İsmail Hakkı Polat http://ismailhpolat.com Most recent posts at İsmail Hakkı Polat posterous.com Mon, 20 Feb 2012 04:03:06 -0800 Ekşi geçen 13 yıl http://ismailhpolat.com/eksi-gecen-13-yil http://ismailhpolat.com/eksi-gecen-13-yil

Eksi-sozluk1

Çok sesli tartışmaları ve yenilikçi iş modelleriyle Yeni Medya Yayıncılığı’nın başarılı bir örneğidir Ekşi Sözlük!   

 
Çok değil 3-4 yıl önce bir İnternet konferansında yaptığım bir konuşmada sarf ettiğim yukarıdaki cümleye, paneldeki diğer konuşmacılar itiraz etmişti. Bir iletişim akademisyeni, bir gazete teknoloji yazarı ve bir geleneksel medya grubunun yeni medyalarının yayın yönetmeni olan bu kişilerin hepsi, Ekşi Sözlük’ün gazeteciliğin temel ilkelerine uymadığını hatta bunları deforme ettiğini savundular. Geleneksel yayıncılık perspektifinden bakıldığında elbette hepsinin haklı oldukları noktalar vardı. Ancak o zaman da, bugün de işaret etmeye çalıştığım şey, bunun geçtiğimiz yüzyılın geleneksel paradigmalarıyla değerlendirilmemesi gereken bir dönüşüm olduğuydu.

15 Şubat 1999 tarihinde Sedat Kapanoğlu’nun bir hobi olarak geliştirmeye başladığı Ekşi Sözlük, yayına başladığı ilk yıllardan itibaren, özellikle yeni kuşağın yoğun ilgisiyle karşılaştı.  Geleneksel medyaların tek yönlü, az renkli hatta yer yer fazlasıyla ciddi ve ticari ya da siyasi filtreli yayın formatında aradıkları çok sesliliği, etkileşimi, tarzı ve içeriği bulamayan insanlar, kendi günlük hayatlarında yaşadıklarının bir yansımasını gördükleri bu ‘sanal platformu’ fazlasıyla benimsediler. Fiziksel dünyada gerçek kimlikle ifade edilemeyen, paylaşılamayan ve hatta saklanan hemen herşey, orada anonim kimliklerle dile getirildi ve pek çok farklı açısıyla ortaya kondu. Oradaki paylaşım, tartışma, çatışma ve çok sesliliğin, pek çok sözlük yazarı ve okurunun hayata bakışını değiştirdiği de yadsınmaz bir gerçek. Bu açıdan bakıldığında Ekşi Sözlük, insanlar için önce fiziksel dünyanın gerçeklerinden bir kaçış noktası ve giderek paralel bir yaşam alanına dönüştü. Buradaki yeni ilişki ve ifade biçimlerinin, kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel kültür mirasından farklı bir kültürün ilk tohumları olduğunu da söyleyebiliriz.

İlk zamanlarda amatör bir anlayışla götürülen bu platform, hızla kendi ekonomik modelini de yaratarak gördüğü ilgiyi kendisini maddi olarak bağımsızlaştıracak iş modelini de geliştirdi. Google’ın reklam modelini ilk çıktığı yıllardan itibaren kendi platformuna adapte ederek, ana sayfa ve her başlığa uygun ürün ve hizmet tanıtımlarının kurgulandığı ‘bağlamı güçlü’ reklamcılık anlayışının da öncülerinden oldu.  
 
Açılan 2.5 milyon konu başlığı, bu başlıkların altındaki 14.5 milyon yorum maddesi, bu içeriği oluşturan 40 bin yazar ve 500 bin kullanıcısı sayesinde IAB Türkiye’nin son raporuna göre ayda 4 milyon farklı kişinin ziyaret ettiği bir internet sitesi daha doğrusu bir bilgi, iletişim ve medya platformu haline gelmiş olması da bunun kanıtı. Bu açıdan sözlük, İnternetin ilk dönemlerinde bugün ‘sosyal medya’ olarak tanımladığımız kavramın da ilk örneklerinden.

Tabii bu geçen 13 yıl, sadece yukarıda anlatıldığı kadar tatlı geçmedi. Bu platformun doğası itibarıyla, geleneksel kurum ve kuruluşlarla bireysel, sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuksal çatışmalara girmesi kaçınılmazdı. Bu yeni dünyada kendine yer bulamayan geleneksel zihniyet sahipleri, buradaki paylaşımları ‘ne idüğü belirsiz insanlar tarafından ortaya atılan iftiralar’, Ekşi Sözlük’ü de ‘bir ahlaksızlık yuvası’ olarak niteleyen kampanyalar yapmaktan geri durmadılar. Sözlük içindeki kimi insanların bu suçlamaları hak edecek görüş ve yorumları oldu kuşkusuz, ancak gözden kaçan ya da kaçırılan sözlüğün buna taraftar ya da karşı pek çok görüşü barındıran çok sesli bir platform olduğu ve böylesine toptancı yaklaşımı hak etmediği. Ancak herşeye rağmen bu ülkedeki herhangi bir kişi, kurum, konu veya olaya ilişkin bir araştırma yapmak gerektiğinde, yurdum insanının hala ilk sorgulama yaptığı yerlerin başında geliyor Ekşi Sözlük. Bu bağlamda Sözlüğün ironik sloganı 'kutsal bilgi kaynağı' deyişinin ne kadar anlamlı olduğu da aşikar!

Özet geçersek Ekşi Sözlük, acı-tatlı çoğunlukla da ekşi geçirdiği bu 13 yılının sonunda, sadece kendisini büyütmekle kalmayan, kendisi gibi bir çok sözlük platformunu ortaya çıkartmış bu yüzyılın Yeni Medya anlayışının bir tezahürüdür. Sosyal Medya üzerinden önümüzdeki yıllarda çok daha yaygınlaşacak bu yeni kültüre ilişkin fikir edinmek, onu anlamak ve bundan kazanç sağlamak isteyenlerin de mutlaka incelemesi gereken bir laboratuvardır.

'Bitti arkadaşlar, şimdi dağılın!’

Media_httpismailhpola_uiawe

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 13 Feb 2012 03:43:10 -0800 Masum değiliz hiçbirimiz http://ismailhpolat.com/masum-degiliz-hicbirimiz http://ismailhpolat.com/masum-degiliz-hicbirimiz

Spying-privacy-peeping-tom-peeping-through-keyhole-m

Yeni Medya, sonu gelmeyen kişisel bilgi ve mahremiyet ihlalleriyle bindiği dalı kesiyor! 


Sosyal Medya camiası, geçtiğimiz hafta içinde yine ve yeni bir ihlal skandalı ile çalkalandı. Skandalın başrolünde ise, sadece akıllı cep telefonları üzerinden hizmet veren ve kendini ‘yakın arkadaşlar arası paylaşımların yer aldığı özel sosyal medya’ olarak konumlayan Path.com vardı. Yenilediği şık arayüz tasarımının da yardımıyla son 2-3 ay içinde 2 milyon kullanıcıya ulaşan hizmet, meğer bu abonelerin telefon rehberlerini kendi veritabanlarına kaydetmekteymiş. Arun Thampi adlı bir hacker tarafından farkedilip ortaya çıkartılan bu skandal sonrası bir açıklama yapan Path’in patronu Dave Morin, ‘aslında bu işlemi Instagram, Foursquare ve Facebook gibi hizmetlerin de yaptığını, kendi amaçlarının ise ‘her üyesinin kişisel telefon rehberindeki diğer Path üyelerini saptamak’ olduğunu söyleyerek kamuoyundan özür diledi.

Geliştirdikleri yeni güncellemede bu kayıt işlemini artık kullanıcının izniyle yapacaklarını söyleyen Path (bendenizin de dahil olduğu) aboneleri nezdinde ne kadar inandırıcı oldu ya da daha önce neden böyle bir izin prosedürü yoktu bilemiyoruz ama bildiğimiz bunun kullanıcıların mahremiyetini ihlal eden ne ilk ne de son olay olduğu.

Geçtiğimiz Nisan ayında ABDli iki bilişim uzmanı, iPhone ve iPad cihazları üzerinde kullanıcıların konum bilgilerini kesintisiz kaydeden Apple firmasının gizli bir yazılımını tespit etti. Yazılım, herhangi bir kullanıcı telefonu kullanmaya başladığı andan itibaren onun ne zaman nereye gittiği, nerelerde ne kadar süreyle kaldığı ve günlük yaşamında hangi rotaları kullandığı gibi tüm veriyi kaydediyordu. ABD kamuoyunda ‘Locationgate’ olarak anılan bu skandala Sivil Toplum Kuruluşları ile Senato temsilcilerinin verdikleri tepkiler sonucunda Apple, bu yazılımı kaldırarak elde edilen tüm veriyi de sileceğini, bu tip bir yazılım geliştirme konusunda gelecek için bir planları olmadığını ve yapacakları her türlü işlem için kullanıcının iznini alacaklarını taahhüt eden bir açıklamayla olayı büyümeden sonlandırdı.

Tabii bunlara Google’ın kendi hizmetlerinde kullanıcıdan izinsiz kaydettiği veriler, Maps hizmeti altında piyasaya sürdüğü Street View adlı hizmetin neden olduğu mahremiyet ihlalleri, Facebook’un sürekli değişen mahremiyet ayarları yüzünden kullanıcıların sadece yakın çevreleriyle paylaştıklarını düşündükleri bilgilerin aslında çok daha geniş bir çevre tarafından görülmesi ve şirketin hiç bir veriyi silmemesi gibi vakalar da eklendiğinde, sürekli sansür, SOPA, PİPA gibi otoriter yaklaşımlardan şikayet eden Yeni Medya oyuncularının da aslında o kadar masumane eylemler içinde olmadıkları ortaya çıkıyor.
  
Kullanıcı bilgilerinin mahremiyeti, bu yeni iletişim ortamının ortaya çıkışından bugüne en çok tartışılan konuların başında geliyor ve geleneksel medya oyuncularının ‘internet bir iftira ve ahlaksızlık yuvası’ şeklinde yönelttiği eleştirilere de temel oluşturuyor. İşin ilginci Yeni Medya devlerinın bu konuda çok daha hassas davranması gerekirken tam tersine kullanıcıyla girdikleri güvene dayalı ilişkileri kendi çıkarlarına suistimal edecek örneklerin daha da arttığını gözlemliyoruz. Aslında bu durumun kullanıcının onlara olan güvenini azalttığının ve uzun vadede de Yeni Medya’ya en çok zararı yine kendilerinin verdiğini ne zaman idrak edecekler, bilinmez! Üstelik tüm bunların üzerine kullanıcılara ‘mahremiyetlerini taahhüt edecekleri’ vaadiyle öyle akıllara zarar sözleşmeler hazırlıyorlar ki, bu uzun metinleri okuyan az sayıda kullanıcı bile bu tip  kurnazlıkların şifresini hemen çözüp afişe ediyor ve güven daha da azalıyor.

Peki ne yapacağız? İnternetten, mobil iletişimden vazgeçemeyeceğimize göre tüketici olarak haklarımızı savunacağız. Bunu yaparken de ABD’deki EPIC (Electronic Privacy Information Center), EFF (Electronic Frontier Foundation) tarzı Yeni Medya'daki tüketici ihlallerine odaklı sivil toplum kuruluşları kuracağız ve bu tip ihlaller karşısında haklarımızı arayacağız. Gerekirse bu firmalarla hukuksal yollardan ve sosyal medya üzerinden mücadele edeceğiz.


Tabii böylesi geniş cepheli bir mücadelede bu tip firmaların suistimallerini açığa çıkartabilecek deneyim ve donanımda insanlara ihtiyacımız olacak. Yukarıdaki örneklerde de tasvir ettiğim gibi bu karmaşık sorumluluğun üstesinden gelebilecek insanlara hacker deniyor. Ve hackerlar aslında herhangi bir sistem ya da teknolojiyi onu ilerletmek ve kötü kullanımdan arındırmak adına eleştirel bir gözle inceleyip geliştiren kişilere denir. Elbette onların da içinde bu birikimi iyi veya kötü kullananlar var. Ancak büyük çoğunluğu gazete-TVlerde umacı gibi tanıtılanların aksine dünyanın ilerlemesine büyük katkıda bulunuyorlar ve mahremiyetimizi korumamız için en çok onları doğru anlamaya ve yardımlarına ihtiyacımız var.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 03 Feb 2012 01:20:00 -0800 İnternet Ekonomisinin Yeni Milyarderleri http://ismailhpolat.com/internet-ekonomisinin-yeni-milyarderleri http://ismailhpolat.com/internet-ekonomisinin-yeni-milyarderleri

Facebook-money2

Dünyanın en kalabalık sanal platformu Facebook, İnternet tarihinin en büyük halka arzını yapmaya hazırlanıyor!

Finans dünyasının birkaç yıldan beri yolunu gözlediği şirket, nihayet geçen çarşamba ABD Sermaye Piyasası Düzenleme Kurulu SEC’in kapısını çaldı ve gerekli dökümanları teslim ederek 2012’nin en heyecan verici halka arz sürecini başlattı. İşte o andan itibaren küresel finans çevrelerinin bir numaralı gündemi Facebook oldu ve şirketle ilgili çok yönlü ve spekülatif bilgi bombardımanı başladı.

