam bu noktada toplumların yaşam alanlarına sirayet etmekte olan internetin devletlerin vatandaşlarıyla aralarında yaptıkları ana sözleşmeye bir temel hak olarak dahil edilmesinin gerekliliği konuşulabilir. Bunun elbette hukuk tekniği açısından bir takım zorlukları olabilir ancak internetin bir yaşam alanı olduğunda uzlaşırsak, bir başlangıç olarak onu Anayasamıza temel bir hak olarak koyup Bilgi Toplumu olma yolunda ilk adımı atabiliriz. Bu adım, bizi bir anda dünyada interneti temel bir hak olarak kabul etmiş olan Finlandiya, Estonya ve İzlanda ile birlikte dünyanın en ileri ülkelerinin seviyesine getirir ve interneti eninde sonunda Anayasalarına dahil edecek AB ve diğer dünya ülkelerinin önüne taşır. Sadece bu açıdan bile internet, Türkiye için vizyoner bir kavram haline gelir.  

Sivil toplum olarak katılımcı demokrasiden söz ediyorsak, sürecin bir parçası olmadan ona dışarıdan eleştiri getirmenin anlamsızlığı yerine katılımcı bir anlayışla katkılarımızı ve varsa eleştirilerimizi bunun içine girerek yapmanın en akılcı yol olduğunu da unutmayalım.  Sadece internet değil yaşamın her alanında toplum olarak ihtiyaç duyduğumuz her türlü talebi Yeni Anayasa çalışmalarının adeta yürütme organı olan TBMM Başkanlığı ve/veya Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na gönderelim. Internetle ilgili Anayasal talepleri de düşünelim, tartışalım ve interneti gündemin üst sıralarına taşıyalım. Unutmayalım, burası hepimizin yaşam alanı ve bu konuda sesimizi duyurmak için son tarih 31 Aralık!

Internet_as_basic_human_right

 * Temel Hak: İnsanın sadece insan olması nedeniyle vazgeçilmez ve devredilemez hakları. (Doç. Dr. Elif Küzeci)

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 12 Dec 2011 04:31:51 -0800 İnternetten Para Kazanma ‘Kılavuzu’ (2) http://ismailhpolat.com/internetten-para-kazanma-kilavuzu-2 http://ismailhpolat.com/internetten-para-kazanma-kilavuzu-2

Long-tail

LongTail (Uzun Kuyruk), siber ağlarda ticari rekabet avantajı sağlayabilmek için odaklanılması gereken temel kavramlardan biri.

Geçen hafta Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü’nde verdiğim ‘NM101: Yeni Medya’ya Giriş’ dersinde önemli bir konuk hocamız vardı; Cocuk.com ve istanbul.com gibi popüler sitelerin de sahibi olan dijital hizmetler firması Adsmrt’ın Genel Müdürü Volkan Kırtok, siber ağ ekonomisi üzerine iş deneyimlerini öğrencilerle paylaştı.
Volkan_krtok_nm101

Kırtok’un anlattıkları arasında bana göre en sıradışı olanı, ABD’de Netflix adlı online dizi ve film izletme şirketinin satış temsilcisi iken yaptıkları bir pazarlama kampanyasıydı. Birkaç yıl önce herkesin Torrent paylaşım siteleri üzerinden bedava dizi ve film indirip izledikleri bir pazarda, ellerindeki içeriği nasıl olup da ücretli satabileceklerini düşünürken akıllarına ‘tuhaf’ bir fikir gelmiş; Torrent sitelerine reklam vermek! Fikrin üzerinde biraz daha çalışıp ellerindeki dizi ve film portföyünden herhangi birini Torrent sitelerinden indirmek isteyenlere ‘Bu ve diğer binlerce dizi ve filmi ayda sadece 4.99 $’a YASAL olarak izlemek ister misiniz?’ şeklinde bir teklif götürebilecekleri bir reklam kampanyası kurgulamışlar. Öğrencilerin ilgiyle dinlediği ve tanıtım için seçilen mecranın ucuz reklam tarifesi, hizmetin rasyonel ücreti ve reklamın kişiselliği ve dili gibi siber ağ ekonomisini iyi analiz eden bu kampanya kurgusunu iyi uygulamanın ödülünü ise, o yıl New York bölgesinde en çok satış yapan temsilci firma olarak almışlar.

