- Posts tagged facebook
- Explore facebook on posterous
Masum değiliz hiçbirimiz
Yeni Medya, sonu gelmeyen kişisel bilgi ve mahremiyet ihlalleriyle bindiği dalı kesiyor!
Sosyal Medya camiası, geçtiğimiz hafta içinde yine ve yeni bir ihlal skandalı ile çalkalandı. Skandalın başrolünde ise, sadece akıllı cep telefonları üzerinden hizmet veren ve kendini ‘yakın arkadaşlar arası paylaşımların yer aldığı özel sosyal medya’ olarak konumlayan Path.com vardı. Yenilediği şık arayüz tasarımının da yardımıyla son 2-3 ay içinde 2 milyon kullanıcıya ulaşan hizmet, meğer bu abonelerin telefon rehberlerini kendi veritabanlarına kaydetmekteymiş. Arun Thampi adlı bir hacker tarafından farkedilip ortaya çıkartılan bu skandal sonrası bir açıklama yapan Path’in patronu Dave Morin, ‘aslında bu işlemi Instagram, Foursquare ve Facebook gibi hizmetlerin de yaptığını, kendi amaçlarının ise ‘her üyesinin kişisel telefon rehberindeki diğer Path üyelerini saptamak’ olduğunu söyleyerek kamuoyundan özür diledi. Geliştirdikleri yeni güncellemede bu kayıt işlemini artık kullanıcının izniyle yapacaklarını söyleyen Path (bendenizin de dahil olduğu) aboneleri nezdinde ne kadar inandırıcı oldu ya da daha önce neden böyle bir izin prosedürü yoktu bilemiyoruz ama bildiğimiz bunun kullanıcıların mahremiyetini ihlal eden ne ilk ne de son olay olduğu.
Kullanıcı bilgilerinin mahremiyeti, bu yeni iletişim ortamının ortaya çıkışından bugüne en çok tartışılan konuların başında geliyor ve geleneksel medya oyuncularının ‘internet bir iftira ve ahlaksızlık yuvası’ şeklinde yönelttiği eleştirilere de temel oluşturuyor. İşin ilginci Yeni Medya devlerinın bu konuda çok daha hassas davranması gerekirken tam tersine kullanıcıyla girdikleri güvene dayalı ilişkileri kendi çıkarlarına suistimal edecek örneklerin daha da arttığını gözlemliyoruz. Aslında bu durumun kullanıcının onlara olan güvenini azalttığının ve uzun vadede de Yeni Medya’ya en çok zararı yine kendilerinin verdiğini ne zaman idrak edecekler, bilinmez! Üstelik tüm bunların üzerine kullanıcılara ‘mahremiyetlerini taahhüt edecekleri’ vaadiyle öyle akıllara zarar sözleşmeler hazırlıyorlar ki, bu uzun metinleri okuyan az sayıda kullanıcı bile bu tip kurnazlıkların şifresini hemen çözüp afişe ediyor ve güven daha da azalıyor. Peki ne yapacağız? İnternetten, mobil iletişimden vazgeçemeyeceğimize göre tüketici olarak haklarımızı savunacağız. Bunu yaparken de ABD’deki EPIC (Electronic Privacy Information Center), EFF (Electronic Frontier Foundation) tarzı Yeni Medya'daki tüketici ihlallerine odaklı sivil toplum kuruluşları kuracağız ve bu tip ihlaller karşısında haklarımızı arayacağız. Gerekirse bu firmalarla hukuksal yollardan ve sosyal medya üzerinden mücadele edeceğiz.
Tabii böylesi geniş cepheli bir mücadelede bu tip firmaların suistimallerini açığa çıkartabilecek deneyim ve donanımda insanlara ihtiyacımız olacak. Yukarıdaki örneklerde de tasvir ettiğim gibi bu karmaşık sorumluluğun üstesinden gelebilecek insanlara hacker deniyor. Ve hackerlar aslında herhangi bir sistem ya da teknolojiyi onu ilerletmek ve kötü kullanımdan arındırmak adına eleştirel bir gözle inceleyip geliştiren kişilere denir. Elbette onların da içinde bu birikimi iyi veya kötü kullananlar var. Ancak büyük çoğunluğu gazete-TVlerde umacı gibi tanıtılanların aksine dünyanın ilerlemesine büyük katkıda bulunuyorlar ve mahremiyetimizi korumamız için en çok onları doğru anlamaya ve yardımlarına ihtiyacımız var.
İnternet Ekonomisinin Yeni Milyarderleri
Dünyanın en kalabalık sanal platformu Facebook, İnternet tarihinin en büyük halka arzını yapmaya hazırlanıyor!
Birilerinin canı SOPA istiyor
ABD’de ‘telif ihlallerini önlemek’ amacıyla Kongre’nin gündemine alınan yasa tasarıları, internet kuşağını ayağa kaldırdı!
Bu hafta bir dizi toplantı ve konferans için geldiğim New York’un Manhattan bölgesinde gezinirken bir kaç yüz kişilik bir gösterici grubuna rastladık. Uzaktan ‘Wall Street’i işgal et!’ protestocuları olduğunu düşündüğüm gruba yaklaşıp pankartlara bakınca farklı bir durumla karşılaştım ve günün anlam ve önemini bir kez daha hatırlayıverdim; 18 Ocak Çarşamba yani ABD Kongresi’nde ‘internetteki telif ihlallerini önlemek’ amacıyla gündeme alınan SOPA (Stop Online Piracy Act) yasa tasarısını protesto günü!
ABD film ve müzik endüstrisinin ‘büyük maddi kayıp’ iddiasıyla yıllardır sürdürdüğü siyasi lobi faaliyetlerinin sonucunda geçtiğimiz aylarda ABD Kongresi’de gündeme alınan SOPA tasarısı yasalaşırsa, şuradaki videodan görsel olarak da izleyebileceğiniz gibi ABD Hükümeti;
1) ABDli bir firmanın hak sahibi olduğu bir içeriğe ilişkin ‘telif ihlali’ yaptığı kuşkusu olan yurt içi ya da yurt dışı kaynaklı internet sitelerinin alan adlarını kullanmalarını engelleyebilecek,
2) ABD orijinli arama motoru, sosyal medya, wiki ya da blog platformlarında bu ‘korsan’ siteye herhangi bir şekilde link verilmişse onlar hakkında ‘telif ihlaline yardımcı olmaktan’ yasal soruşturma başlatıp dava açtırabilecek,
3) Söz konusu sitelerin ABD kaynaklı tüm kredi kartı, bağış ve finansal kuruluşlar üzerinden yaptığı para akışını kestirebilecek,
4) Bu sitelerden ‘korsan’ içerik indirenlere de 5 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.Eğer ‘korsan’ site bütün bunlara karşın hala başka alan adlarıyla faaliyetini sürdürmeye devam ederse , bu sefer de yine Kongre’de yasalaşmayı bekleyen başka bir madde ile sitenin IP adresini (Internet numarası) bloklayacak yeni bir düzenleme olan PIPA (Protect IP Act) ile işi tamamen bitirilecek.
İlk bakışta ABD’nin iç işleyişi gibi görünse de arama motoru yerine Google, sosyal medya yerine Facebook, wiki yerine Wikipedia, blog yerine de Blogspot sözcükleri konulduğunda ve bunlara ek olarak para akışı yapılan en önemli kuruluş VISA ve Pay Pal ile dünyadaki alan adı ve IP adreslerinin çoğunun ABD kaynaklı olduğu göz önüne alındığında yasanın aslında Türkiye dahil bütün dünyayı etkileyeceği açıkça görülebilir. Ayrıca, telif hakkı ihlaline biçilen cezalar yüz milyonlarca kullanıcısı olan sitelerin kapatılması ve hapis cezaları.
Facebook hayatınıza talip oluyor!
Rakipleri ‘geçtik, geçiyoruz’ derken, dünyanın en büyük sosyal medya platformu açıkladığı yeniliklerle level atladı!
22 Eylül Perşembe günü Türkiye dahil dünyanın dört bir yanından 100 binin üzerinde online insanın gözü kulağı tek bir kişiye kilitlenmişti; Mark Zuckerberg! 14 Mart 1984 doğumlu bu gencin, kendi arzu ve ihtiyaçları doğrultusunda geliştirdiği Facebook, bugün itibarıyla 800 milyon kullanıcı ile dünyanın en kalabalık sosyal medya platformu haline geldi ve şirketin piyasa değeri de 80 milyar dolara yükseldi. Aslına bakarsanız Eylül başında gelen bu olumlu finansal haberler, son aylarda özellikle en büyük rakibinin piyasaya sürdüğü Google+ servisinin yükselişi nedeniyle strese giren firma yöneticilerini bir parça olsun rahatlatmıştı. Ancak asıl büyük hamle için tüm Facebook camiası 22 Eylül günü Zuckerberg’in Facebook F8 etkinliğinde sahneyi aldığı o ana konsantre olmuştu. Zuck, konuşmasına her zamanki rahat tavırlarıyla kısa bir giriş yaparak başladı ve hemen ardınan Facebook’un uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni servisini açıkladı; Timeline yani Zaman Tüneli. Büyüklerimizin günlük defterleri ve fotograf albümleri sayesinde yarım yamalak becerebildikleri ‘geçmişi anımsama’ eylemini, 21. Yüzyılın dijital yazı, fotograf, müzik, film, haber ve hatta lokasyon gibi sayısal araçlarıyla neredeyse her eyleminizi anı olarak kaydedilebilir hale getiriyor ve bunları kronolojik bir arayüzle size sergiliyor Facebook. İşte o anda, geçtiğimiz haftalarda zırt-pırt değişen sayfa ve yenilikleriyle kullanıcıları canından bezdiren platformun tüm olumsuzluklarını unutup, o sayfaların müthiş görselliğinin büyüsüne kapılıyor insan. Ancak Zuckerberg, hiç hız kesmeden, Facebook kitlesinin sadece geçmiş bilgileriyle yetinmeyip onların bugününe hatta geleceğine talip olduğunu kanıtlayan çok yönlü bir özelliği daha açıklıyor; OpenGraph! Facebook ağınıza ilişkin kişi, zaman, mekan, içerik, vd. tüm parametreleri açık ve kolay bir şekilde tanımlayabilmenizi sağlayan bu özellik sayesinde bağlantı veya ilişkilerinizi dilerseniz Facebook kendi akıllı sistemi aracılığıyla sizin adınıza düzenleyecek dilerseniz de siz kendi insiyatifinizle kişiselleştirebileceksiniz. Ek olarak Open Graph, Facebook’un rakipleriyle rekabetinde en önemli dayanağı olan on binlerce iş ortağının milyonlarca uygulamalarını geliştirebilmeleri için son derece kullanışlı ve zengin bir araç.Yeni Başlayanlar için Sosyal Medya
Birey olarak hangi sosyal medyayı nasıl kullanmalıyız? İşte sanal yaşamı kolaylaştıracak kimi ipuçları...
Şu İnternet olmasa ne güzel yönetirdim medyayı
Hareket alanları giderek daralan medya patronları yakında böyle laflar ederse şaşırmamak lazım.
Reklamverenlerin internet ve mobil mecralara ayırdığı bütçeler arttıkça reyting, tiraj ve gelirlerindeki düşüş trendi giderek belirginleşen gazete ve televizyonlar, ‘çareyi’ internetin olumsuz yönlerini öne çıkaran haberler yapmakta buluyorlar galiba. ¨Facebook Cinayeti¨ ya da ¨Sanal Tuzak¨ gibi interneti olayın aracı değil de odağı olarak konumlayan manşetler sayesinde internet için ‘genç kuşağın uzak tutulması gereken bir bataklık’ şeklinde bir kamuoyu algısı oluşuyorsa, bunda geleneksel medyanın büyük payı var. Sanki cinayetler Facebook üzerinde işleniyor ya da tuzaklar gerçek dünyada değil de sadece sanal dünyada kuruluyor. Amaç, sadece kötüleme olduğundan ortada ne bir çözüm önerisi var ne de internetin olumlu yönlerini gösterme çabası. Halbuki ne kadar kötülenirse kötülensin, insanların internetten vazgeçebilecekleri zamanları geçtik artık. Peki gazete ve TVler yakın gelecekte ağırlıkla varlıklarını sürdürecekleri bu mecrayı bu kadar olumsuzlamakla bindikleri dalı kesmiyorlar mı? Ne gam, nasıl olsa vizyonları tepedeki yöneticilerinin kariyer ömrüyle sınırlı! Diğerleri mi? Banu Güven, Can Dündar, vb. durumdaki birçok medya ‘yıldızı’ interneti işsiz kaldıklarında geçici bir süre için varlıklarını sürdürecekleri bir yer olarak görüyorlar. Çok eleştirmeme karşın başta Cüneyt Özdemir olmak üzere bu mecranın ruhunu algılayan bir kaç kişi dışında geleneksel medyadaki herkesin arzusu, kendi meslek yaşamları boyunca ‘mevcut düzenin bozulmadan gitmesi’ yönünde. Twitter’da yüzbini aşkın takipçisi ile adeta başlıbaşına bir gazete tirajı yakalayan Ece Temelkuran bile sosyal medyayı ‘ergen muhabbetlerinin yapıldığı yer’ olarak tanımladıktan sonra varın gerisini siz düşünün. Aslında Yeni Medya, özellikle yayıncılıktan farklı işlerle uğraştıkları işler yüzünden eleştirilen medya patronları için fırsatların dolu. Üretilen içeriğin çok fazla farklılaştırılmadan cep telefonu, bilgisayar gibi ekranların tümüne ışık hızıyla gönderilmesini ve milyonların dolaşımına açılmasını sağlayan bir ortam. Geleneksel medyanın bu noktada bir türlü aklının kesmediği husus, buradan nasıl para kazanılacağı. Tek bildikleri ve interneti kötülemek pahasına ısrar ettikleri model ise, ürettikleri içeriği satmak ve reklamdan para kazanmak. Oysa internette, özellikle sosyal medya üzerinde bambaşka bir medya kimliği şekillenmekte. İnsanların etkileşimde bulunabilecekleri sanal meydanlarda bir araya gelme arzusundalar artık. Bu bakımdan üretilen bir içeriğin tek başına okunması, dinlemesi ya da izlenmesi eski önemini yitirmekte. Üretilen içerik ücretsiz ve serbestçe paylaşılabilmeli ve bu sanal meydanlarda binler, onbinler hatta milyonların gündemine girebilmeli. Bu ortamlarda içerik paylaşımının ötesinde müzik de dinlenebiliyor, oyun da oynanabiliyor. Kısacası sanal bir dünya artık bu tip noktalar. Yeni Medyada halihazırda geliştirilen iş modellerinde bu tip sanal paylaşım noktaları aynı zamanda birer reklam mecrası hatta reklamın ötesinde paylaşımlara uygun temalarda ürün ve hizmetlerin satıldığı sanal mağazalar olarak konumlanıyor. Sosyal Alışveriş adı verilen bu yeni kavramda, arkadaş paylaşımı ve önerisi ana motivatör. Bu sanal ortamın Facebook Credits gibi sanal para birimleri bile oluşmaya başladı. Bu noktadan itibaren artık sadece yayıncılık mecrasından değil yayıncılığı da içine alan bir sosyal bilgi ve eğlence platformundan söz etmek daha anlamlı. ‘Facebook varken böyle bir platform kurulabilir mi?’ endişesindeki geleneksel medya erbabına öncelikle internette Sanalika ve Mynet sözcüklerini aratmalarını ya da çocuklarına bu iki sözcüğü sormalarını öneririm! Sonuçta Yeni Medya, içinde yayıncılık, oyun, müzik, sinema, alışveriş gibi bileşenleri olan bir sosyal platform olma yolunda. Eski patronların kafasındaki ise 'baki kalan bu kubbede bir hoş sada'!Google'ın artısı eksisi
Wave, Buzz gibi başarısız denemelerin ardından Google'ın yeni sosyal medya hizmeti piyasada; Google+
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada herkes tatlı bir telaş içinde dünya arama motoru devinin yeni sosyal medya platformu Google+ için giriş davetiyesi arıyordu. Bulanlar bulamayanları davet etti ve sosyal medyanın Google+ ile imtihanı başladı. Gerek kendi kişisel izlenimlerim gerekse sosyal medya kullanıcılarının görüş ve yorumları toparlarsak, Google+ potansiyel vaat eden bir sosyal medya platformu ancak önünde kat etmesi gereken epey uzun bir yol var. Web2.0 dönemi başladığından beri bir sosyal medya platformu yaratmaya çalışan Google, anlaşılan son bir kaç yılda piyasaya sürdüğü Buzz, Wave gibi başarısız denemelerin hatalarını iyi analiz etmiş. Tüm bu deneyimlerden süzülerek ortaya çıkarılan Google+, öncelikle son derece sade ve kullanışlı bir arayüze sahip. Duygu ve düşüncelerinizi yazı, resim ve video formatlarında paylaşabiliyor, kolaylıkla arkadaş ekleyebiliyor ve hatta arkadaşlarınızı Google tarafından tasarlanmış çemberler vasıtasıyla çeşitli gruplara ayırabiliyorsunuz. Bu sayede kullanıcılara her hareketlerinin herkes tarafından görülebildiği yekpare bir kişisel sosyal ağ yerine her birinde farklı paylaşımlarda yapılabilecek şekilde yalıtılmış segmente arkadaş gruplarından oluşan tematik sosyal ağlar sunuluyor. Ayrıca arkadaşlarınızla tek tek ya da grup halinde sohbet etme ve video sohbet/konferans yapabilme olanağı da tanınmış. Kuşkusuz Google, + servisiyle önemli bir aşama kaydettiğini kanıtladı. Ancak geldiği bu noktayı Twitter, Facebook gibi bu alandaki rakipleri çoktan geride bıraktı ve üzerine çok daha fazlasını katarak daha da ileri bir noktaya gittiler. Örneğin Facebook platformu üzerinde halihazırda 3. parti şirketler tarafından işletilen yüzbinlerce uygulamadan oluşan zengin portföye Google'ın ulaşması zor. Ya da duygu ve düşüncelerini anonim ya da rumuzlu bir Twitter hesabı üzerinden kısaca paylaşan insanlar, GMail kullanmanın zorunlu olduğu gerçek kimliğe dayalı bir hesabı ne kadar kabullenebilecekler? Buna bir de Buzz'dan kalma mahremiyet ihlalerinin yarattığı güvensizlik ve kullanıcıların yerleşik sosyal medya kullanım alışkanlıklarını eklersek, Google'ın işinin çok ama çok zor olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Tabii Google+ ekibinin tüm bu olumsuzluklara azimle direnecek şekilde bir hazırlık yaptığı da söylenebilir. Servisi Google+ projesi olarak (uzun soluklu bir proje algısı yaratacak biçimde) lanse etmeleri, ilk aşamada küçük bir kitleye beta olarak açmaları ve bu öncü kitlenin görüş ve yorumlarını alabilmek için kullanışlı geri bildirim ekranları geliştirmeleri de bunun kanıtları. Kanımca Google'ı sosyal medyada var olma mücadelesinde avantajlı kılacak kritik bir kaç faktör var. Bunların başında MSN, Facebook, Twitter, FriendFeed gibi sosyal ağ platformlarının popüler özelliklerinden kullanışlı ve seçkin bir toparlama yapılmış olması geliyor. Google+ bu toparlamanın üzerine oyun, müzik gibi bir kaç önemli unsuru dahil edip sistemin teknik stabilitesini de sağladığında kullanıcının diğer sosyal medyalardan çıkıp gelmesi için yeterli bir caziba yaratabilir. Bu bağlamda halihazırdaki kullanıcıların mevcut alışkanlıklarını bozmayacak bir kullanıcı deneyimi ile diğer sosyal ağlardaki bilgi ve paylaşımların Google+'a entegrasyonu da , daha ileri ve önemli bir adım olabilir. Ancak asıl farklılık sanırım Google'ın GMail, Harita, Takvim, Youtube, Blogger gibi temel servislerinin Google+'a eklemlenmesiyle ortaya çıkacak. Tüm bunların üzerine bir de Google, kendisine mobil operatörlerle işbirliğinin yolunu açan Android işletim sistemi ile diğer sosyal medya platformlarının boş bıraktığı mobilite hizmetlerini etkin biçimde doldurabilirse sosyal medyayı bambaşka diyarlara götürebilir. Elbette bunların tümü birer olasılık. Sosyal medyanın tarihini beraber yaşayıp göreceğiz hatta hep beraber şekillendireceğiz!Turkcell'in gelecekteki rakibi Facebook mu?
Yeni Medya'nın hızlı gelişen rekabet arenasında bugünün dost-düşman tablosuna bakıp yarını kestirmek güç!
Bilgi, iletişim ve medya sektörleri arasındaki teknolojik yakınsama (convergence) ve bunun ortaya çıkarttığı yeni iş alanları sayesinde bir kaç sene önce birbirinin kuyusunu kazan şirketleri bugün can ciğer kuzu sarması görebilmek mümkün. Mesela Nokia ile Microsoft un mobil alandaki işbirliği :) Ya da yıllar boyu ‘ayrı dünyalarda yaşadıklarını’ düşünen şirketlerin yolları birden kesişiyor ve bir anda kendilerini boğaz boğaza rekabet halinde bulabiliyorlar. Örnek mi? 2000li yılların internet dünyasının üç yıldızından ikisi olan Google ve Facebook. Bir internet arama motoru firmasıyla bir sosyal medya platformunun yollarının kesişebileceğini, bu firmaların kendileri bile uzun zaman pek akıllarına getirmeden ayrı ayrı ve mutlu mesut bir hayat sürdüler. Ancak yakınsamanın ortaya çıkarttığı yeni bir kavram, internetin bu iki devini karşı karşıya getirdi.
Önümüzdeki dönemde kıyasıya rekabetin olacağı bu yeni sahnenin adı da, SOSYAL ARAMA! Sosyal arama kavramını basit bir örnekle anlatacak olursak, diyelim Adana’ya seyahate gittiniz ve kentin farklı bir lezzet durağını keşfetmek istiyorsunuz. Bunun için Google’dan ‘en lezzetli adana kebap nerede?’ şeklinde bir soruyla arama yapsanız bile Google’ın önünüze getireceği, kendi arama motorunun mantıksal ve sizin damak zevkinizden habersiz sıralanan bir listedir. Bundan tatmin olmadığınız zaman genellikle yaptığınız Adana’yı bilen bir-iki arkadaşınızı arayıp önerilerini almaktır. Arkadaşlarınız sizi iyi tanıyor ve damak tadınızı biliyorsa, önerilerini de ona göre yapacaktır. Tabii böyle bir arkadaşı bulmak her zaman mümkün olmayabilir:)
Son dönemde, yeni bir seçenek daha şekillenmekte: sosyal medyadaki kişisel ağlarınız üzerinden merak ettiğiniz soruyu sormak ve gelen önerileri toplayıp oradaki eğilime ya da kişilerin ikna gücüne göre bir karar vermek. İşte sosyal arama, tüm bu üç yolu harmanlayıp, “sorunuza sizin için en uygun yanıtı vermek” amacıyla hizmet verecek anlamsal (semantic) internet hizmetlerinin genel adı olacak.
Yakın gelecekte internetin en sık kullanılacak bu hizmet türü için gerekli olan unsurlar ise, Google benzeri bir algoritma ile çalışacak mantıksal arama motorları ve ona ruh kazandıracak sosyal medya platformları olacak; Yani Google ile Facebook’un birleştirilmiş hali! İşte bu iki firmanın rekabeti de burada ortaya çıkıyor.
Google bu tip bir sosyal arama için ihtiyacı olan kullanıcı bilgi ve davranış bilgilerini kendi kurmaya çalıştığı bir sosyal medya platformu sayesinde toparlamaya çalışıyor. Geçmişte yapmaya çalıştığı Wave, Buzz gibi başarısız denemelerin amacı da bu zaten. Her ne kadar şirket yalanlasa da yeni bir sosyal medya projesinin daha yolda olduğu aşikar.
Öte yandan Facebook, kendi sosyal medya platformunun üzerine entegre edeceği arama motoru için bir süredir Bing arama motoru ile işbirliği içinde gibi görünse de iki ay önce tescil ettirdiği bir arama motoru (curated search) patenti ile uzun vadede bu konuyu kendi insiyatifinde çözme arzusunu ortaya koyuyor. Bu alanda ilk ürünü kimin çıkaracağı bilinmez ancak yarışta öncelik elde edebilmek için en kıymetli hazinelerin başında firmaların ellerindeki kullanıcı veri tabanları ve bunları etkin biçimde kullanabilme yani değerlendirebilme becerileri geliyor. Bu noktada olabildiğince çok kullanıcının verisine sahip olmanın ötesinde her kullanıcıya ilişkin olabildiğince farklı davranış bilgisi toplamak da önemli, ki bu sayede her bir kullanıcının sosyal profilini çıkartabilmek mümkün olacak ve sizin her türlü sorunuza başka sosyal profillerin uygun davranışlarından yola çıkarak yanıt bulunabilecek.Örneğimize dönersek, sosyal arama motoru, Adana’da sizin damak zevkinize uygun bir restoran listesiyle yanıtlayacak sorunuzu.
Bu alan için en büyük iki rakip Facebook ve Google olarak görünse de, potansiyel olarak kullanıcı bilgisi bağlamında onlardan çok daha değerli bir hazineye sahip olan başka bir oyuncu daha var; GSM operatörleri. Aslında onlarda bu iki firmanın elindekilerden öte, kullanıcının anlık konumu, temel kimlik bilgileri gibi çok daha değerli veriler var. Eğer GSM Operatörleri ellerindeki bu veriyi değerlendirip abonelerini birer sosyal profil olarak şekilleyebilirlerse sosyal arama hatta sosyal medya oyununun çehresi değişebilir! Ya da tam tersi bir gelişmeyle, Facebook ve Google gibi Yeni Medya devlerinin GSM operatörlerini yutarak devasa platformların oluşacağı bir dönemin de önü açılabilir.