Bahar aylarında (büyük olasılıkla Nisan gibi) yapılması planlanan halka arzın sonucunda şirket, piyasadan 5 Milyar dolar nakit sağlamanın yanısıra 100 Milyar dolarlık piyasa değerine ulaşmış olacak. Bu bereketli süreç, şirketi sekiz yıl önce kuran en büyük hissedar Mark Zuckerberg’in servetini 12 milyar dolara yükseltmekle kalmayacak, Facebook çalışanlarını dolar milyoneri ve aralarında U2’nun solisti Bono’nun bulunduğu bir grup erken dönem yatırımcıyı da dolar milyarderi yapacak. California Valiliği bile, vergilerle 9.2 milyar dolara ulaşacak bütçe açığını bu yeni Facebook zenginlerinin halka arz sonrası ödeyeceği toplamı yüz milyonlarca doları bulacak vergileriyle kapatmak için şimdiden kolları sıvamış durumda. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda yatırımcı ise, tüm bu gelişmeleri yakından izleyerek halka arza ilişkin bir yaklaşım geliştirme çabası içinde.

Peki Facebook hisseleri almalı mı, almamalı mı? Bu sorunun yanıtını bulabilmek için şirketin içinde bulunduğu ortamı ve dinamiklerini iyi analiz etmek gerekiyor. Ancak bunu Sanayii Çağı’nın bol rakamlı (çoğu zaman da analitik değil palavra olan) projeksiyonlarıyla değil bu yeni çağın sosyal ve girişimcilik ruhuna uygun vizyoner perspektifiyle değerlendirmek daha anlamlı.

Facebook’u uzun zamandır takip eden ve halka arza ilişkin ilginç değerlendirmelerde bulunan Time.com’dan Sam Gustin, şirketin (Google, Yahoo gibi İnternetin ilk döneminde yıldızı parlayan rakiplerinden farklı olarak) geliştirdiği kullanımı kolay platform ile, insanların birbirlerine zaman-mekan sınırlaması olmaksızın bağlanabildiği ve bilgi, duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına olanak tanıyan yeni bir medya oluşturduğunu belirtiyor. Gustin, şirketin başarısının altında, demokratik, meritokratik ve her türlü paylaşımı süratle yayabilen yapıdaki bu sosyal etkileşim platformu sayesinde, insanların daha açık, şeffaf ve birbirine bağlanabilir (connected) hale gelmesini gösteriyor.

Kimi çekincelerim olsa da temelde yazarın görüşlerine katılıyorum. Her ne kadar sansür, mahremiyet ve gizlilik ihlalleri konusunda ciddi bir sabıkası olsa da bu, Facebook’un insanlığı internetin ikinci aşaması olan sosyal medya dönemine sürükleyen şirket olduğu gerçeğini değiştirmez. Halihazırdaki 845 milyon aylık ve 432 milyon günlük aktif abone sayıları ve 3.8 Milyar dolar 2011 yılı geliri de bunu kanıtlıyor. İki-üç istisna dışında bu yeni iletişim ortamında faaliyet gösteren hiç bir şirketin henüz rüyasında bile göremediği rakamlar bunlar. Zaten Zuckerberg de, halka arz talebi için SEC'e yazdığı mektupta bu dönemin daha başında olduklarını ve alınacak çok yol ve değerlendirilecek pek çok fırsat olduğunu söylüyor.

Facebook’u diğer tüm rakiplerinden farklı kılan ise, bu çok bilinmeyenli yolu girişimci bir ruhla keşfetmeye çalışmaları ve yaptıkları keşiflerle platformlarını sürekli yenileyerek doğru yönde hızla ilerlemeleri. Geçen aylardaki F8 etkinliğinde duyurdukları yeniliklerle ‘yetişti, yetişiyor!’ denilen Google+ ile arayı ciddi biçimde açmaları bunun en iyi örneklerinden. Daha piyasaya tam olarak sürmedikleri sosyal arama, Facebook Credits, vd. bir çok yeniliğin ve en önemlisi uygulama geliştiriciler açısından cazip eko sisteminin de bu rekabette onlara anlamlı avantajlar sağlayacağı da aşikar.

Sonuç olarak Facebook halka arzının, bu yıla damgasını vuracak bir finansal gelişme olacağı kesin. Şirketin gelecekte hangi noktaya geleceğini şimdiden bilmek imkansız ama merak edenler şu örneğe bakarak bir kıyaslama yapabilir; Bundan 8 yıl önce sadece bir arama motoru ve test aşamasında bir e-posta servisi olan Google, 23 Milyar dolar pazar değeri ile halka arz edildi. Peki bugünkü değerinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz?  

Facebook-shirt-you-like-this

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 20 Jan 2012 03:08:00 -0800 Birilerinin canı SOPA istiyor http://ismailhpolat.com/birilerinin-cani-fena-sopa-istiyor http://ismailhpolat.com/birilerinin-cani-fena-sopa-istiyor

Google_blackout

ABD’de ‘telif ihlallerini önlemek’ amacıyla Kongre’nin gündemine alınan yasa tasarıları, internet kuşağını ayağa kaldırdı! 

 
Bu hafta bir dizi toplantı ve konferans için geldiğim New York’un Manhattan bölgesinde gezinirken bir kaç yüz kişilik bir gösterici grubuna rastladık. Uzaktan ‘Wall Street’i işgal et!’ protestocuları olduğunu düşündüğüm gruba yaklaşıp pankartlara bakınca farklı bir durumla karşılaştım ve günün anlam ve önemini bir kez daha hatırlayıverdim; 18 Ocak Çarşamba yani ABD Kongresi’nde ‘internetteki telif ihlallerini önlemek’ amacıyla gündeme alınan SOPA (Stop Online Piracy Act) yasa tasarısını protesto günü!

Kalabalığın ses uyumuna aldırmaksızın haykırmaya çalıştığı ‘Sansür değil inovasyon istiyoruz!’ gibi sloganlar, cadde ahalisi tarafından farklı duygularla karşılandı. Her ne kadar etraftaki akranları sempatiyle baksa da yaşı ortanın üzerinde olanlardan kimisinin yüzünde şaşkınlık ve yer yer öfke vardı. Peki zamanlarının çoğunu internette geçirdiğini ve hayatların sokağa çıkıp slogan atmamış olduklarını tahmin ettiğim bu genç insanların derdi neydi?
ABD film ve müzik endüstrisinin ‘büyük maddi kayıp’ iddiasıyla yıllardır sürdürdüğü siyasi lobi faaliyetlerinin sonucunda geçtiğimiz aylarda ABD Kongresi’de gündeme alınan SOPA tasarısı yasalaşırsa, ş
uradaki videodan görsel olarak da izleyebileceğiniz gibi ABD Hükümeti;
 
1) ABDli bir firmanın hak sahibi olduğu bir içeriğe ilişkin ‘telif ihlali’ yaptığı kuşkusu olan yurt içi ya da yurt dışı kaynaklı internet sitelerinin alan adlarını kullanmalarını engelleyebilecek,  
 
2)  ABD orijinli arama motoru, sosyal medya, wiki ya da blog platformlarında bu ‘korsan’ siteye herhangi bir şekilde link verilmişse onlar hakkında ‘telif ihlaline yardımcı olmaktan’ yasal soruşturma başlatıp dava açtırabilecek,
 
3) Söz konusu sitelerin ABD kaynaklı tüm kredi kartı, bağış ve finansal kuruluşlar üzerinden yaptığı para akışını kestirebilecek,
 
4) Bu sitelerden ‘korsan’ içerik indirenlere de 5 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.

Eğer ‘korsan’ site bütün bunlara karşın hala başka alan adlarıyla faaliyetini sürdürmeye devam ederse , bu sefer de yine Kongre’de yasalaşmayı bekleyen başka bir madde ile sitenin IP adresini (Internet numarası) bloklayacak yeni bir düzenleme olan PIPA (Protect IP Act) ile işi tamamen bitirilecek.

Sopa-protest-1
İlk bakışta ABD’nin iç işleyişi gibi görünse de arama motoru yerine Google, sosyal medya yerine Facebook, wiki yerine Wikipedia, blog yerine de Blogspot sözcükleri konulduğunda ve bunlara ek olarak para akışı yapılan en önemli kuruluş VISA ve Pay Pal ile dünyadaki alan adı ve IP adreslerinin çoğunun ABD kaynaklı olduğu göz önüne alındığında yasanın aslında Türkiye dahil bütün dünyayı etkileyeceği açıkça görülebilir. Ayrıca, telif hakkı ihlaline biçilen cezalar yüz milyonlarca kullanıcısı olan sitelerin kapatılması ve hapis cezaları.

İşte bu ölçüsüzlük nedeniyle  18 Ocak günü Google, Wikipedia, Wordpress ve Blogspot tasarıyı protesto için sitelerini kapattı ya da sanal eylemler yaptı. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’in ‘Biz artık internetin karşısında değil yanında yönetimler istiyoruz!’ konulu mesajına (bu yazının yazıldığı an itibarıyla) Facebook’ta 500.000 kişi tarafından destek verildi ve 100.000 yakın kişi tarafından paylaşıldı. Bunun da ötesinde, özellikle Google ve Wikipedia'nın öncülük ettiği kampanyaların sonucunda gençlerin öfkesi konuyu tek taraflı dinleyerek tamamen eğlence endüstrisinin haklarından yana bir tasarı hazırlayan Kongre üyelerine yöneldi. Bunun sonucunda bazı üyeler tasarıdan imzalarını çekti. Obama’nın sözcüsü de yasayı değerlendimeye aldıklarını ve internet özgürlüklerini kısıtlayacak hiç bir yasaya onay vermeyeceklerini açıkladı.

Dijital dünyanın fırsatlarından yararlanarak kendi içeriklerini bu yeni dünyada nasıl satacağını araştırmak ve interneti anlayarak genç kuşağı bilinçli kullanıma yöneltmek yerine ihtişamlı hayatım sürsün kaygısıyla sansüre sarılanlara yeni kuşak giderek daha fazla direnmeye başlıyor. Bundan sonraki her adımın daha fazla tepkiyle karşılaşacağını kimse aklından çıkartmasın.

Zaten yasada adı yazılmasa da ‘korsan’ sözcüğüyle kastedilen The Pirate Bay sitesi hemen bir açıklama yaparak ‘Bizi Suudi Arabistan ve İran’daki sansür bile durduramadı. ABD de benzeri kaderi yaşayacak. Sorununuzun çözümü İnternetlerin özgür bırakılmasında!’ şeklinde bir açıklamaya ile meydan okumayı sürdürdü.

Protesto günü boyunca konu ABD medyasında epey geniş yer aldı ancak onların da büyük bir kısmı yasa tasarısına destek veren medya grupları olmalarına karşın (belki izleyici tepkilerinden çekindikleri için) olayı her iki yönüyle de işlemeye çalıştılar. Genel tema; SOPA'nın Google'ın başını çektiği Yeni Medya'nın Hollywood ve Rupert Murdoch ile sembolize edilen Geleneksel Medya ile karşı karşıya getirdiği şeklinde idi. Gün boyunca medyada izlediğim en ilginç anektod ise Bloomberg TV’nin teknoloji editörü ile tasarıya destek veren Hollywood şirketlerinin temsilcisi Avukat Miles Feldman arasında geçti; Editör, avukata şu soruyu sordu: ‘ Şimdi bir internet kullanıcısı Micheal Jackson’un şarkısını indirirse 5 yıl hapis yatacak ama onun öldürmekle suçlanan doktoruna verilecek ceza en çok 4 yıl. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?’ Soruya Feldman: 'Evet, aslında burada biraz ölçüsüz olmuş ancak maddi kayıplarımız da büyük!' mealinde bir yanıt vermeye çalıştı ama izleyenleri pek de tatmin etmedi doğrusu.

Evet, bu soruya Hollywood ve geleneksel medya erbabının yanıtlarını bizler de merak ediyoruz! Ama lütfen şu aşağıdaki gibi komik reklam ve sloganlarla ya da şöyle tepeden bakan mal sahibi tavırlarıyla değil; karşısındakini anlamaya ve izleyicisi olan o kitleyle kucaklaşmaya çalışan iki paydaş gibi lütfen!

Hollwood_fight_for_sopa

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Wed, 18 Jan 2012 05:44:00 -0800 İnternet özgürlüklerini savunma günü! http://ismailhpolat.com/internet-ozgurluklerini-savunma-gunu http://ismailhpolat.com/internet-ozgurluklerini-savunma-gunu

[[posterous-content:pid___0]]

ABD'de parlamentoya yasa tasarısı olarak sunulacak SOPA(Stop Online Piracy Act) yasasıyla, internet özgürlükleri kısıtlanmaya çalışılıyor.

İnternet sitelerinde satılan ürünlerden, kullanılan içeriklere, yayınlanan videolardan, bilgisayar oyunlarına kadar telif hakkı ve ticari marka kelimelerinin birlikte anılabileceği her unsuru etkileyebilecek bu yasa tasarısına karşı Google'dan Wikipedia'ya ve bloglara kadar Türkiye dahil dünyadaki bir çok internet oluşumu 18 Ocak günü sitelerinde protesto eylemleri yapılıyor.

Destek için http://www.internettutulmasi.com

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 16 Jan 2012 05:57:39 -0800 Markalar için Sosyal Medya Kılavuzu http://ismailhpolat.com/markalar-icin-sosyal-medya-kilavuzu http://ismailhpolat.com/markalar-icin-sosyal-medya-kilavuzu

Fizy_seysi2
Sosyal Medya’yı bir bataklık olarak görüp uzak duran ya da bu sorumluluğu başkalarına teslim eden markalar; Yanlış yoldasınız!
 

Van Depremi sonrasında bir havayolu şirketi, birkaç hafta önce bir otomotiv firması ve geçtiğimiz hafta da Türkiye’nin seçkin GSM operatörlerinden birinin milyonlarca dolar ödeyerek satın aldığı bir internet müzik servisi, sosyal medya krizlerinin baş aktörleri oldular. Bunların her biri kendi krizini farklı yöntemlerle çözmeyi denedi. Havayolu şirketi, deprem için kurguladığı kampanyaya sosyal medyanın verdiği tepkiyi iyi süzemeyince krizini daha da derinleştirdi. Otomotiv firması, çok da etkin kullanmadığı sosyal medyadaki tepkiyi ilk zamanlarda önemsemedi ancak ilerleyen süreçte olayın vehametini çabuk farkedip durumu toparladı.

En ilginç vaka ise, internet müzik servisi idi. Servisin Facebook sayfasını yöneten moderatörün kullanıcılara verdiği ve sınırları zorlayan yanıtlarını yukarıdaki resimde görebilirsiniz. Bu ‘sosyal medya uzmanı’ arkadaş, mevcudiyetinin yegane temeli olan sanal dünyadaki pervasızlığının bir iletişim krizine döndüğünün ve markaya verdiği zararın farkında mı değil mi?; Ne bizler ne de onlar henüz anlayamadık:)
Fizy_seysi
Aslında bu vb. irili ufaklı olaylar da gösteriyorki, kişisel ya da kurumsal markalar için sosyal medya artık bir vaka ve kaçış yok!

Geçen yıla kadar Sosyal Medya, çoğu marka için göz ucuyla izlenen ‘ne idüğü belirsiz bir yer’ idi.  Ancak kullanıcı sayısındaki olağanüstü artış ve buna paralel gelişen kamuoyu etkisi, tüm markaları Sosyal Medya’yı etkin kullanabilme arayışına itti. Hemen her kişi ve kurumda hakim olan ‘Aman biz bu işten anlamıyoruz, bari anlayan birilerine verip çözelim!’ anlayışıyla kimileri sorumluluğu dijital ajanslara verdiler, kimileri ise kendi bünyelerinde sosyal medya uzmanı istihdam ettiler. Sürecin başlarında işler, ilk başlayanların ustalığı ve mecra etkisinin nispeten az olması nedeniyle iyi gitti. Ama bugün gelinen noktada markalar, önceliği giderek artan ve ilgilenilmediği takdirde tek bir kişinin olumsuz tepkisinin yaygınlaşmasıyla bile o zamana kadar oluşan tüm itibar ve değerlerini alaşağı edebilecek kadar güçlü etkisi olan bir mecra ve kitleyle karşı karşıya. Üstelik giderek artan bu talebi karşılayacak nitelik ve nicelikte bir Sosyal Medya sektörünün oluşmadığı da ortada. Bu olumsuzluk, müşteri sayıları giderek artan dijital ajansların iş kalitesine de, markaların kendi bünyelerinde istihdam ettiği ‘uzmanların’ niteliğine de yansımakta. Sonuçta yukarıda söz ettiğim tarzda krizlerin 2012’de artarak yaşanması kaçınılmaz.

Peki ne yapmak gerekli? Öncelikle markalar artık ‘Ben Sosyal Medya’dan anlamam!’ anlayışıyla işi başkasına havale etmekten vazgeçmeli ve en azından konuyu denetleyecek kadar öğrenmekle ilk adımı atmalılar.

Bir sonraki adım ise, kendi işleyiş süreçlerine Sosyal Medya’yı da eklemleyecek bir değişimi başlatmak olmalı. Bunu neden yapmaları gerektiğini soranlar, bir markanın itibar ve değerinin sosyal medya olmadan artık oluşturulamayacağını akıllarından çıkartmasın. Üstelik sosyal medyada gösterilen faaliyetlere satış, pazarlama, kurumsal iletişim, müşteri hizmetleri ve hatta ARGE gibi bir çok organizasyonel unsurun dahil artık. Ancak ve ancak bunu idrak edebilen markalar, tüm bu unsurların iletişimini emanet ettikleri bir sosyal medya uzmanının ve/veya dijital ajansın hangi vasıflara sahip olması gerektiğini görebilir ve böylelikle bu zorlu mecrayı bir tehdit değil fırsat ortamına dönüştürebilir.    

İşin bir de tüm markaların desteklemesi gereken eğitim modeli oluşturmak ve desteklemek kısmı var ki, bunu anlatmak için uzun uzun bir yazı gerekli. Ancak halihazırda Türkiye'de bu alana yönelik eğitim veren 3-4 üniversite programı* olduğunu düşünürsek durumunun ne denli vahim olduğu anlaşılır.

* Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Lisans ve Yüksek Lisans Programları, Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Lisans Programı ve Yeditepe Üniversitesi Sosyal Medya Yönetimi Yüksek Lisans Programı

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 26 Dec 2011 06:20:00 -0800 Yeni Medya yine oyun peşinde! http://ismailhpolat.com/yeni-medya-yine-oyun-pesinde http://ismailhpolat.com/yeni-medya-yine-oyun-pesinde

Zynga_listing_day_610x407

Sosyal Oyun firması Zynga’nın 9 Milyar $ piyasa değeriyle halka arzı, yatırımcıların dikkatini yeniden internet girişimciliğine yöneltti.

Bundan 23 yıl önce kazandığım ilk maaşla kendime hediye olarak ilk kişisel bilgisayarımı almıştım. Hiç unutmuyorum, o cuma akşamı bilgisayarı alıp evin odasına kapanmış ve satıcı firmanın hediye ettiği ‘dandik’ bir araba yarışını haftasonu boyunca evden hatta odadan hiç çıkmamacasına oynamıştım. Pazartesi sabahı işe giderken babamın ‘bu kafayla gidersen bir baltaya sap olamazsın!’ bakışları da hala aklımda. Ancak ilerleyen zamanlarda bilgisayarın diğer yönlerini keşfettikçe oyunla ilişkim giderek dengelendi.

Bugün internetin ve cep telefonlarının da devreye girmesiyle özellikle dijital yerli dediğimiz yeni kuşağın neredeyse tamamına bu yeni medyalardaki oyunların adeta bağımlısı olarak bakıldığını ve çevremdeki anne-babalarda da, babamınkine benzer bir kaygı geliştiğini gözlemliyorum. Öncelikle herkes şunu bilmeli ki oyun, daima bu sanal dünyanın ilk ve en keyifli adımı olarak kalmaya devam edecek. Bu açıdan anne-babalar, çocuklarının oyunla ilişkisini sınırlamaya çalışmak yerine onların Yeni Medya’nın diğer olumlu alanlarını keşfetmelerine ön ayak olmalılar ve hatta bu alanları bile oyunlaştırabilmek için çaba göstermeliler. Bunun da ötesinde, günümüzün eğitim, finans, savunma hatta sağlık gibi dijital ortama taşınan eski ve yepyeni iş alanlarının çoğu iş süreçlerini oyunlaştırmakta  ve iyi bir oyuncu olmak da bir avantaj. Örneğin; ABD Silahlı Kuvvetleri'ndeki deniz piyadelerinin seçimi için World of Warcraft gibi bir online oyunda belli bir seviyenin üzerine çıkmış olmak, önemli bir tercih kriteri. Eğer anne-babalar bunu öngörebilirlerse, çocukları geleceğin bu yeni iş alanlarına çok daha hazır hale gelir ve hatta giderek devasa boyutlara gelen oyun alanındaki bir girişimin parçası hatta sahibi bile olabilir.

İşte oyun dünyasının Yeni Medya’daki bu değişimini önceden fark ederek bu alana odaklanan bir girişimci, bugünlerde bu öngörüsünün keyfini sürmekte; Marc Pincus!

Mark-pincus-of-zynga-e1322507118317

Harvard Business School mezunu Pincus’un 2007 yılında köpeğinin adından esinlerek kurduğu Zynga firmasının geliştirdiği FarmVille, CityVille, MafiaWars gibi oyunlar her gün 222 milyon kişiye hizmet vermekte. Firmanın oyunda avantaj sağlamak için para ödemeyi temel alan Freemium iş modeli sayesinde bu 222 milyon oyuncunun %2si sanal-araç gereç satın almakta ve firmaya her gün 3 milyon dolar kazandırmakta. Zynga’nın 4 yılda kaydettiği bu baş döndürücü büyüme yatırımcıların da dikkatini çekti ve  geçen hafta yapılan halka arzda 8.50-10.00 $ arası olarak açıklanan birim hisse senedi fiyatı, büyük finans kurumları tarafından tavan rakam üzerinden adeta kapışıldı. Şirket borsaya çıktığı ilk günlerde %6lik düşüşe ve medyada çıkan olumsuz eleştirilere rağmen çoğunluk yatırımından emin. International Herald Tribune’den Evelyn Rusli’nin analizine göre, bunun en önemli nedeni şirketin pazar değerlemesinin daha önce çeşitli kuruluşlar tarafından 20 milyar dolar olarak ilan edilmesine karşın şirketin bu rakamın yarısından az bir fiyatla piyasaya çıkması. Bunun dışında Zynga’nın Facebook ile yaptığı 5 yıllık imtiyazlı oyun hizmet sağlayıcısı anlaşması, şirketin henüz devreye sokmadığı reklam, ürün yerleştirme ve popüler oyun unsurlarını markalaştırma (merchandising) gibi yeni iş modelleri yatırımcıların beklentisini daha da arttırıyor.

Bu durum sadece Zynga ile de sınırlı değil. Asya pazarında faaliyet gösteren oyun firması Nexon’un geçtiğimiz günlerdeki piyasaya arz ettiği 1.2 milyar dolar değerinde hisse de benzer bir şekilde ilgi gördü. Buna Blizzard’ın ayda 500 milyon dolar gelir elde ettiği World of Warcraft, Electronic Arts’ın Facebook’ta en çok ilgi gören 3 oyundan biri olan SimsSocial gibi oyunları da eklersek ortaya çıkan sektörün küresel ekonominin zirvelerine doğru yol aldığı da görülebilir. DFC araştırma şirketi, dijital oyun sektörünün 2016’da 81 milyar dolarlık bir hacime ulaşacağını ve bununla da müzik endüstrisinin 3 katı boyuta geleceğini öngörüyor.

Evet, burası Yeni bir medya ve bunun en önemli ayağını da oyun sektörü oluşturuyor.

Peki bizim eski medya sektörünün patronları bunu böyle görüyorlar ve ülkemizdeki çok değerli oyun firmalarına yatırımcı oluyorlar mı?
TTNet’in Sobee yatırımı hariç bu konuda ciddi bir adım var mı?
Yok canım, ne alakası var? Oyun da medyadan mı sayılırmış? Allah Allah!

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Tue, 20 Dec 2011 06:04:00 -0800 İnternet temel insan hakkı olmalı mı? http://ismailhpolat.com/internet-temel-bir-insan-hakki-olmali-mi http://ismailhpolat.com/internet-temel-bir-insan-hakki-olmali-mi

Handshake_from_laptop

Sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ilişkileriyle yeni bir yaşam alanına dönüşen internete yeni anayasamızda yer verilmeli!

Türkiye yeni bir yıla hazırlanırken 2012 boyunca ülke gündeminin en üst sıralarında Yeni Anayasa tartışmaları yer alacak. Günü kurtarmaya alışmış ülkemizde kamuoyu bu konuyu şimdiden gelecek yıla ertelemiş görünüyor. Ancak dikkatlerden kaçmaması gereken nokta, yeni anayasa yapım sürecinin başlamış olduğu ve sivil toplumdan gelecek taleplerin 31 Aralık’a kadar TBMM’ne iletilmesi gerektiği. Geçen hafta yaptığı bir açıklamayla bu kritik takvimin altını çizen TBMM Başkanı Cemil Çiçek de, şimdiye kadar 21 binden fazla kurum ve kuruluşu konuya ilişkin bilgilendirdiklerini ancak geri dönüşün çok az olduğunu ifade etti.

Kendi meslek alanım olması nedeniyle ‘İnternet’in mevcut durumu ve gelişmeleri bağlamında yeni anayasa çalışmalarına nasıl katkı sağlanabilir?’ sorusunu ve yanıtlarını uzun zamandır gerek bireysel, gerekse Alternatif Bilişim Derneği, İnternet Vatandaşları Topluluğu gibi sivil inisiyatifler çerçevesinde düşünüyor, tartışıyor ve çözüm önerileri üzerinde çalışıyoruz.  Bu çalışmalar kapsamında en temel tartışma konuları ise, internetin ‘ne’ olduğu, bir ‘temel hak’* olarak kabul edilip edilmeyeceği, Anayasa’da yeri olup olmayacağı ve olacaksa Anayasa’da nasıl yer alacağı idi. Kişisel olarak tartışmalarda gözlemlediğim en önemli husus, internetin ne olduğuna ilişkin herkesin farklı bir bakışı olmasıydı. Kuşkusuz bu, herkesin kendi internet deneyiminden kaynaklanan bir farklılık. Hiç kullanmayanlar için uzak durulması gereken bir garabet, çok kullananlar için ise birincil yaşam alanı. Tabii bu farklılık diğer tartışma konularının yanıtlarını da etkiler nitelikte. Ancak, internet üzerinde oluşan sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ilişkilere ve bunların güçlü etkilerine bakarak bu noktaya gelmeyi bekleyecek zamanımız da yok. İnsanlar fiziksel sınırları kaldıran bu sanal ortamda arkadaş oluyor, eğleniyor, üzülüyor, iş yapıyor, para harcayıp kazanıyor, gruplaşıyor, evleniyor, dolandırılıyor, vs. Fiziksel dünyayla entegre ele alınması ve düzenlemesi gereken yüzlerce hatta binlerce vaka olagelmekte. Kısacası, insanlık interneti daha çok deneyimledikçe bu ortam, onun için tamamlayıcı bir yaşam alanı noktasına doğru ilerliyor.

İşte tam bu noktada toplumların yaşam alanlarına sirayet etmekte olan internetin devletlerin vatandaşlarıyla aralarında yaptıkları ana sözleşmeye bir temel hak olarak dahil edilmesinin gerekliliği konuşulabilir. Bunun elbette hukuk tekniği açısından bir takım zorlukları olabilir ancak internetin bir yaşam alanı olduğunda uzlaşırsak, bir başlangıç olarak onu Anayasamıza temel bir hak olarak koyup Bilgi Toplumu olma yolunda ilk adımı atabiliriz. Bu adım, bizi bir anda dünyada interneti temel bir hak olarak kabul etmiş olan Finlandiya, Estonya ve İzlanda ile birlikte dünyanın en ileri ülkelerinin seviyesine getirir ve interneti eninde sonunda Anayasalarına dahil edecek AB ve diğer dünya ülkelerinin önüne taşır. Sadece bu açıdan bile internet, Türkiye için vizyoner bir kavram haline gelir.  

Sivil toplum olarak katılımcı demokrasiden söz ediyorsak, sürecin bir parçası olmadan ona dışarıdan eleştiri getirmenin anlamsızlığı yerine katılımcı bir anlayışla katkılarımızı ve varsa eleştirilerimizi bunun içine girerek yapmanın en akılcı yol olduğunu da unutmayalım.  Sadece internet değil yaşamın her alanında toplum olarak ihtiyaç duyduğumuz her türlü talebi Yeni Anayasa çalışmalarının adeta yürütme organı olan TBMM Başkanlığı ve/veya Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na gönderelim. Internetle ilgili Anayasal talepleri de düşünelim, tartışalım ve interneti gündemin üst sıralarına taşıyalım. Unutmayalım, burası hepimizin yaşam alanı ve bu konuda sesimizi duyurmak için son tarih 31 Aralık!

Internet_as_basic_human_right

 * Temel Hak: İnsanın sadece insan olması nedeniyle vazgeçilmez ve devredilemez hakları. (Doç. Dr. Elif Küzeci)

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 12 Dec 2011 04:31:51 -0800 İnternetten Para Kazanma ‘Kılavuzu’ (2) http://ismailhpolat.com/internetten-para-kazanma-kilavuzu-2 http://ismailhpolat.com/internetten-para-kazanma-kilavuzu-2

Long-tail

LongTail (Uzun Kuyruk), siber ağlarda ticari rekabet avantajı sağlayabilmek için odaklanılması gereken temel kavramlardan biri.

Geçen hafta Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü’nde verdiğim ‘NM101: Yeni Medya’ya Giriş’ dersinde önemli bir konuk hocamız vardı; Cocuk.com ve istanbul.com gibi popüler sitelerin de sahibi olan dijital hizmetler firması Adsmrt’ın Genel Müdürü Volkan Kırtok, siber ağ ekonomisi üzerine iş deneyimlerini öğrencilerle paylaştı.
Volkan_krtok_nm101

Kırtok’un anlattıkları arasında bana göre en sıradışı olanı, ABD’de Netflix adlı online dizi ve film izletme şirketinin satış temsilcisi iken yaptıkları bir pazarlama kampanyasıydı. Birkaç yıl önce herkesin Torrent paylaşım siteleri üzerinden bedava dizi ve film indirip izledikleri bir pazarda, ellerindeki içeriği nasıl olup da ücretli satabileceklerini düşünürken akıllarına ‘tuhaf’ bir fikir gelmiş; Torrent sitelerine reklam vermek! Fikrin üzerinde biraz daha çalışıp ellerindeki dizi ve film portföyünden herhangi birini Torrent sitelerinden indirmek isteyenlere ‘Bu ve diğer binlerce dizi ve filmi ayda sadece 4.99 $’a YASAL olarak izlemek ister misiniz?’ şeklinde bir teklif götürebilecekleri bir reklam kampanyası kurgulamışlar. Öğrencilerin ilgiyle dinlediği ve tanıtım için seçilen mecranın ucuz reklam tarifesi, hizmetin rasyonel ücreti ve reklamın kişiselliği ve dili gibi siber ağ ekonomisini iyi analiz eden bu kampanya kurgusunu iyi uygulamanın ödülünü ise, o yıl New York bölgesinde en çok satış yapan temsilci firma olarak almışlar.

İşte Yeni Medya bu tip yaratıcı iş modellerine açık bir ağ ortamı. Bu karmaşık ortamda rekabet avantajı sağlamak için kitapların teorilerinin ötesinde uygulamaların pratiğinden yararlanmak gerekli. Çünkü burası ¨Bedavadan nasıl para kazanılır?¨ gibi ‘tuhaf’ sorulara çok sayıda mantıklı yanıt geliştirilebilen bir iş alanı?! Bu güçlü pratik çerçevesinde giderek belirginleşmeye başlayan temel kavramların bence en önemlisi Long Tail. Çok bir şey çağrıştırmasa da dilimize Uzun Kuyruk olarak çevirilen bu kavram, temelde Yeni Medya ekonomisini ¨bir mal ya da hizmeti ne kadar sanallaştırırsanız onu ağ ortamında pazarlamanız için o kadar uygun koşullar oluşturacak¨ noktaya götüren ticari bir bir enstrüman.
Longtail_concept

Örnek olarak kağıt baskı bir kitabı satabilmek için kabaca yazar, yayınevi, matbaa, depolama, dağıtım, satış ve pazarlama süreçlerinden geçmesi ve bu aşamalarda oluşan tüm maliyetlerin kitabın fiyatına yansıması gerekli. Barnes&Noble gibi bir yayıncı aynı kitabı mağaza yerine siber ağlar üzerinden pazarlamak istediğinde ise, öncelikle satış ve pazarlama maliyetlerinde dramatik düşüşler söz konusu olur. Ancak eğer bu kitabı e-kitap olarak tamamen sanal ortamda satma yolu seçilirse matbaa, depolama, dağıtım, satış ve pazarlama kalemlerinin hepsinde birden çok ciddi maliyet tasarrufu sağlanabilir. Buna bir de internetin sonsuz sayıda sanal raflarına sadece popüler değil niş kitapların da konulabildiğini ve bunlara bile dünyanın her yerinden müşteri çıkma potansiyelini eklerseniz satış hacminin de ne boyutta arttırılabileceği kolaylıkla görülebilir.  
Long_tail_the_bit_player_advantage

LongTail kavramı üzerinden geliştirilen dijital pazarlama araçlarının sağladığı rekabet avantajı şimdilik Amazon, Rhapsody gibi öncü firmaların cirolarını katlayarak arttırıyor. Örneğin bu, bir mal ya da hizmet ile ilgilendiğinizde ona yakın karakteristikte bir diğerini müşteriye önerebilen tavsiye sistemleri sayesinde, niş ürün ve hizmetlerin de öne çıkması sağlanmakta ve satış hacmi daha da artmaktadır. Bu bağlamda LongTail kavramını Yeni Medya ortamı için adeta baştan yaratan Wired dergisi Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson, böylesi bir sanallaşmanın sonucunda tüketicinin örneğin 15 dolardan satılan bir müzik albümü yerine o albüm içinden en beğendiği şarkıyı 80 cente alabildiğini ve toplam satış hacminin de tavsiye sistemlerinin de desteğiyle eskisinin 100 katına çıkabildiğini savunuyor. Yani eskisinden yaklaşık 5 kat daha fazla bir ciro söz konusu.
Long_tail_real_cost_of_music
Increase_in_revenue_by_long_tail

İşte kitap, müzik, film, oyun ve medya sektörlerinin Yeni Medya’nın para kaybettiren değil aksine çok daha fazla para kazandıran bir yer olduğunu anlamaları için asıl kafa yormaları gereken de bu kavramlar üzerine inşa edilecek iş modelleri. Bunu yapmak yerine bildiklerini okumakta ısrar ederlerse Volkan Kırtok benzeri genç girişimciler, tek başlarına bugünün dev endüstrilerinin en büyük rakibi olurlar.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Tue, 06 Dec 2011 04:14:58 -0800 İnternetten Para Kazanma 'Kılavuzu' http://ismailhpolat.com/internetten-para-kazanma-kilavuzu http://ismailhpolat.com/internetten-para-kazanma-kilavuzu

Network_economy

Yeni çağın karmaşık ağ ekonomisini anlamanın yolu, Sanayii Çağı'nın hap kitaplarını okumaktan değil Yeni Medya’nın anahtar kavramları üzerine kafa yormaktan geçiyor.

20. yüzyılın Endüstri Dönemi parametreleri son derece belirgin ve anlaşılırdı. ArGe, üretim, operasyon, lojistik, pazarlama, reklam ve medya düzeni ile bunların ölçümlenmesi vd. tüm endüstriyel konulara ilişkin analitik çözümler geliştirmek mümkündü. Ancak 21. yüzyılla birlikte siber ağlar üzerinde gelişen yeni sayısal ekonomi, Endüstri Dönemi’nin matematiğini de altüst etti. Yeni dinamikler o kadar karmaşık ve eski düzene aykırıydı ki, artık ‘Falandan para kazanma kılavuzu’, ‘Filan konuda başarı için 100 önemli ipucu’ gibi hap kitaplar da güncelliğini yitirdi.

Artık bu yeni dünyayı bu tür kitaplardan anlamak zor. Üstelik kapitalist ekonominin temeli olan tüketici de her anlamda ve ağırlıkla bu sanal dünyada geçirmeye başladı zamanını. Bir diğer önemli gelişme ise, eski dönemde fiziksel olduğunu zannettiğimiz müzik, resim, video, film, oyun gibi kimi meta giderek sanallaşıyor ve sanal mallar adı verilen yeni bir kavram da ete kemiğe bürünmeye başladı. Eskiden dokunulabilir olan bu ürünler artık indirilebilir ve hatta hazır oynatılabilir formatta sanal ağ ekonomisinin hacmini her geçen gün büyütüyor. Bu hacmi destekleyecek bir ‘sanal para’ modelinin denemeleri de Facebook Credits gibi örnekler üzerinden çalışılıyor. Kısacası, yeni bir oyun alanı oluşturuluyor ve bu alanda yerini almak isteyenler kolları, paçaları sıvayıp işin temelini bu ortamın içinde öğrenmeli.

Yeni Medya Ekonomisi’ni bir fırsat olarak görüp buradan para kazanmak isteyen ancak daha işin başında olanların burayı tanımaları için bilmeleri gereken üç temel iş kavramından söz etmek isterim.

Bunların ilki bedava. Bu yeni ortamdaki kullanıcıların en önemli algısı bedava. Özellikle dijital yerli denilen kuşağa bir hizmeti bedava sunduğunuzda, bu ücretsiz hizmetleri onun karşılığında ne verdiğine çok dikkat etmeksizin kolaylıkla benimseyebildiğini görüyoruz. Google gibi bir firma, yüz milyonlarca kullanıcıya bedava arama sonuçları üzerinden reklam sunma karşılığında irili ufaklı on milyonlarca kişi ile kurumu reklamveren yaptı ve bedava ekonomisini adeta baştan yarattı. Facebook gibi sosyal medya platformları da benzer modellerle bedava üzerinden sosyal medya hizmetleri sağlıyor ve bu bedava karşılığında üretilen kişisel verileri de reklamverene tanıtım ve veri analizi amacıyla sunuyor.


Bu karmaşık ekonomiyle baş edebilmek için gerekli bir diğer kavram ise, kısmi bedava diyebileceğimiz ‘freemium’. İngilizcedeki free+premium sözcüklerinden türetilen bu kavramı türkçe tek bir sözcükle ifade edebilmek zor ama; ‘Bir hizmetin temel fonksiyonlarını bedava, gelişmiş fonksiyonlarını ise belirli bir ücret karşılığı sunmak’ olarak tanımlayabiliriz. Bir örnekle ifade etmek gerekirse, Facebook üzerinden popüler olan Farmville adlı oyunun tamamını bedava oynayabiliyorsunuz. Ancak oyunda daha hızlı ilerlemek için örneğin tarlanızda yetiştirdiğiniz ürünleri daha kısa zamanda yetiştirebilmek amacıyla belli bir ücret karşılığı traktör gibi araç gereç satın alabilirsiniz. Farmville’de bu iş modelini kullanan Zynga firmasının sattığı sanal traktör sayısının ABD’de bir yılda satılan gerçek traktörlerin 100 katı olduğunu da belirtelim. Aslında Freemium modelini öncelikle anlaması gereken müzik, film ve medya sektörleri. Ancak söz konusu sektörlerin kendi malları giderek sanallaşırken bunları hala fiziksel alanda tutmaya çalışacak düzende ısrar ettikleri ve bunları da telif, patent gibi yasal yaptırımlarla sanal ortamdan uzak tutmaya çalıştıklarını düşünürsek, bu konuda ilerlemenin önündeki en büyük engelin bu çağ dışı zihniyetlerde olduğunu kolaylıkla görebiliriz.

Bir üçüncü ve bence en önemli Yeni Medya Ekonomisi kavramı olan Longtail (Uzun Kuyruk) ise, başlı başına ayrı bir yazı konusu ve onu da önümüzdeki günlerde ele alırız. Şimdilik şu yazıyı ev ödevi olarak verelim:)  

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 28 Nov 2011 06:04:00 -0800 Sosyal Medya Performansınız Nasıl? http://ismailhpolat.com/sosyal-medya-performansiniz-nasil http://ismailhpolat.com/sosyal-medya-performansiniz-nasil

Social_medya_turkey_top5

Sosyal Medya’da faaliyet gösteren kişi, kurum ve kuruluşlar için en önemli husus, bu ortamdaki etki güçlerini ölçebilmek. Peki nasıl?

Sosyal Medya, girenin bir girmeyenin ise bin pişman olduğu engin bir deniz!..

Geleneksel medyanın gazeteci-televizyoncu tayfasının son zamanlarda kıyasıya eleştirdiği ve bir ahlaksızlık-iftira yuvası vs. olarak nitelediği bu yeni iletişim ortamı, aslında büyük fırsatların da cazibe merkezi.  Eski etki güçlerini yitirmeye başladıkları için çığlık atan bu çağdışı zihniyetin söylemlerini artık pek de ciddiye almayan sosyal medya kullanıcı kitlesinin her geçen gün büyüyerek geliştiğini görüyoruz. Dünyada ve Türkiye’de her üç internet kullanıcısından yaklaşık ikisi sosyal medyaları kullanıyor ve her giderek daha fazla vaktini burada geçiriyor. Özellikle Dijital Yerli dediğimiz genç kuşak için burası adeta bir yaşam alanı!

Kuşkusuz bu durum, söz konusu mecraya ticari açıdan bakanlar için de oldukça iştah kabartıcı bir potansiyel. Sosyal Medyayı bir fırsat olarak görmeye başlayan kişi, kurum ve kuruluşların bir kısmı burada faaliyet göstermeye başladı bile. Ancak tam bu noktada, Sosyal Medya’nın dinamiklerini bilmeyenleri bir tehlike bekliyor; Deneyim eksikliği nedeniyle marka itibarlarını bu işi havale ettikleri ya da iş birliği yaptıkları ‘deneyimli’ kuruluşların insiyatifine bırakan kişi ve kuruluşların elinde Sosyal Medya’daki performanslarını ölçebilecek çok sınırlı sayıda kriter var. Bu eksiklik de, kimi ‘işi bilen Sosyal Medya Uzmanı kuruluşları' tarafından istismar edilmekte ve Sosyal Medyada sadece takipçi ve tıklama sayısı gibi 1-2 kriter üzerine kurulu bir saadet zinciri yaratılmakta. Bundan habersiz kişi ve kurumlar da (karşılığını alamadıkları halde) oldukça büyük bütçelerini bu mecraya akıtmaktalar.

Bu tehlikenin farkında olan ve çözüm arayışındaki Yeni Medya'nın kimi küresel ve yerel oyuncularının Sosyal Medya performansı ölçümlemeye yönelik ürün ve hizmetleri piyasaya sürdüğünü görüyoruz. Bunların başında Facebook gelmekte. Firmanın geçtiğimiz günlerde lanse ettiği Insights hizmeti sayesinde, herhangi bir kişi ya da markaya ait Facebook sayfasını (beğenen kişi sayısı ile birlikte) o sayfayı kaç kişi konuşuyor, kimler referans veriyor, bunların lokasyonları ne, sayfa ne kadar aktif kullanılıyor, vd. bir çok kriter ölçülerek sayfa sahibine raporlanmakta. Aslında bu rapor, kişi ya da kurumlar için bir nevi Facebook karnesi olarak da kabul edilebilir.

Bir diğer ilginç ölçümleme hizmeti ise, Twitturk adlı yerel girişim tarafından geliştirilmiş. Twitturk.com sitesi sayesinde Twitter’da en çok kimlerin ve nelerin konuşulduğunu dakika, saat, gün ve ay bazında izleyebiliyor ve Twitter'da hangi kişi ve kurumların gündem yarattığına ilişkin genel anlamda fikir sahibi olabiliyorsunuz. Örneğin; Van Depremi sonrası süreçte hangi kişi ve kurumların öne çıktığı Twittürk'ün şu listesinden görülebilir.

Van_depremi_twitter_gundemi_24_ekim

Ayrıca, belli başlı sosyal medya platformlarında hakkınızda neler konuşulduğunu arayıp bulan Monitera, Semanticum, Somedya ve Tick Tock Boom gibi kişi ya da kurumlara özel Sosyal Medya Raporlama araçlarını de eklemek mümkün.

Ancak kişisel olarak bu alanda en heyecan verici bulduğum hizmet Klout.com. Kişi ve kurumların sosyal medya performanslarını faaliyet gösterdiği belli başlı sosyal medya platformlarına bağlanarak kendi belirlediği Takipçi sayısı, kişisel ağ etkileme gücü, erişim menzili gibi ilginç ama rasyonel kriterler ile ölçmeye çalışan bu hizmet, kısa zamanda kişi ve kurumların gözdesi oldu. Örneğin; en üstteki resimde gördüğünüz Türkiye’de Sosyal Medyanın en etkili 5 kişisi listesini Klout ölçümlemesi sayesinde oluşturdum. Bir diğer örnekte de ülkemizdeki Telekom Operatörlerinin Twitter üzerindeki performans sıralamasını görebilirsiniz. Halihazırda mevcut kriterleri epey tartışma yaratsa da Klout’un gidişatı umut verici. (Kimi hususlarına katılmasam da Klout ile ilgili Türkiye'den sağlam bir eleştiriyi de burada sizlerle paylaşmak isterim. Bunu takip eden tartışmalarımızı da şurada bulabilirsiniz.)


Sosyal Medya’yı bir takım uyanıkların boş hayallerle birilerinin sırtından para kazandığı bir ortam olarak algılanmaktan kurtaracak yegane şey, şeffaf, anlaşılır ve derinlikli ölçüm kriterlerinin geliştirilmesidir. Bunun için de konunun mecra-marka-müşteri temelinde ele alınması ve bunlar arasında bir mutabakata gidilmesi gerekli. Tabii kriterleri Yeni Medya'nın ruhuna uygun geliştirmenin de işin olmazsa olmazı olduğunu unutmayalım. Aksi takdirde, geleneksel medyanın reyting-tiraj gibi şaibeli kriterlerini daha çoook kullanırız.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Sun, 20 Nov 2011 03:13:00 -0800 VAN'DA 300.000 ÇOCUĞUN YAŞAMI RİSK ALTINDA http://ismailhpolat.com/deprem-bolgesindeki-300000-cocugun-yasami-ris http://ismailhpolat.com/deprem-bolgesindeki-300000-cocugun-yasami-ris

Gundem_cocuk

DEPREM BÖLGESİNDEKİ 300.000 ÇOCUĞUN YAŞAMI RİSK ALTINDA VAN-ERCİŞ BÖLGESİ’NDEKİ ÇOCUKLARIN YAŞAMINI KORUMAK İÇİN HERKESİ İVEDİLİKLE HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ!

Van Erciş bölgesinde 23 Ekim’de meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin yıkımının ardından kış koşulları da bölgede yaşamı zorlaştırmaya devam ediyor. 2309 binanın yıkıldığı, 11847 binanın ağır hasarlı, 17923 binanın orta hasarlı olduğu bölgede süre giden 5 ve üzeri büyüklükteki artçı depremler sebebiyle bölge halkı yaşamını dışarda,  edinebiliyorlarsa çadırlarda yoksa derme çatma barakalarda geçirmeye çalışıyor.  Bir milyonu geçen bölge nüfusuna rağmen devlet tarafından kurulan çadırkent, mevlana kent, konteyner kentlerde barınan nüfusun toplamı yirmi bini geçmiyor.

Kar yağışının başlaması ile barınmaya ilişkin sorunlar had safhaya ulaştı. İmkanı bulunanların yanında ve devlet olanakları ile bölgeden hızlı bir göç yaşanıyor. Ancak halen bölgede 600.000’den fazla insanın depremin ve kışın etkilerine maruz kalarak yaşamaya çalıştığı tahmin ediliyor.

Her zaman olduğu gibi bu afette de çocuklar öncelikle ve daha da fazla zarar görüyor. Depremin etkilediği bölgede göçün ardından geride kalan 300.000 çocuk bulunduğu tahmin ediliyor. Yoğun kar yağışının başladığı 11 Kasım tarihi ardından -15 dereceleri bulan soğuk hava ile birlikte ilk üç günde 300 çocuğun zature teşhisi ile hastanalerde tedavi altına aldındığı bildiriliyor. Basına yansıyan bu rakamın çok daha ötesinde sayıda çocuğun soğuk kaynaklı hastalıklarla yüzyüze olduğu tahmin ediliyor. Şimdiye kadar resmi rakamlarla Erciş’in Çelebibağ Beldesinde 1 çocuk donarak, önceki gün ise Vanın Karpuzalan köyünde çadırda çıkan yangında 6 ve 12 yaşlarında iki çocuk yaşamını yitirdi, iki çocuk ağır yaralandı. Tedbir alınmadığı taktirde, çocuk ölümlerinin devam etmesinden endişe ediyoruz.

Türkiye 2011 yılında, 20 Kasım Çocuk hakları Günü’nü bu kara tablo ile karşılıyor. Bölgedeki 300.000 çocuğun yaşamı ciddi risk altında. Koordinasyondan uzak, dağınık, işlevsiz, mağduriyeti arttıran çalışmalar ve göstermelik önlemler ile deprem bölgesi dışındaki toplum kesimlerini ikna çabası bir yana bırakılıp durumun ciddiyetinin farkına varılmalıdır. Daha fazla gecikmeden çocukların yaşamını koruyacak etkin önlemler alınmalıdır.

Bu çerçevede:

- Her türlü iç ve dış olanaklar bir ön önce bu amaç doğrultusunda seferber edilmeli, bölge sivil toplumun, ulusal ve uluslararası yardım kurumlarının etkinliklerine açılmalıdır.  

- Yardım dağıtımları düzenli olarak ve çadırkentlerde olmasalar dahi tüm ihtiyaç sahiplerini kapsayacak şekilde yapılmalıdır. İhtiyaç sahibinin yardıma değil yardımın ihtiyaç sahibine ulaştığı bir sisteme geçilmelidir.

- Devlet bölge halkına tam olarak ulaşamamaktadır. Bölgede sosyal hizmet altyapısı yoktur. Çocukların durumunun tespiti ve yerinde destek verilebilmesi için sosyal hizmet altyapısı hızla kurulmalıdır. Bu hizmetin sağlanması için ulusal ve uluslararası sivil toplumdan gelen destek talepleri hızla değerlendirilmeli ve sonuçlandırılmalıdır.

- Sivil toplum örgütleri için işletilen “akreditasyon” sistemi bölgede çalışma konusunda izin almayı haftalara yayan bir bürokrasiye dönüşmüştür. Akreditasyon ile ilgili kalıcı muhatap belirlenmeli ve süreç tüm sivil toplum kuruluşları için açık, adil ve hızlı bir şekilde işletilmelidir.

- Kızılay çadırları yerine biran önce kış koşullarına uygun konteynerler, pnömatik ve/veya prefabrik yapılar kurulmalıdır. Bu yapıların sayıları sembolik olmaktan çıkarılmalıdır.

- Çadırkentte yaşamak yardım almanın şartı olmaktan çıkarılmalıdır. Evlerinin bahçelerinde ya da civarında barınmak zorunda olan ailelere de koşulsuz, yerinde, geçici barınak, gıda ve sağlık desteği verilmelidir.

1995’ten bu yana BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin tarafı olan Türkiye sözleşmenin 6. Maddesinde belirtildiği üzere öncelikle çocukların yaşam hakkını korumakla yükümlüdür.

Bu yükümlülüğün ve bölgedeki durumun gereği tüm kamuoyunu, ulusal ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşları İVEDİLİKLE, bölgedeki çocukların yaşamını korumak için harekete geçmeye çağırıyoruz.