İşte Yeni Medya bu tip yaratıcı iş modellerine açık bir ağ ortamı. Bu karmaşık ortamda rekabet avantajı sağlamak için kitapların teorilerinin ötesinde uygulamaların pratiğinden yararlanmak gerekli. Çünkü burası ¨Bedavadan nasıl para kazanılır?¨ gibi ‘tuhaf’ sorulara çok sayıda mantıklı yanıt geliştirilebilen bir iş alanı?! Bu güçlü pratik çerçevesinde giderek belirginleşmeye başlayan temel kavramların bence en önemlisi Long Tail. Çok bir şey çağrıştırmasa da dilimize Uzun Kuyruk olarak çevirilen bu kavram, temelde Yeni Medya ekonomisini ¨bir mal ya da hizmeti ne kadar sanallaştırırsanız onu ağ ortamında pazarlamanız için o kadar uygun koşullar oluşturacak¨ noktaya götüren ticari bir bir enstrüman.
Longtail_concept

Örnek olarak kağıt baskı bir kitabı satabilmek için kabaca yazar, yayınevi, matbaa, depolama, dağıtım, satış ve pazarlama süreçlerinden geçmesi ve bu aşamalarda oluşan tüm maliyetlerin kitabın fiyatına yansıması gerekli. Barnes&Noble gibi bir yayıncı aynı kitabı mağaza yerine siber ağlar üzerinden pazarlamak istediğinde ise, öncelikle satış ve pazarlama maliyetlerinde dramatik düşüşler söz konusu olur. Ancak eğer bu kitabı e-kitap olarak tamamen sanal ortamda satma yolu seçilirse matbaa, depolama, dağıtım, satış ve pazarlama kalemlerinin hepsinde birden çok ciddi maliyet tasarrufu sağlanabilir. Buna bir de internetin sonsuz sayıda sanal raflarına sadece popüler değil niş kitapların da konulabildiğini ve bunlara bile dünyanın her yerinden müşteri çıkma potansiyelini eklerseniz satış hacminin de ne boyutta arttırılabileceği kolaylıkla görülebilir.  
Long_tail_the_bit_player_advantage

LongTail kavramı üzerinden geliştirilen dijital pazarlama araçlarının sağladığı rekabet avantajı şimdilik Amazon, Rhapsody gibi öncü firmaların cirolarını katlayarak arttırıyor. Örneğin bu, bir mal ya da hizmet ile ilgilendiğinizde ona yakın karakteristikte bir diğerini müşteriye önerebilen tavsiye sistemleri sayesinde, niş ürün ve hizmetlerin de öne çıkması sağlanmakta ve satış hacmi daha da artmaktadır. Bu bağlamda LongTail kavramını Yeni Medya ortamı için adeta baştan yaratan Wired dergisi Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson, böylesi bir sanallaşmanın sonucunda tüketicinin örneğin 15 dolardan satılan bir müzik albümü yerine o albüm içinden en beğendiği şarkıyı 80 cente alabildiğini ve toplam satış hacminin de tavsiye sistemlerinin de desteğiyle eskisinin 100 katına çıkabildiğini savunuyor. Yani eskisinden yaklaşık 5 kat daha fazla bir ciro söz konusu.
Long_tail_real_cost_of_music
Increase_in_revenue_by_long_tail

İşte kitap, müzik, film, oyun ve medya sektörlerinin Yeni Medya’nın para kaybettiren değil aksine çok daha fazla para kazandıran bir yer olduğunu anlamaları için asıl kafa yormaları gereken de bu kavramlar üzerine inşa edilecek iş modelleri. Bunu yapmak yerine bildiklerini okumakta ısrar ederlerse Volkan Kırtok benzeri genç girişimciler, tek başlarına bugünün dev endüstrilerinin en büyük rakibi olurlar.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat