Yarım elma Gönül alma!

Article-1331207975036-12120e4b000005dc-811624_466x310

Yeni iPad’i görücüye çıkartan Apple'da şapkadan tavşan çıkaran ‘sihirbaz’ artık yok. Tüketicinin ilgisi hala sürüyor ama...

Son bir kaç hafta boyunca artan spekülasyonlar geçtiğimiz Çarşamba itibarıyla doruğa ulaştı ve akşam saatlerinde yapılan Yeni iPad Tanıtımı'nın ardından kamuoyu, sosyal medyadaki yorum ve değerlendirmelere odaklandı. Steve Jobs’un eksikliğinin ciddi biçimde hissedildiği lansmanda Yeni iPad, meraklısının iştahını kesemeyecek kadar az yenilikle ortaya çıktı. Daha yüksek çözünürlüğe sahip retina özellikli ekran, 4G şebeke hızıyla çalışabilme ve en önemlisi pil canavarı bu şebekeler için geliştirilmiş yenilikçi ve uzun ömürlü batarya teknolojisi gibi özellikler, şapkadan tavşan çıkmasını bekleyen Apple büyüsüne kapılmış kitleyi tatmin etmedi. Kuşkusuz bunların bir kısmı Yeni iPad’i alabilmek için kuyruklara bile girecek. Ancak cihazı ellerine aldıklarından itibaren edinecekleri kullanıcı deneyimi eğer bir önceki modeli anlamlı biçimde aşamazsa, çoğu parasını boşuna harcadığını düşünecek ve büyü yavaş yavaş bozulacak!
Tc
 
Bu noktada Apple’ın Steve Jobs sonrası gidişatına bir bakmakta fayda var.  2012 itibarıyla 500 milyar dolar piyasa değeriyle dünyanın zirvesine kurulmuş şirketin bugünlere gelmesinin en önemli nedeni, son 5 yıl içinde sattığı 315 milyon mobil cihaz olsa gerek. Kullanıcıları PClerin geleneksel ekran-klavye ergonomisinin ötesine taşıyarak parmak hareketleriyle kontrol edilebilen yepyeni bir internet deneyimi yaşatan şirket, bu cihazlar üzerine yüklenebilen uygulamalar sayesinde de oyun, müzik, televizyon, kitap, gazete, vb. her formatta içeriğin etkin biçimde tüketilebilmesinin önünü açtı. Geçen hafta itibarıyla bu 315 milyon cihaza yüklenen toplam 25 milyar uygulama, bu etkinliğin bir kanıtı zaten. Ancak artık tüm bunlara süratle alışmış ve sürekli daha fazlasını bekleyen bir kitle var şirketin karşısında. Üstelik bugüne kadar Steve Jobs tarafından sunulan her yeniliği onun karizmasıyla özdeşleştiren ve her birini adeta bir devrim olarak benimsemiş bir kitle bu.
İşte tüm bu koşullar altında Jobs sonrası böylesi tatmin eşiği yüksek kitlenin karşısına çıkan kişinin Jobs’u aşmak ve beklentiyi karşılamak adına çok daha fazlasına ihtiyacı vardı. iPhone4S ile başlayan ve Yeni iPad ile süren bu talihsiz ‘Jobs-Cook’ karşılaştırması, cihaz lansmanlarında beklentiyi daha da arttırıyor.
319108
Üstelik Apple, artık bir teknoloji şirketi olmanın ötesinde dünyanın önemli bir trend belirleyici markası konumunda. Bir önceki iPad’ı bir kenara koyup bu yeni iPad’i alan kişilerin, kendilerini ve çevrelerini yeni bir trend konusunda ikna edebilmeleri için retina ekran ve uzun ömürlü bataryadan çok daha fazla argümana ihtiyaçları var. Tim Cook’un lojistik dehası, kurduğu maliyet etkin operasyon nedeniyle cihazların rakiplerinden çok daha rekabetçi bir fiyatla piyasaya sunulabilmesi gibi güçlü argümanlar da, tüketicinin çıtayı bu yüksekliğe koyduğu noktada bir anlam ifade etmiyor. Kuşkusuz Apple, geldiği nokta itibarıyla rakiplerinden çok ötede. Ancak sorun kitlesiyle olan ‘büyülü’ ilişkisinde ve bu büyünün bozulduğu an sonuçlarını kimse tahmin edemez!
Thenewipad
 
Kişisel olarak elimdeki ilk nesil iPad’i atıp bu Yeni iPad’i almayı düşünmüyorum ve buna harcayacağım para cebimde kalacağı için çok memnunum. Ancak eğer bir sonraki lansmanda da beni tatmin etmeyen bir cihaz gelirse, cihazımda yüklü uygulamalar ve burada oluşan kişiselleştirilmiş içeriğime rağmen, farklı bir alternatif arayışına girebilirim.

 

Steve, Jobs'a veda etti!

Media_httpismailhpola_dwjpz

Yaratıcısının işleri bırakmasının ardından Apple’ı nasıl bir gelecek bekliyor?

Son 30 yılda hayatımıza giren Apple II, Machintosh, iPod, iPhone ve iPad gibi yenilikçi ürünlerle kimilerine göre dünyayı 5 kez değiştiren Steve Jobs, sonunda hayatla mücadeleyi seçti ve geçtiğimiz perşembe yayınladığı bir veda mesajıyla çalışma hayatına veda etti. Kurucusu olduğu Apple’ın strateji, tasarım ve lojistik dehasıyla paketlediği ürün ve hizmetlerini müthiş bir zamanlama ve cüretli ama parlak bir sunum eşliğinde tüketiciyle buluşturan Jobs, bu benzersiz yetenek bileşimi sayesinde şirketi rakiplerinden uzak ara farklılaştırdı. Öyle ki Apple, Ağustos 2011 itibarıyla dünyanın pazar değeri en yüksek şirketi ve en büyük cihaz üreticisi ünvanlarını aldı.
Media_httpismailhpola_xfaub
Jobs, artık kendi sağlık sorunlarına ve bir türlü yenemediği pankreas kanseriyle mücadelesine odaklanacak. Peki bu süreçte çocuğu gibi büyüttüğü Apple ne olacak? Aslına bakarsanız Jobs, kanserle mücadele etmesi gerektiği geçtiğimiz birkaç yılda bile Apple’a bir baba şefkatiyle kol kanat gerdi. Bu süreçte, şirketin ana gelişim odağını (kimilerine göre ben kimilerine göre ise internet anlamına gelen) i kodlu ürün ve hizmetlere  doğru kaydırdı. iPod ve iMac ile başlayan bu yelpaze, iTunes, iPhone ve iPad ile genişledi ve Apple bu açıdan Steve Jobs’sız döneme birkaç yıllık avansla giriyor.Jobs, yine bu bir kaç yıllık dönemde şirket yönetimindeki bayrak değişimi işine de epey kafa yormuşa benziyor. Aslında şirkette kendi yerine düşünebileceği 2 kişi vardı; Bir kaç yıl önce yine sağlık sorunlarıyla bıraktığı CEO pozisyonunu o dönemde vekaleten ama başarıyla yürüten şirketin operasyonlardan sorumlu genel müdür yardımcısı Tim Cook ve şirketin inovasyon harikası ürünlerini yaratan tasarımdan sorumlu genel müdür yardımcısı Jonathan Ive. İşin ilginci, Jobs’ın strateji, lojistik ve zamanlama dehasını Cook, tasarım, cüret ve parlaklığını da Ive temsil ediyordu. Her ne kadar benim oyum Ive’den yana olsa da Jobs, burada Apple açısından en doğru olanı yaptı ve tercihini (zaten Ocak ayından beri şirketi fiilen yöneten) Tim Cook’tan yana kullandı. Şirketin çok yüksek cirolu ve rekor karla geçen ilk 2 çeyreğinin ardından yapılan istifa açıklaması ise, Tim Cook’a avans tanınması ve sene sonundaki parlak bilançonun da ona mal edilmesi amacıyla yapılan bir Jobs planı olsa gerek. 
Media_httpismailhpola_juqwl
Her ne kadar bugün başladığı düşünülse de aslında yıl başından beri süren Tim Cook döneminde kişisel düşünceme göre Apple, ürün ve hizmetlerdeki kısa ve orta vadeli başarısını sürdürecek. Jobs’dan Cook’a geçen tepe yönetimin önümüzdeki dönemde en büyük eksiği, her daim merakla beklenen karizmatik Jobs tarzı ürün lansmanları. Çok iyi bir operasyon adamı olan Cook, iş sunuma gelince Jobs kadar parlak bir figür değil. Belki burada Jonathan Ive daha uygun bir profil olarak Apple’ın lansman yüzü olabilir. Ayrıca, Steve Jobs’un şirketin yönetim kurulu başkanı konumunu sürdürmesi, şirket yönetimi ile çalışanları için manevi bir destek  olabilir. Bunun ötesinde Jobs, zaman zaman şirketin uzun vadeli planlarına vizyoner katkılar sağlayabilir.İş dünyası Steve Jobs’tan, öncelikle hastalığını yenmesini ve sonrasında 20. yüzyılda bir garaj girişimcisiyken 21. yüzyılda baş döndürücü bir hızla zirveye tırmanışının öyküsünü bekliyor. Söylentilere göre Steve Jobs’un biyografisi 21 Kasım’da ‘raflarda’ yerini alacak. Ancak söz konusu Steve Jobs ise, sözü edilen o raflar iPhone5’ın iBooks uygulamasının rafları olabilir! 
Media_httpismailhpola_dbbhh
 

Yeni bir Medya Çağı!

Media_httpismailhpola_inxpm

Küresel kriz sürecinin sonunda endüstri çağı kapanırken geleneksel medya, en etkin mecrası GAZETEyi kaybedebilir!

Her hafta klavyenin başına ‘yeni medyanın olumsuz yönlerinden söz etmek’ niyetiyle oturuyorum ama Yeni Medyaya ilişkin öyle eksik, hatalı ve kulaktan dolma bilgiler görüyorum ki buna bir türlü sıra gelmiyor. Örneğin, Vatan Gazetesi’nden Sanem Altan ¨Bu aralar sık sık ‘Yeni Medya’ diye bir laf duyduğunu ve Twitter’dan bir okurunun bununla yandaş medyayı kastettiğini anladığını ancak onların da medyaya bir yenilik getirmediğini¨ yazmış. Okur olarak ister istemez aklınıza ¨Peki nedir Yeni Medya?¨sorusu geliyor. Ancak bu sorunun yanıtını havada bırakarak (Yeni Medya=Yandaş Medya) gibi tuhaf bir çıkarımla noktalamış yazısını Altan.

Bir diğer gazete ikonu Ertuğrul Özkök de, geçtiğimiz hafta Apple şirketinin borsada Exxon şirketinin değerini geçerek küresel ekonomik iktidarı devraldığı bir devrimi müjdeliyor.  Sloganı ise ‘Garaj çocuklarının iktidarı!’ Özkök'e 'Günaydıııın!' diyelim ve soralım; peki o garaj çocuklarını iktidara getiren ne? Apple’ın yarattıklarına hala endüstri döneminin kalıplarıyla bir ‘ürün’ olarak bakan bir zihniyete Yeni Medya’yı anlatmak ne zor!

Oysa artık günleri sayılı olan geleneksel mecralarını kurtarmaları için adeta bir can simidi Yeni Medya. International Newsmedia Marketing Association adlı kuruluşun 2011 raporuna bakılırsa gazetelerin en fazla 20-30 yıllık ömrü kaldı. Raporun içinde bulunduğumuz kriz koşullarını öngörmeden hazırlandığı göz önüne alınırsa, özellikle uzun durgunluk tipi bir süreçte gazetelerin ciddi mali sıkıntılarla boğuşmasının ve bu sürenin 5-10 yıla inmesinin bile olasılık dahilinde olduğu görülebilir.  Söz konusu olasılığı, Harvard Üniversitesi’nin gazeteciliğin geleceğini incelemek amacıyla kurduğu Nieman Journalism Lab sitesindeki, Newsonomics adlı köşesinde değerlendiren medya sektörü analisti Ken Doctor, ABD’de gazetecilik sektörünün 22 çeyrekten beri sürekli gelir düşüşü içinde olduğunu ve bu durumun Avrupa ve Asya’nın çoğu ülkesinde de benzer bir eğilim görüldüğünü belirtiyor. Doctor’a göre hemen bugün itibarıyla radikal kararlar alınmazsa, gazetecilik umulandan çok daha kısa sürede maziye karışma (oblivion) tehlikesiyle karşı karşıya. Yazar, dijital yayıncılık rekabeti için az da olsa hala gelişim zamanı olduğunu ancak medya patronlarının acilen ‘Dijitale dönüşüm’ kararı almaları gerektiğini, çünkü ekonomik kriz ve durgunlukla birlikte okuyucunun paralı kağıdı terkederek hızla ücretsiz internet mecrasına yöneleceğinin altını çiziyor. Gazetelerde yaşanabilecek bir mali kriz durumunda Doctor, ilk olarak gazetenin dijital öncelik stratejisi doğrultusunda bina, matbaa gibi değerlerini nakite çevirmelerini, eleman sayılarını dijital dönüşüme göre optimize etmelerini ve internete özel rasyonel iş modelleri geliştirmelerini önermekte. Bu doğrultuda tablet yayıncılık, internet seri ilanları gibi alanları fırsat olarak gösteriyor.  Ben de bunlara mobil telefon yayıncılığı ve lokasyon tabanlı ilan servisleri gibi detayları ekleyebilirim.

Ancak verilmesi gereken en temel karar, bu dönüşümün liderliğin haber temelli bir geleneksel yayıncılık ekolünden birine değil haberin ötesinde oyun, müzik gibi daha geniş bir içerik temeline oturan bir Yeni Medya ekolünden birine teslim edilmesi. ‘Dijitale öncelik’ kararını geçtiğimiz aylarda alan Guardian’ın Yayın Yönetmeni Alan Rusbridger ise, bunun iyi bir örneği.

Tüm bunları blogunda ‘Gazeteleri dönüştürmek için 10 Tweet’ başlığıyla 10 cümleye indirgeyen ve 2009 yılında ABD’nin en başarılı Yeni Medya yayıncısı seçilen John Paton’un  ‘Basılı mecranın insanlarını dinlemeyi bırakın da dijital mecranın sesine kulak verin’  twiti, bence olayı en iyi özetleyen cümle!

Ülkemizde Radikal Gazetesi’nin kağıt baskıyı bırakıp tamamen dijitale taşınacağının konuşulduğu bugünlerde belki bu ve benzeri yazı çizinin bir faydası olur. Aksi takdirde medyamızdaki çoğu gazetecinin köşe kadılığı ‘kağıt üzerinde’ kalacak!  

Cep telefonu amaç değil araç

Media_httpismailhpola_wijac

Turkcell, yeni tanıttığı telefonu T20 ile ses operatörlüğü ağırlığını yeni medya yayıncılığına doğru kaydırıyor.

Kalabalık bir basın kitlesi tarafından doldurulmuş salon. Şirket tepe yöneticileri tarafından yapılan özenli sunum ve demolar.  Ve internet üzerinden dünyanın her yerinden izlenebilen canlı yayın... Turkcell’in yeni akıllı telefonu T20’nin tanıtımını bilgisayarımın ekranından izlerken sanki bir Apple iPhone lansmanı izliyormuşum hissine kapıldım. İşin ilginç tarafı Turkcell’in böyle bir adımı atmasındaki önemli hedeflerinden biri, Apple’ın mobil dünyadaki dayatmacı yaklaşımına karşı bir alternatif geliştirebilmekti. Bu adımları henüz yolun başında ama gidilen yönün doğruluğuna ilişkin kuşku yok. T20, Turkcell’in kendi adına ürettirdiği telefon zincirinin T10’dan sonraki ikinci halkası. İlk modelden daha hızlı, daha kapasiteli ve daha yüksek çözünürlüklü ve tam dokunmatik ekrana sahip. Uygulamalar açısından ise oyun, müzik, video, haber, Mobil TV gibi Turkcell’in temel katma değerli hizmetleri sunulmuş olanların da ötesinde yenilikler var. Bunların başında ise Cep T Cüzdan uygulaması geliyor. Telefonu bir kredi kartı olarak kullanmanızı ve alışverişlerde ödemelerinizi temassız ve hızla yapmanızı sağlayan bu uygulama mağaza ve bankalarla hali hazırda yapılan işbirlikleri genişletildiğinde cebimizde taşıdığımız cüzdanda epey bir hafifleme yaratabilir. Cebimizdeki ağırlıklardan bizi biraz daha kurtabilecek diğer iki hizmet de, CepKumanda ve CebeBağlan. Şimdilik ev ya da ofisimizdeki birkaç cihaza uzaktan erişim ve kumanda özelliği sağlayan uygulamaların yine ev/ofis cihazları üreticileriyle yapılacak işbirliği sayesinde uzun vadede bize adeta bir genel anahtar fonksiyonu sağlayabileceğini düşünüyorum. Ayrıca RehberPlus gibi telefon rehberimizdeki kişilerin sosyal medya hesaplarını da bulup ekleyerk basit bir telefon rehberini bir kişisel sosyal ağa dönüştüren uygulamayı da beğendiğimi söylemeliyim. Ancak telefonun kamera özelliklerini yetersiz bulduğumu da ekleyeyim; Bir defa daha önce iPhone ve Samsung Galaxy gibi akıllı telefon deneyimi yaşayan kişiler için çift kamera özelliği vazgeçilmez. Bir de kapalı mekan ve gece çekimlerinde ışık problemi yaşanabilir. Ancak telefonun 419 TLlik fiyatı ve buna Turkcell tarafından eklenen ücretsiz dakika/kontör ve data miktarlarının telefonu fiyat ve ekonomi açısından öne çıkartması adına bu özelliklerden ödün verilmiş olabilir. Tüm bunların ötesinde Android 2.3.3 gibi Google’ın tüm servislerinden etkin yararlanmayı sağlayacak uygulamalara açık bir işletim sistemi de büyük avantaj. Sonuç olarak T20, Turkcell’in mobil operatör deneyimini ses operatörlüğünden yeni medya yayıncılığına doğru ilerletecek önemli bir adım olarak düşünülmeli. Turkcell’in bu yeni medyadaki rolü, küresel ve yerel internet firmaları, bankalar, ev/ofis cihazları üreticileri, oyun, sosyal medya, müzik ve e-ticaret şirketleri gibi iş birlikleriyle devasa bir değer zincirinin yönetimi. Cep telefonu bu yolda tüketiciye erişmekte bir araç. Amaç ise, bu zincirdeki halkaların sayısını arttırarak tüketiciye hayatının her alanında hizmeti Turkcell şebekesi üzerinden sunabilmek! Bitirirken bir eleştirimi de ekleyeyim; ‘Turkcell yeni medya yayıncılığına doğru ilerliyor.’ diye yazıyoruz ama T20 lansmanının canlı yayın görüntüleri neden yayın sonrası Turkcellmedya.com sitesine konulmaz, anlamak mümkün değil! Yapılan Applevari tanıtım şovu sadece canlı yayın sırasında izlenecek ve bu yayını kaçıranlar sitedeki basın bültenleri ile yetineceklerse Turkcell’in geleneksel yayın organlarından bir farkı kalmaz, aksine eksiği kalır. Kendilerine önerim, bu canlı yayın kayıtlarına sitelerinde ve Youtube’deki Turkcell kanalında yer vermeleri. Böylece geleneksel TV akışından öte ileri-geri alınıp durdurulabilir yani kontrol edilebilir bir yeni medya yayıncılık ‘akışına’ geçilmiş olur.

Cep Telefonu Pazarında Devir Değişiyor

Media_httpismailhpola_ecjil

Cep telefonu sektöründe yeni yetme oyuncular,  yılların devasa firmalarının tahtını fena sarsıyor!  