Gündem: Çocuk!
Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme Derneği
Tunalı Hilmi Caddesi No:54/8 Kavaklıdere/ ANKARA * Tel-Faks: 0312 437 76 41
www.gundemcocuk.org * info@gundemcocuk.org

*Gündem: Çocuk!, her çocuğun hak sahibi, eşit, özgür ve onurlu birer birey olarak, barış içerisinde, iyi ve mutlu bir yaşam sürmesi için çocukların yararına bütüncül bir dönüşümü ısrarla savunan bir sivil toplum örgütüdür. Çalışmalarını çocuk hakları alanında yaşanan sorunların temelindeki paradigmanın değişmesi, savunuculuk, ağ çalışmaları ve katılım programları altında, öncelikli çalışma arkadaşları olan çocuklarla birlikte sürdürür.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 18 Nov 2011 05:24:00 -0800 Siri; ‘Google’ın ekmeğini elinden alacak’ hizmet? http://ismailhpolat.com/googlein-ekmegini-elinden-alacak-hizmet http://ismailhpolat.com/googlein-ekmegini-elinden-alacak-hizmet

Siri-questions-iphone-4s_ver2

Apple’ın iPhone4S lansmanıyla tanıttığı sanal asistan Siri’ye ilişkin medyadaki olumlu yorumlar, beklentileri arttırdı.

Steve Jobs ‘ın ayrılığı sonrası ilk Apple ürünü olan iPhone4S, 4 Ekim günü icraatı yüksek ama karizması az CEO Tim Cook’un elinde çıktı görücüye. Her lansmanda Jobs’ın şapkadan tavşan çıkartmasını hayranlıkla izleyen ve aslında iPhone5 beklentisindeki kamuoyu, iPhone4S’in özelliklerinden ziyade Jobs-Cook karşılaştırmasına odaklandı. Eh, bu karşılaştırmanın sonucu da 3 aşağı 5 yukarı belli olduğuna göre, firmanın Jobs’sız ilk lansmanı, (1 milyonun üzerinde iPhone4S ön siparişine rağmen) çok olumlu izlenimlerle sonuçlanmadı.  Aradan geçen bir ayı aşkın zamanda ise, telefonun kendisi değil ama onunla birlikte görücüye çıkan bir hizmetin yıldızı (en azından teknoloji medyasında) parlamaya başladı; iPhone4S’in ajanda, mesaj, telefon, mekan/adres arama gibi onlarca özelliğini sesli komutlarla yönetebilmenizi sağlayan ve bu komutlarınızı yapay zekasıyla yanıtlayıp gerekirse alternatifler de önerebilen sanal sekreteriniz Siri!
 
Önce ünlü teknoloji evanjelisti Robert Scoble, hizmeti 2 yıl önce duyduğunda ilk heyecanla yazdığı ‘Siri’yi yani Web’in geleceğini kaçırmayın!’ başlıklı yazısını yeniden hatırlatma gereğini duydu ve onu izleyen 1 ay boyunca Mashable, TechCrunch gibi teknoloji blogları da bu koroya artan övgülerle katıldılar.  Ancak geçen hafta Siri’nin Apple tarafından satın alınmadan önceki ilk yatırımcısı Gary Morgenthaler’in TechCrunch’a verdiği bir röportajda söylediği bir cümle bu övgülerin şahikasıydı; ‘Siri, Google’ın ekmeğini elinden alacak!’. Google-Siri gibi zamansız bir kıyaslamaya girmeden önce, Morgenthaler’in bu sözleri Google Yönetim Kurulu üyesi Eric Schmitt’in ABD Senatosu’na Google’ın tekelleşme iddialarına karşı yazdığı ‘Siz Google arama teknolojilerinde tekel diyorsunuz ama bizim Siri gibi çok daha tekelleşmeye uygun bir rakibimiz var.’ şeklinde özetlenebilecek mektubundan yola çıkarak söylediğini de ekleyelim.
 
Peki Siri’nin büyüsü nerede? Kişisel düşüncem bu hizmet, mevcut haliyle ilk planda ve en çok sekreterleri eli-ayağı haline gelmiş kısıtlı zamanla yarışan iş adamlarına yarayacak. Özellikle sekreterlerinin olmadığı seyahatlerde zaman açısından zorlanan bu kişiler, adeta sekreterlerine komut verir gibi bu yapay zekalı iPhone4S’e seslenecekler: ‘Kızım, benim bugünkü 5 toplantısını yarın sabah uygun bir zamana ötele’, ‘Evladım, akşam 8de falanca bey ile yiyeceğim yemek için Boğaz’da şöyle en afillisinden bir balık restonarından rezervasyon yap!’, ‘Bana acale eşimi bağla! Yok yok, vazgeçtim, akşam geç kalacağımı SMS ile gönder’. ‘Şöföre söyle, acele çıksın ve kızımı okuldan alsın!’ vs.

Kuşkusuz Siri’nin servis kalitesi, içerik ve yerelleşme gibi çok ciddi sorunlarla karşı karşıya ve daha alacak uzun yolu var ama Robert Scoble’ın da 2 sene önceki yazısında işaret ettiği gibi böyle bir kolaylığa alışan biri için ‘Google’da arama yapmak’, artık bir külfet haline gelmez mi?

Elbette Google da bu dönemde yatıp durmayacak. Zaten elindeki içerik ve hizmet bütünü ile Siri’nin başedebilmesine mevcut koşullarda olanak yok. Ancak Siri, web2.0 döneminde artık Google ile özdeşleşen ‘arama motoru’ döneminin yavaş yavaş sonuna gelmekte olduğumuzun ve geleceğin web3.0 döneminde artık sorunlarınızı anlayan ve çözmeye çalışan ‘akıllı sanal asistan’ dönemine doğru yol alacağımızın ilk ve Google açısından son derece korkutucu bir işareti!

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Wed, 09 Nov 2011 06:03:00 -0800 Kurumsal Afet Yönetimi http://ismailhpolat.com/kurumsal-afet-yonetimi http://ismailhpolat.com/kurumsal-afet-yonetimi

Google_kisi_bulucu

Deprem, sel gibi afetlerde tüm kurumlar kendi kurumsal kimlik kaygılarını bir kenara bırakıp olaya sorumlulukla yaklaşmalılar.


Van Depremi sürecinde altıyüzü aşkın insanımızı yitirmenin acısıyla kederlendik. İkiyüze yakın insanımızın enkaz altından kurtarılması ise bu acıların, bir nebze de olsa, tesellisi oldu. Ancak bir deprem coğrafyasında yer alan ve bunca deprem felaketi yaşamış bir ülkenin afet yönetimi konusunda hala sıkıntı çekmesi, herkesi üzen hatta öfkelendiren bir durum. Tabii bunu, deprem bölgesinde zor şartlarda zamana karşı yarışan afet görevlilerinin moral ve motivasyonlarını da olumsuz etkileyecek bir öfke patlamasına dönüştürmemek ve ders çıkarılacak rasyonellikte bir eleştiri yapabilmek de, hepimizin vicdani sorumluluğu olmalı. Artık enkaz ve kurtarma çalışmaları tamamlandığına göre kendi mesleki penceremden bir kaç değerlendirme ile geleceğe not düşmeye çalışayım.

Öncelikle 17 Ağustos Depremi gibi ülkeyi her açıdan sarsan ve derin izler bırakacak şiddette bir depreme karşın teknolojik anlamda bize deprem sürecinde olumlu katkı verecek hiç bir hazırlık yapmamışız. Depremi önceden tahmin etmeye çalışan kimi cihaz ya da sistemlerin ne durumda olduğunu bilemiyorum ama Van Depremi’nde teknolojik olarak hiç bir katkı YOKTU!

Bunun sorumlusu da, sadece günü kurtarmaya odaklı zihniyetlerimizdir. Teknoloji ve bilişim ile ilgili bakanlıklar, Sivil Toplum Kuruluşları, üniversiteler, teknoloji ve bilişim şirketleri, telekom operatörleri, vd. tüm kuruluşlar, sadece kendi kurumsal ve ticari kaygılarıyla hareket ettikleri için Van Depremi’ne hiç bir sıra dışı katkı yapamadılar. Kendi hesabıma örneğin GSM operatörlerinden deprem bölgesindeki yurttaşları ‘konuşturmayı becermek’ten çok daha fazlasını beklerdim. 1999’dan bu yana 12 yıl geçti. Sadece yakınlarımızı arayıp ‘ben iyiyim!’ diyebilecek kadar mı ‘ilerleyebildik’? Nerede göçük altında kalan abonelerin yer ve adreslerini saptayarak bir haritada hepsini toparladıktan sonra kriz merkezine aktarabilecek bir bilgi akışı? Ya da öncelikle büyük yerleşimlere odaklanan Afet Yönetim Merkezi’nin haberi bile olmayan uzak köylerden basit bir SMS ile ulaşacak yardım taleplerini yine harita üzerinde görselleştirecek bir katma değerli hizmet? Aslında bunlar öyle çok karmaşık teknolojiler de değil. Ancak ticari önceliği olmayan ve  nasıl olsa ‘uzakta olan afet’ düşüncesiye gündemlere bir türlü alınmayan projeler bunlar. Tabii burada sorumlu hepimiziz. 99 depreminden beri aklımda olan bu vb. projeleri ilgili kurumlara sunamayan bendeniz, gündemine bile almayan tüm kamu ve özel kurumlar ve tabii en çok da ‘sivil toplum’ adı altında yapılanıp ihale takip etmekten öteye iş yapmayan kuruluşlar. Artık hepimizin bu rehavetten kurtulma, uyanma ve harekete geçme vakti!

Yazıyı deprem sürecine teknolojik olarak en çok katkıda bulunduğunu düşündüğüm (benim gördüğüm yegane) hizmetle noktalayalım; Google Kişi Bulucu! Depremin hemen ardından Google firmasında çalışan Türkler tarafından, Japonya’daki depremde kullanılan benzer bir hizmetin ülkemize göre özelleştirilmesiyle devreye alınan Kişi Bulucu, Van’da depremden etkilenen insanlarla onları arayan yakınları ve kuruluşlar arasında yeni bir iletişim kanalı açtı. Bu süreçte üçbinin üzerinde kişiye ilişkin iletişim sağlanabildi. Google, bununla da yetinmedi ve deprem gecesi kendileriyle iletişim kurarak önerdiğimiz ‘gelen yardım ve kurtarma çağrılarını tek bir Google Haritası üzerinde online görselleştirme’ özellliğini de zaman karşı yarışarak hizmetine ekledi. Bu servisin daha üzerine eklenecek çok özellik var elbet. Ancak öncelikle tüm kurumsal kimlik kaygılarımızı bir kenara bırakarak ön koşusuz ve birlikte çalışma ve afet yönetme zihniyetine ulaşmamız gerekli.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 04 Nov 2011 05:56:00 -0700 Sosyal Medyada etkinlik ölçümü üzerine... http://ismailhpolat.com/sosyal-medyada-etkili-iletisim-uzerine http://ismailhpolat.com/sosyal-medyada-etkili-iletisim-uzerine

Kişilerin Sosyal Medya'daki etki güçlerini ölçümleyen klout.com üzerinden Geleneksel Medya'nın 100 gazeteci-yazarı ile Yeni Medya'nın 100 popüler kişiliğini içeren 2 ayrı liste!

 

Gazeteci-yazar_vs

 

Bu iki liste hazırlanırken sıralamaya alınan 200 kişi tamamen kişisel gözlemler ile seçilmiş olup, ana amaç klout.com'un ölçüm sistematiğini sorgulamak ve analiz etmektir. Bu konudaki soru, görüş ve yorumlar ile bu değerlendirmede farklı açılımlar yakalanabilir:)

 

Bu vesile ile hepinize iyi bayramlar!

 

Listelerin tamamı için aşağıdaki adresleri tıklayın. 

100 Gazeteci-Yazar http://klout.com/#/ismailhpolat/list/gazeteci-yazarlar

100 Yeni Medya profili: http://klout.com/#/ismailhpolat/list/yepyeni-medya 

 

NOT: Liste oluşturulurken M. Serdar Kuzuloğlu, Timur Sırt, Yurtsan Atakan, Melih Bayram Dede, Şükrü Andaç gibi her iki tarafı da aynı ağırlıkla temsil edebilecek nitelikte olan bilişim ve teknoloji köşe yazarları, muhabirleri ve editörlerine yer verilmemiştir.

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 28 Oct 2011 02:08:00 -0700 İşte SOSYAL Medya bu! http://ismailhpolat.com/iste-sosyal-medya-bu http://ismailhpolat.com/iste-sosyal-medya-bu

Helping-hand

Van Depremi’nin ardından başlayan üzücü süreçte Sosyal Medya, Türkiye’nin sesi-soluğu, eli-ayağı ve vicdanı oldu!

Belediye binasından içeri girdiğimde karşılaştığım manzara gerçek üstüydü; Adeta bir fabrikaya benzetilen girişteki devasa salonda kızlı-erkekli yüzlerce genç bir makine düzeninde tıkır tıkır çalışıyordu. Elimdeki yardım malzemelerini nereye bırakabileceğimi sorduğum delikanlı; elindeki megafonla ‘41 numara ayakkabı! Kim alıyor?’ diye bağırdı. Az ötede kalkan ele doğru yürüdüm. Elin sahibi genç kız ayakkabıları teslim aldı ve içinde erkek giysileri de olan bir koliye koydu. Koli, üzerine yazılmış listeye ‘1 çift ayakkabı’ da eklendikten sonra bantlandı ve gelen bir genç koliyi aldı ve bahçede Van’a hareket edecek TIRın yanındaki yüzlerce benzerinin yanına koydu.  

Van Depremi’nin üzerinden 24 saat geçmeden organize edilen yüzlerce yardım organizasyonundan sadece biri bu. Peki bu düzeni kim, nasıl kurmuştu? Nereden çıkmıştı bu insanlar?? Ve daha bir çok soru işareti... Hepsinin yanıtı ise şu iki sözcüğün içinde; Sosyal Medya!
 
