- Posts tagged curated search
- Explore curated search on posterous
Arama'nın Motoru
İnternet aramaları konusunda Rusya pazarının lideri Yandex, Türkiye’de faaliyete başlıyor. Peki Google varken Yandex’i neden kullanalım?
Bir kaç yıl önce İzmir’deki bir üniversitenin Yüksek Lisans programına devam eden bir öğrenciden bir e-posta aldım. Öğrenci, 'İnternet üzerinden siyasal örgütlenmeler' hakkında bir araştırma ödevi yapacağını, bu amaçla interneti arayıp taradığını ancak işine yarar bir şey bulamadığından yakınıyor ve benden bu konuda elimde ne varsa kendisiyle paylaşmamı istiyordu. Durumu biraz da tuhaf bulup konuyu internetten aradığımda karşıma bir sürü işe yarar materyal çıktı! Öğrenciye bir mail attım ve durumu anlattım ve yararlı linkleri kendisiyle paylaştım. Hemen yanıt verdi ve şaşkınlık içinde nasıl yaptığımı sordu. Ben de Google’a girip bulduğumu söyleyince karşılıklı şaşırdık. Onun şaşkınlığının nedeni, kendisi yazınca bulamamış olmak, benimkinin nedeni ise, öğrencinin (aranan sözcük dizisini tırnak içine almak, tarih, akademik, haber gibi alanlara göre özelleştirip arama yapmak gibi) Google’ın temel kullanım özelliklerini bilmemesi idi. Ancak bunları kullanıp arama yaptığınızda istediğiniz içeriğe ulaşma olasılığınız artıyor, yapmadığınızda ise artık Google’ın ilk sayfalarını domine etmeye başlayan çöp sayfaların arasından arzu ettiğiniz bilgiyi bulmaya çalışan çöpçü durumuna düşüyorsunuz ve aradığınıza ulaşma şansınız azalıyor.
Geçen hafta Türkiye ofisini açan Rusya orijinli arama motoru Yandex'in lansman toplantısı sırasında, arama motorlarıyla ilgili bu deneyim geldi aklıma. Yandex, deneyimsiz internet kullanıcılarının çok çektiği bu ve benzeri Google kaynaklı soruna (kendi olanakları çerçevesinde) daha uygun ve yerel bazda çözümler geliştirme iddiasıyla, pazar lideri olduğu Rusya’dan sonra bazı eski Sovyet Bloku ülkeleri ve şimdi de Türkiye’de faaliyete geçerek arama motoru pazarından pay kapma arayışına girdi. Kuşkusuz Google gibi arama motoru kavramını yeniden yaratan ve bu hizmetiyle dünyanın en zengin şirketleri listesinin tepelerine kurulan bir dev ile rekabeti göze almak bile başlı başına cesaret isteyen bir şey.
Yandex, aslında bir arama motorundan ziyade içinde haberden e-postaya seri ilanlardan haritalara pek çok farklı içeriği barındıran bir bilgi portalı. (Bu haliyle 90lı yılların Superonline.com portalinin üzerine Google giydirilmiş hali gibi geldi bana). Bu bağlamda gittiği her ülkede doğru ve popüler içerik üreten yerel iş ortaklarıyla çalışıyor ve indexlemede onlardan gelen bilgilere öncelik veriyor. Bu özelliğiyle Google’dan daha az ama daha güvenilir site endeksleme iddiasını taşıyor.
Şirket, geçtiğimiz günlerde söz konusu iddiası çerçevesinde ABD’de faaliyet gösteren arama motoru Blekko’ya 30 M $ yatırdı ve imzalanan yatırım anlaşması çerçevesinde Blekko’nun uzmanlık tabanlı arama (Curated search) özelliğini de bünyesine kazandırarak rekabette avantaj sağlama çabasında.
Kişisel kanaaatim, Yandex’in işinin çok zor olduğu yönünde. Çünkü Google, hem arama motoru tabanlı reklamcılık (AdWords) hem de web sitelerine iliştirdiği reklamlar (AdSense) sayesinde internet kullanıcılarında çok uzun süreli bir alışkanlık hatta bağımlılık yaratmış durumda. Buna ek olarak, Google 'Aramalarda nasıl üste çıkarsınız?' temasıyla site sahiplerine öneriler ve ipuçları içeren eğitimler de sağlamakta. Arama motoru optimizasyonu (SEO) adı verilen bu ve benzeri kavramlarıyla zaten web sitesi tasarımcı ve işletmecilerini kazanmış durumda. Bunlara haber, e-posta, harita, döküman, takvim, çevirmen gibi her biri ciddi rekabet farkı olan hizmetlerini de eklersek işin zorluğu ortaya çıkar.
Yandex, Türkiye’de başarı sağlamak istiyorsa öncelikle Google gibi yerel internet sektörü için bir havuç yaratmalı. Ve onunla birlikte yerel içerik sağlayıcılarla işbirliği anlaşmaları imzalamalı. Eğer burada ilerleme sağlar ve arama sonuçlarında fark yaratırsa biraz olsun pazar payı alır. Halihazırda 10 Milyar dolar NASDAQ piyasa değeri olan şirketin bunun için yeterli bütçesi var. Yeter ki bu bütçe doğru işlerde kullanılsın.
Benden yardım talep eden öğrenci gibi yetersiz deneyimle arama yapan kullanıcıları anlayıp onları aradıkları bilgiye en kısa yoldan ulaştırabilirse Yandex, ‘milli arama motoru’ ünvanını bile alabilir!
Turkcell'in gelecekteki rakibi Facebook mu?
Yeni Medya'nın hızlı gelişen rekabet arenasında bugünün dost-düşman tablosuna bakıp yarını kestirmek güç!
Bilgi, iletişim ve medya sektörleri arasındaki teknolojik yakınsama (convergence) ve bunun ortaya çıkarttığı yeni iş alanları sayesinde bir kaç sene önce birbirinin kuyusunu kazan şirketleri bugün can ciğer kuzu sarması görebilmek mümkün. Mesela Nokia ile Microsoft un mobil alandaki işbirliği :) Ya da yıllar boyu ‘ayrı dünyalarda yaşadıklarını’ düşünen şirketlerin yolları birden kesişiyor ve bir anda kendilerini boğaz boğaza rekabet halinde bulabiliyorlar. Örnek mi? 2000li yılların internet dünyasının üç yıldızından ikisi olan Google ve Facebook. Bir internet arama motoru firmasıyla bir sosyal medya platformunun yollarının kesişebileceğini, bu firmaların kendileri bile uzun zaman pek akıllarına getirmeden ayrı ayrı ve mutlu mesut bir hayat sürdüler. Ancak yakınsamanın ortaya çıkarttığı yeni bir kavram, internetin bu iki devini karşı karşıya getirdi.
Önümüzdeki dönemde kıyasıya rekabetin olacağı bu yeni sahnenin adı da, SOSYAL ARAMA! Sosyal arama kavramını basit bir örnekle anlatacak olursak, diyelim Adana’ya seyahate gittiniz ve kentin farklı bir lezzet durağını keşfetmek istiyorsunuz. Bunun için Google’dan ‘en lezzetli adana kebap nerede?’ şeklinde bir soruyla arama yapsanız bile Google’ın önünüze getireceği, kendi arama motorunun mantıksal ve sizin damak zevkinizden habersiz sıralanan bir listedir. Bundan tatmin olmadığınız zaman genellikle yaptığınız Adana’yı bilen bir-iki arkadaşınızı arayıp önerilerini almaktır. Arkadaşlarınız sizi iyi tanıyor ve damak tadınızı biliyorsa, önerilerini de ona göre yapacaktır. Tabii böyle bir arkadaşı bulmak her zaman mümkün olmayabilir:)
Son dönemde, yeni bir seçenek daha şekillenmekte: sosyal medyadaki kişisel ağlarınız üzerinden merak ettiğiniz soruyu sormak ve gelen önerileri toplayıp oradaki eğilime ya da kişilerin ikna gücüne göre bir karar vermek. İşte sosyal arama, tüm bu üç yolu harmanlayıp, “sorunuza sizin için en uygun yanıtı vermek” amacıyla hizmet verecek anlamsal (semantic) internet hizmetlerinin genel adı olacak.
Yakın gelecekte internetin en sık kullanılacak bu hizmet türü için gerekli olan unsurlar ise, Google benzeri bir algoritma ile çalışacak mantıksal arama motorları ve ona ruh kazandıracak sosyal medya platformları olacak; Yani Google ile Facebook’un birleştirilmiş hali! İşte bu iki firmanın rekabeti de burada ortaya çıkıyor.
Google bu tip bir sosyal arama için ihtiyacı olan kullanıcı bilgi ve davranış bilgilerini kendi kurmaya çalıştığı bir sosyal medya platformu sayesinde toparlamaya çalışıyor. Geçmişte yapmaya çalıştığı Wave, Buzz gibi başarısız denemelerin amacı da bu zaten. Her ne kadar şirket yalanlasa da yeni bir sosyal medya projesinin daha yolda olduğu aşikar.
Öte yandan Facebook, kendi sosyal medya platformunun üzerine entegre edeceği arama motoru için bir süredir Bing arama motoru ile işbirliği içinde gibi görünse de iki ay önce tescil ettirdiği bir arama motoru (curated search) patenti ile uzun vadede bu konuyu kendi insiyatifinde çözme arzusunu ortaya koyuyor. Bu alanda ilk ürünü kimin çıkaracağı bilinmez ancak yarışta öncelik elde edebilmek için en kıymetli hazinelerin başında firmaların ellerindeki kullanıcı veri tabanları ve bunları etkin biçimde kullanabilme yani değerlendirebilme becerileri geliyor. Bu noktada olabildiğince çok kullanıcının verisine sahip olmanın ötesinde her kullanıcıya ilişkin olabildiğince farklı davranış bilgisi toplamak da önemli, ki bu sayede her bir kullanıcının sosyal profilini çıkartabilmek mümkün olacak ve sizin her türlü sorunuza başka sosyal profillerin uygun davranışlarından yola çıkarak yanıt bulunabilecek.Örneğimize dönersek, sosyal arama motoru, Adana’da sizin damak zevkinize uygun bir restoran listesiyle yanıtlayacak sorunuzu.
Bu alan için en büyük iki rakip Facebook ve Google olarak görünse de, potansiyel olarak kullanıcı bilgisi bağlamında onlardan çok daha değerli bir hazineye sahip olan başka bir oyuncu daha var; GSM operatörleri. Aslında onlarda bu iki firmanın elindekilerden öte, kullanıcının anlık konumu, temel kimlik bilgileri gibi çok daha değerli veriler var. Eğer GSM Operatörleri ellerindeki bu veriyi değerlendirip abonelerini birer sosyal profil olarak şekilleyebilirlerse sosyal arama hatta sosyal medya oyununun çehresi değişebilir! Ya da tam tersi bir gelişmeyle, Facebook ve Google gibi Yeni Medya devlerinin GSM operatörlerini yutarak devasa platformların oluşacağı bir dönemin de önü açılabilir.