Gartner’in geçen ay açıkladığı 2010 ikinci çeyrek cep telefonu pazarı araştırmasına göre dünyada son 3 ayda toplam 325 milyon cep telefonu satılmış.  Bu, geçen yıl aynı döneme göre %14lük bir artışı gösteriyor.  Pazarda olumlu bir gidişata işaret eden bu artışa karşın açıklanan diğer rakamlar, sektörün 'tartışılmaz' lideri Nokia ve pazarın eski firmaları için tehlike çanlarının çalmaya başladığı mesajını veriyor; Pazarın en büyük 5 firması (Nokia, Samsung, Motorola, LG ve Sony Ericsson)  ikinci çeyrekte Apple, RIM ve HTC  gibi pazarın yeni sayılan oyuncularına karşı %4.1 pazar payı kaybetmiş.  Samsung ve LG firmalarındaki toplam % 1.5 civarı artışa karşın lider Nokia %2.6 ve Motorola da %2.8lik düşüş yaşamış, SonyEricsson ise adeta yok olma noktasında.  Üstelik yeni oyuncuların sadece üst gelir seviyesine hitap eden akıllı telefonlar ürettiğini göz önüne alırsak, bu rakamların ciddiyeti anlaşılır. Peki  yaklaşık 20 yıldan beri pazarı tekellerinde tutan bu dev firmalar bu çıkmaz yola nasıl girdi? Mobil iletişim sektörünün başlangıcı olan 1990lı yıllarda Ericsson, Nokia, Motorola, Siemens, Alcatel gibi mobil altyapı firmalarının hepsi mobil iletişim sistemlerini bir bütün olarak ele alıp değer zincirinin şebekeden telefona tüm halkalarını kendi ürünleriyle tamamlıyor ve mobil operatörlere temin ediyorlardı. O yıllarda Dünya GSM Birliği’nin (GSMA) belirlediği standartları da tasarlayan bu firmaların hem tasarım, üretim ve dağıtım güçleri, hem de operatörlerle ilişkilerine karşı rekabet imkansızdı. Çünkü o dönemlerde telefonun en önemli fonksiyonu konuşma idi ve GSM şebekesini çok iyi tanıyan bu firmalarla ses kalitesi, fiyat ve dağıtım ağı rekabeti yapmak zordu. Bu gidişat, 2000li yılların başına kadar değişmeden geldi.   O yıllarda işin içine önce SMS ve daha sonra da mobil internet girmeye başladı. Aynı dönemdeki ekonomik krizin de olumsuz etkileriyle Alcatel, Siemens gibi markalar pazardan silinirken Ericsson, çareyi Sony ile güç birliği yapmakta buldu.  Pazardaki bu değişimi ve telefonun kulaktan öte göze de hitap etmesinin avantajını farkeden Samsung ve LG de, bu dönemde önemli paylarla sektöre giriş yaptılar. Tüm bu değişime karşın mobil şebekeler ve operatör dinamiklerini iyi bilen Nokia, Motorola ve Sony Ericsson gibi eski firmalar, bu sektör  hakimiyetlerinin rekabet için yeterli olacağını düşünmüş olmalılar ki, mobil interneti yeterince iyi değerlendirmeyip bu konuda ortak bir standart hazırlamaktan kaçındılar. Symbian, Java gibi başıboş çözümler de bu ilgisizlik sonucu hep zayıf kaldı ve tüketiciler de bu eski firmalar ne verirse onu yedi; Taa ki birkaç yıl önce piyasaya sunulan, mobil internet özellikleri yüksek akıllı telefonlara kadar. Önce Blackberry ve iPhone ile vücuda gelen bu telefonlar, Pazar dinamiklerini iyiden iyiye değiştirmeye başladılar.  Bunlara  Google’ın geliştirdiği Android mobil işletim sistemiyle çalışan HTC de eklendi ve bir anda yıllardır aynı yemeği yemekten bıkan tüketicinin gözdesi  oluverdiler. Eskiler ise, pazarın değişimini anlamaya çalışırken yılların verdiği tatlı para rehavetini hala üzerlerinden atamamışa benziyor. Geliştirdikleri tüm çözümler, iPhone ya da Blackberry’nin görselliği ya da HTCnin fonksiyonelliğinin yanına bile yaklaşmaktan uzak. Yazıdaki rakamlardan da yola çıkarak yorumum, Nokia ve Motorola bu kurumsal rehavetle tüketicilere çözüm sunmaktan giderek daha da uzaklaşmaktalar ve bunun sonucu önümüzdeki dönemde daha da fazla pazar kaybedecekler. Mobil internet ve akıllı telefon mantığına daha yakın olan Samsung ve LG’nin ise bir süre daha pazarda tutunması olası. Ancak açıkça görünen, yakın gelecekteki büyük rekabet, Apple ve Anroid işletim sistemini kullanan HTC gibi firmaların akıllı telefonları arasında olacağı. Tüketiciye artık sesin ötesinde bir şeyler sunmak lazım. Sesim geliyor mu? (15 Ağustos 2010, Business Week Türkiye)
Tags
  • apple (8)