23 Ekim 2011 ülke tarihinin en acı sayfalarından biri olarak kayıtlara geçti. Van’dan gelen trajik haber ve görüntüler ülkenin tamamının dikkatini oraya çevirdi. Bu ülkenin yurttaşı olduğunun farkında bile olmayan kimi aymaz hatta densizler dışında Türkiye’nin büyük çoğunluğu ‘Van için ne yapabilirim? Ne yapabiliriz?’ derdine düştü. İşte tam bu noktada Sosyal Medya’nın bilgilendirme ve örgütleme gücü devreye girdi. İlk bir kaç saat içinde Van’dan sosyal medyalara akan ve paylaşılan haberler, trajedinin boyutlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu ve önce Şişli Belediyesi’nin bir yardım kampanyası başlattığının duyulmasıyla başlayan hareket, giderek bir çok kurum, kuruluş ve yurttaşın katılımıyla büyüdü.

Burada Twitter, bütün Türkiye’nin takip ettiği bir duyuru panosu gibi çalıştı ve çeşitli kanaat önderleri tarafından yapılan duyurular ve öneriler, adeta yardım için yurttaşların vicdanlarına seslendi. Facebook ve çeşitli bloglar ise daha ziyade örgütlenme amacıyla kullanıldı. Çeşitli kurum ve kuruluşlar Facebook’ta kurdukları gruplar üzerinden Van’daki enkaz kaldırma çalışmalarına katılımdan yardım toplamave bağış kampanyalarına kadar bir çok organizasyonu hayata geçirebildi. Tüm bu gelişmeleri gören yurdumun o pırıl pırıl gençleri de bu seyyar yardım noktalarına koştu hatta bir kısmı şu anda Van’da ve gece-gündüz demeden hepsi hala çalışmakta. Ayrıca, sosyal medyalarda paylaşılan ‘Giysi göndermeyin, ilaç gönderin’ gibi mesajlar sayesinde toplanan yardımların etkin sevk ve idaresi becerilebildi. Öyle ki pazartesi sabahı hemen tüm ülke, kendi oturduğu yerde nerelerden yardım yapılacağını, o yardım noktalarına nasıl ulaşacağını ve hangi eksikleri tamamlaması gerektiğinin bilinciyle koştu o merkezlere. Organizasyonlarda kimi aksamalar olsa da Van’daki depremzede, bütün ülkenin desteğini yanında hissetti.
 
Umarım bu gelişmeler, Sosyal Medya’yı ‘bir ahlaksızlık yuvası’ olarak niteleyen geleneksel medyamızdaki kimi kafaların  da aydınlanmasına vesile olur. Elbette Sosyal Medya’da her şey anlattığım kadar olumlu gelişmedi. Bu acı süreci bile kendi kişisel zevklerine ve kurumsal çıkarlarına alet etmek isteyenler de oldu. İstanbul’daki bilgisayarının başında oturup ‘enkaz altındayım’ şeklinde tweet atan ya da depreme sevinenler ve bu insanlık trajedisini kendi markaları için bir sıçrama tahtası olarak kullanmak isteyen, üstelik bunu açık açık yapan iş ahlakından uzak kuruluşları da gördük bu süreçte. Ancak ülkemiz çoğunluğunun sağduyusu bir kez daha galip geldi ve bu örnekler önce Sosyal Medya’da afişe edildi, sonra da bunlara karşı adeta sanal bir tecrit uygulanmaya başladı.
 
Sonuç olarak, gelin bu olumsuz deneyimlerden dersler çıkaralım ve Van Depremi’nde kaybettiğimiz, enkaz altında hala yardım bekleyen binlerce yurttaşımızın ve yakınlarının acılarını milletçe paylaşalım.
 
Van Depremi’nin yaralarını, kardeşliğimizin yaralarıyla birlikte saralım.
Van-earthquake-in-turkey-007

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Wed, 26 Oct 2011 06:04:57 -0700 İnternet mobili yutacak? http://ismailhpolat.com/internet-mobili-yutacak-mi http://ismailhpolat.com/internet-mobili-yutacak-mi

Internet_mobili_yutacak_m

Mobil iletişim ve internet sektörlerinin yakınlaşması, beklenenin aksine mobil iletişim şirketlerine değil internet şirketlerine yaradı! Peki neden?

 
¨Bugün sadece konuşma amaçlı kullanılan bu cihazlarla yakın gelecekte internete her zaman ve her yerden erişilebilecek, alışveriş yapılacak, hatta bankacılık ve hisse senedi işlemleri yapılacak. İnsanların çoğu internet için bilgisayar değil cep telefonlarına rağbet edecek!¨
Şu anda bu satırları okurken sizlerin çok sıradan bulduğunuz bu sözleri, bundan 13 yıl önce yani 1998 yılında karşısında oturduğumuz kişi söylüyordu; Ericsson Türkiye’nin eski genel müdürü Ersin Pamuksüzer! Türkiye’de mobil iletişim sektörünün bugünlere gelmesinde ciddi emeği olduğunu çok sonraları anlayacağım bu mütevazı ama karizmatik adamın elindeki kısa mesaj özelliği henüz eklenmiş küçük bir tuğla boyutundaki telefona bakıyorduk bir yandan. Devam etti: ¨İşte sizi bütün bunları anlayıp bizim memlekete de getirmeniz için gönderdik buraya.¨  
 
Ericsson’un Stockholm’deki genel merkezine gönderilişimizin vizyon ve misyonu olan bu cümlelerin ardından epey uzun yıllar çalıştık bu amaç uğruna. Sadece biz değil kuruluşlarının daha ilk yıllarından itibaren milyarlarca dolar gelirler elde eden dünyanın dört bir yanındaki mobil operatör, altyapı ve yazılım şirketleriyle cep telefonu üreticilerinin on binlerce çalışanı da gecelerini gündüzlerine kattılar ve mobil iletişim sektörünün katma değerli hizmetler iş kolunda dünyada ve ülkemizde tatlı paralar kazanıldı. Örneğin Türkiye’de bu miktar 2007 yılında toplam 1 milyar TLye kadar çıktı.
 
Ama sonraları hem Türkiye’de hem de dünyada bu gelirler çıkmak bir yana, adeta tepe taklak oldu. Peki neydi bunun sebebi? Aslında yanıt basit; önce cep telefonları akıllandı, sonra insanlar...
 
Mobil internet döneminin ilk yıllarında cep telefonları üzerinden internete erişim genellikle cep telefonu üreticilerine özel yazılımlar üzerinden sağlanırdı. Bu ise, internet bağlantı kabiliyetinizin bilgisayarlardaki gibi standart biçimde değil elinizdeki telefonun becerisi kadar olması anlamına geliyordu. Aslında mobil hizmetler için bir dezavantaj teşkil eden bu durumu mobil iletişim sektörü bir avantaja dönüştürdü ve haber, müzik, oyun, yarışma, sohbet, vd. katma değerli hizmetler, internetle henüz tanışmayan ama cep telefonunu elinden düşürmeyen yüz milyonlarca insana satılıp durdu. O 'saadet yıllarında' toplam gelirlerinin %10dan fazlasını bu hizmetlerden kazanan mobil sektör de, interneti kendi yarattıkları ‘şey’ zannetmek yanılgısına düştü.
İnternetin çok daha fazlası olduğunu anlamaları ise, son bir kaç yıla denk geldi. Önce cep telefonundan erişilen internetin giderek standartlaşması daha sonra ise başta iPhone ve Samsung GalaxyTab olmak üzere piyasaya sürülen akıllı telefonlar, insanların internetin nimetlerini keşfetmelerine ve daha önceden ücretli olarak cep telefonlarından edindikleri hizmetlerin internette bedava ya da çok cüzi fiyatla olduğunu keşfetmelerini sağladı. Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü zanneden başta mobil operatörler olmak üzere diğer sektör oyuncuları da bunu acı bir deneyim olarak yaşadı. Gelinen noktada mobil katma değerli hizmetler sektörü ağır yara aldı ve şu anda mobil oyuncular ne yapacaklarını, nasıl para kazanacaklarını bilemez durumda.
 
İşte bu ahval ve şerait içerisinde katıldığım Avea’nın Girişimcilik Günü’nde geleneksel operatör yaklaşımından oldukça farklı bir yaklaşım gördüm. Avea ilk defa olayın merkezine interneti koyarak yeni bir yaklaşımla çıktı sektör oyuncularının karşısın. Genel Müdür Erkan Akdemir’in açılış konuşmasındaki satır aralarından çıkarttığım kadarıyla şirket, mobil sektördeki iş ortaklarına Avea’dan bağımsız olarak internet odaklı iş modeli geliştirmeleri için başta risk sermayesi olmak üzere ofis, teknik destek, vd. olanaklar sağlayacak. Bunun sonucunda çıkacak inovasyonlar da internet odaklı iş modelleri üzerinden dünyaya pazarlanacak.
Avea_girisimcilik_gunu_erkan_akdemir
Umarım Avea ile diğer yerel ve küresel operatörler, bu doğru yolda istikrar ve inatla yürür ve bizlere mobil internetin doğru biçimde kullanılacağı yeni ufuklar açar. Aksi takdirde, internetin engin denizlerinde Google, Facebook, Apple gibi büyük balıklara yem olmaları işten bile değil.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Fri, 14 Oct 2011 11:55:00 -0700 Wall Street işgal altında?! http://ismailhpolat.com/wall-street-isgal-altinda http://ismailhpolat.com/wall-street-isgal-altinda

Occupy_wall_street

Arap Baharı’yla açılan Pandora’nın kutusu dünyayı Amerikan Baharı’na mı götürecek?


Kendi derdine düşüp Türkiye’nin meselelerini bile analiz etmekte aciz kalan geleneksel medyamızın anlı şanlı ‘gazetecilerinin’, ABD’de 1 ay kadar önce başlayan bir hareketi gündeme almasını ve giderek küresel bir harekete dönüşmekte olan gidişatı görmesini beklemek? Evet, pek gerçekçi değil maalesef! Oysa Yeni Medya'da konuya ilişkin şuradaki gibi şahane analizler çoktan yapıldı.

Aslında 1 ay önce 17 Eylül’de ilk protestolar başladığında ABD’de de durum pek farklı değildi. Üstelik kuru bir kalabalık tarafından dile getirilen slogan da pek cüretkardı; Occupy Wall St. yani Wall Street’i işgal et! ABD ekonomisinin kalbi NewYork Borsası’nın işgal etme fikri borsacıları da güldürmüş olmalı ki, içlerinden bazıları ilk günlerde borsa binasının önünde kendilerini protesto eden göstericilere gülümseyerek kadeh kaldırmayı da ihmal etmedi.

Occupyws_champagne_toast
Ancak Occupy Wall St., bugün itibarıyla 80i aşkın ülkenin 1500den fazla kentinde organize edilen yürüyüşlerle desteklenen küresel bir hareket haline gelmeyi başardı. İlk günlerdeki sloganları da OccupyChicago ve Occupy LA şeklinde yerelleşerek ABD’nin yüzlerce  şehrine yayıldı. Artık ABD ve dünya medyasının manşetlerini ve haber bültenlerini işgal eden harekete kamuoyu desteği de giderek artmaya başladı. New York’taki bir pizza zinciri harekete verdiği desteği göstermek amacıyla menüsüne OccuPie yani İşgal Keki’ni ekledi. Sosyal Medya platformlarında hergün hareketi destekleyen yüzlerce grup kuruluyor ve bu gruplar milyonlarca insan tarafından izleniyor.

Peki sadece bir an önce başlayan bir hareket bu kadar kısa sürede nasıl bu noktaya geldi? Kuşkusuz bunun altındaki tüm nedenleri buradan görüp sayabilmek zor ancak hareketin sosyal medya hesapları ve ABD’deki 1-2 blogdan derlediğim bilgiler sonucunda önemli bulduğum birkaç hususu sizlerle paylaşmak isterim. İlk olarak, bu hareketi oluşturan kitle, Sanayii Çağı’nın mavi yakalıları değil Bilgi Çağı’nın beyaz yakalıları. Harekete geçmelerinin asıl nedeni olan işsizliğin pençesinde kıvranan, uygulanan politikaların kendilerine iş olanağı vereceğinden umudu olmayan ancak hemen hepsi teknolojik araçları iyi kullanan, dünyayı takip eden ve politika ve politikacılardan uzak genç, dinamik ve yepyeni bir kitle bu.

Occupied_wsj

17 Eylül’de Wall Street'teki ilk gösterilerde olayın bu boyutlara geleceğini kendileri bile hayal etmeyen bu insanların Borsa binasının yakınındaki Zucotti Park’ta kurdukları çadırlarda inatla eylemlerini sürdürme iradeleri yönetimin panik içinde eylemi bitirme çabasıyla karşı karşıya gelince, eylemciler ellerindeki en büyük silahı yani Yeni Medyaları büyük bir beceriyle kullanmaya başladılar. Twitter ve Facebook’da kendilerine karşı yönelen her hareketi anında duyuran ve dertlerini son derece basit ve dokunaklı biçimde yazı, resim ve kendi hazırladıkları videolarla anlatmayı beceren bu gençler, aslında kendi medyalarını yarattıklarını ve bu medya üzerinden gelen desteklerle güç kazandıklarını yavaş yavaş farkettiler.

Occupywallst_twitter_account
Yeni Medya o kadar etkili oldu ki, harekete tüm ülkede fiziksel katılım da arttı, kitleler kalabalıklaştı. Zizek gibi akademisyenler ve hatta Soros gibi iş adamları bile destek beyanlarında bulundu ve New York’dan alınan ilham, Yeni Medya üzerinden önce ABD’deki sonra da dünyadaki geniş kitleleri harekete geçirdi.

Occupy_wall_street_event_map
Occupy Wall St. hareketindeki çok önemli hususlardan biri de, eylemcilerden hiçbirinin öne çıkmadığı, internetin ruhuna uygun lidersiz ve dağitık bir yapıda olması. Bu durum, hareket içi gruplaşmayı önlediği gibi herkesin verilmek istenen mesajlara odaklanmasını sağlıyor. Bu sayede verdikleri basit mesajlar da kamuoyunca daha iyi algılanıyor, tartışılıyor; Biz ABD’nin %99’uyuz. ABD yönetiminden diğer %1’in finansal sıkıntılarına değil bizim sıkıntılarımıza öncelik vermesini stiyoruz. Başka da bir amacımız yok!

Tüm bu gelişmeler karşısında Obama yönetiminin, siyasi çıkarlar uğruna köhne endüstri çağı kurumlarına destek vermeyi bırakıp gençlerin sorunlarına öncelik vermek ve bunun için de yeni istihdam politikasını Bilgi ve iletişim teknolojileri, Yeni Medya, Alternatif Enerji, BioGenetik gibi yeni ve potansiyeli olan alanlarında kurarak bu kitlenin sorunlarını çözmeye çalışmaktan başka seçeneği kalmadı. Wall Street Borsa Binası'nın içindeki ekonomi ile dışındaki ekonomi aynı seviyeye gelmedikçe, Arap Baharı ile açılan Pandora’nın kutusu Amerikan Baharı hatta Dünya Baharı'na doğru yol alacak.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/1544956/IHP_tren2_reasonably_small.jpg http://posterous.com/users/hgAcYGXVEOYHw İsmail Hakkı Polat ismailhpolat İsmail Hakkı Polat
Mon, 03 Oct 2011 11:13:00 -0700 Arama'nın Motoru http://ismailhpolat.com/aramanin-motoru http://ismailhpolat.com/aramanin-motoru

Media_httpismailhpola_vuvag

İnternet aramaları konusunda Rusya pazarının lideri Yandex, Türkiye’de faaliyete başlıyor. Peki Google varken Yandex’i neden kullanalım?

Bir kaç yıl önce İzmir’deki bir üniversitenin Yüksek Lisans programına devam eden bir öğrenciden bir e-posta aldım.  Öğrenci, 'İnternet üzerinden siyasal örgütlenmeler' hakkında bir araştırma ödevi yapacağını, bu amaçla interneti arayıp taradığını ancak işine yarar bir şey bulamadığından yakınıyor ve benden bu konuda elimde ne varsa kendisiyle paylaşmamı istiyordu. Durumu biraz da tuhaf bulup konuyu internetten aradığımda karşıma bir sürü işe yarar materyal çıktı! Öğrenciye bir mail attım ve durumu anlattım ve yararlı linkleri kendisiyle paylaştım. Hemen yanıt verdi ve şaşkınlık içinde nasıl yaptığımı sordu. Ben de Google’a girip bulduğumu söyleyince karşılıklı şaşırdık. Onun şaşkınlığının nedeni, kendisi yazınca bulamamış olmak, benimkinin nedeni ise, öğrencinin (aranan sözcük dizisini tırnak içine almak, tarih, akademik, haber gibi alanlara göre özelleştirip arama yapmak gibi)  Google’ın temel kullanım özelliklerini bilmemesi idi. Ancak bunları kullanıp arama yaptığınızda istediğiniz içeriğe ulaşma olasılığınız artıyor, yapmadığınızda ise artık Google’ın ilk sayfalarını domine etmeye başlayan çöp sayfaların arasından arzu ettiğiniz bilgiyi bulmaya çalışan çöpçü durumuna düşüyorsunuz ve aradığınıza ulaşma şansınız azalıyor.

Geçen hafta Türkiye ofisini açan Rusya orijinli arama motoru Yandex'in lansman toplantısı sırasında, arama motorlarıyla ilgili bu deneyim geldi aklıma.  Yandex, deneyimsiz internet kullanıcılarının çok çektiği bu ve benzeri Google kaynaklı soruna (kendi olanakları çerçevesinde) daha uygun ve yerel bazda çözümler geliştirme iddiasıyla, pazar lideri olduğu Rusya’dan sonra bazı eski Sovyet Bloku ülkeleri ve şimdi de Türkiye’de faaliyete geçerek arama motoru pazarından pay kapma arayışına girdi.  Kuşkusuz Google gibi arama motoru kavramını yeniden yaratan ve bu hizmetiyle dünyanın en zengin şirketleri listesinin tepelerine kurulan bir dev ile rekabeti göze almak bile başlı başına cesaret isteyen bir şey.

Yandex, aslında bir arama motorundan ziyade içinde haberden e-postaya seri ilanlardan haritalara pek çok farklı içeriği barındıran bir bilgi portalı.  (Bu haliyle 90lı yılların Superonline.com portalinin üzerine Google giydirilmiş hali gibi geldi bana).  Bu bağlamda gittiği her ülkede doğru ve popüler içerik üreten yerel iş ortaklarıyla  çalışıyor ve indexlemede onlardan gelen bilgilere öncelik veriyor. Bu özelliğiyle Google’dan daha az ama daha güvenilir site endeksleme iddiasını taşıyor.

Şirket, geçtiğimiz günlerde söz konusu iddiası çerçevesinde ABD’de faaliyet gösteren arama motoru Blekko’ya 30 M $ yatırdı ve imzalanan yatırım anlaşması çerçevesinde Blekko’nun uzmanlık tabanlı arama (Curated search) özelliğini de bünyesine kazandırarak rekabette avantaj sağlama çabasında.

Kişisel kanaaatim, Yandex’in işinin çok zor olduğu yönünde. Çünkü Google, hem arama motoru tabanlı reklamcılık (AdWords) hem de web sitelerine iliştirdiği reklamlar (AdSense) sayesinde internet kullanıcılarında çok uzun süreli bir alışkanlık hatta bağımlılık yaratmış durumda. Buna ek olarak, Google 'Aramalarda nasıl üste çıkarsınız?' temasıyla site sahiplerine öneriler ve ipuçları içeren eğitimler de sağlamakta. Arama motoru optimizasyonu (SEO) adı verilen bu ve benzeri kavramlarıyla zaten web sitesi tasarımcı ve işletmecilerini kazanmış durumda. Bunlara haber, e-posta, harita, döküman, takvim, çevirmen gibi her biri ciddi rekabet farkı olan hizmetlerini de eklersek işin zorluğu ortaya çıkar.

Yandex, Türkiye’de başarı sağlamak istiyorsa öncelikle Google gibi yerel internet sektörü için bir havuç yaratmalı. Ve onunla birlikte yerel içerik sağlayıcılarla işbirliği anlaşmaları imzalamalı. Eğer burada ilerleme sağlar ve arama sonuçlarında fark yaratırsa biraz olsun pazar payı alır. Halihazırda 10 Milyar dolar NASDAQ piyasa değeri  olan şirketin bunun için yeterli bütçesi var. Yeter ki bu bütçe doğru işlerde kullanılsın.

Benden yardım talep eden öğrenci gibi yetersiz deneyimle arama yapan kullanıcıları anlayıp onları aradıkları bilgiye en kısa yoldan ulaştırabilirse Yandex, ‘milli arama motoru’ ünvanını bile alabilir!

Permalink | Leave a comment  »

]]>
Fri, 23 Sep 2011 14:00:28 -0700 Facebook hayatınıza talip oluyor! http://ismailhpolat.com/facebook-hayatiniza-talip-oluyor http://ismailhpolat.com/facebook-hayatiniza-talip-oluyor

Media_httpismailhpola_jmxye

Rakipleri ‘geçtik, geçiyoruz’ derken,  dünyanın en büyük sosyal medya platformu açıkladığı yeniliklerle level atladı!

22 Eylül Perşembe günü Türkiye dahil dünyanın dört bir yanından 100 binin üzerinde online insanın gözü kulağı tek bir kişiye kilitlenmişti; Mark Zuckerberg! 14 Mart 1984 doğumlu bu gencin, kendi arzu ve ihtiyaçları doğrultusunda geliştirdiği Facebook, bugün itibarıyla 800 milyon kullanıcı ile dünyanın en kalabalık sosyal medya platformu haline geldi ve şirketin piyasa değeri de 80 milyar dolara yükseldi. Aslına bakarsanız Eylül başında gelen bu olumlu finansal haberler, son aylarda özellikle en büyük rakibinin piyasaya sürdüğü Google+ servisinin yükselişi nedeniyle strese giren firma yöneticilerini bir parça olsun rahatlatmıştı. Ancak asıl büyük hamle için tüm Facebook camiası 22 Eylül günü Zuckerberg’in Facebook F8 etkinliğinde sahneyi aldığı o ana konsantre olmuştu. Zuck, konuşmasına her zamanki rahat tavırlarıyla kısa bir giriş yaparak başladı ve hemen ardınan Facebook’un uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni servisini açıkladı; Timeline yani Zaman Tüneli. Büyüklerimizin günlük defterleri ve fotograf albümleri sayesinde yarım yamalak becerebildikleri ‘geçmişi anımsama’ eylemini, 21. Yüzyılın dijital yazı, fotograf, müzik, film, haber ve hatta lokasyon gibi sayısal araçlarıyla neredeyse her eyleminizi anı olarak kaydedilebilir hale getiriyor ve bunları kronolojik bir arayüzle size sergiliyor Facebook. İşte o anda, geçtiğimiz haftalarda zırt-pırt değişen sayfa ve yenilikleriyle kullanıcıları canından bezdiren platformun tüm olumsuzluklarını unutup, o sayfaların müthiş görselliğinin büyüsüne kapılıyor insan.
Media_httpismailhpola_xmabd
Ancak Zuckerberg, hiç hız kesmeden, Facebook kitlesinin sadece geçmiş bilgileriyle yetinmeyip onların bugününe hatta geleceğine talip olduğunu kanıtlayan çok yönlü bir özelliği daha açıklıyor; OpenGraph! Facebook ağınıza ilişkin kişi, zaman, mekan, içerik, vd. tüm parametreleri açık ve kolay bir şekilde tanımlayabilmenizi sağlayan bu özellik sayesinde bağlantı veya ilişkilerinizi dilerseniz Facebook kendi akıllı sistemi aracılığıyla sizin adınıza düzenleyecek dilerseniz de siz kendi insiyatifinizle kişiselleştirebileceksiniz. Ek olarak Open Graph, Facebook’un rakipleriyle rekabetinde en önemli dayanağı olan on binlerce iş ortağının milyonlarca uygulamalarını geliştirebilmeleri için son derece kullanışlı ve zengin bir araç.
Open Graph özelliğinin ilk kullanımı geçen yıl ‘beğen’ butonu olarak ortaya çıkmış ve Facebook’un internetin en ücra köşelerine yayılmasını sağlamıştı. Open Graph şimdi bunu bir adım daha öteye götürüyor ve Facebook hizmetlerinde beğen sözcüğü dışında yerine aklınızdan geçen sözcüğü hatta cümleyi tanımlamanıza olanak sağlıyor. Böylelikle örneğin; müzik için ‘çal’, film için ‘oynat’ ve hatta beğenmediğiniz bir dizi için ‘berbat’ butonları hazırlayıp internetin hemen her yerine beğen butonu gibi basit bir biçimde yerleştirebiliyorsunuz. İnsanların internet üzerinde duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmesine olanak tanıyan bu butonlar bile başlı başına bir devrim. Ancak Facebook, tam bu noktadan sonra, kullanıcıların tüm bu özellikleri yazı, ses, haber, müzik, film, dizi gibi içerikler üzerinde kullanabilecekleri zengin uygulamaların demosuyla bizleri yine şaşkınlığa sürüklüyor. Guardian, Netflix, Spotify, Hulu ve yüzlerce içerik firmasının uygulamaları üzerinden insanların nasıl sosyalleşeceklerini anlatıyor. Örneğin: Sağ üst köşede yeni açılan pencerede bir arkadaşınızın müzik dinlediğini gördüğünüzde yapmanız gereken o cümleye tıklamak ve müziği dinlemek. Beğenirseniz bunu arkadaşınızla paylaşmanız hatta sohbet etmeniz bile mümkün. Özetle Facebook, yaptığı bu atakla rakiplerinden ciddi biçimde ileri fırlamış hatta internette yeni bir dönem başlatmış durumda. Kişisel kanaatim onu durduracak şey, ne Google ne de Twitter; sadece ama sadece internet kullanıcılarının, onlardan hayatlarının her anını talep eden Facebook ile bir ömrü paylaşıp paylaşmayacaklarına ilişkin iradeleri!
Aksi takdirde internet=facebook dönemine doğru hızla yol alacağız!

Permalink | Leave a comment  »

]]>