Markalar için Sosyal Medya Kılavuzu

Fizy_seysi2
Sosyal Medya’yı bir bataklık olarak görüp uzak duran ya da bu sorumluluğu başkalarına teslim eden markalar; Yanlış yoldasınız!
 

Van Depremi sonrasında bir havayolu şirketi, birkaç hafta önce bir otomotiv firması ve geçtiğimiz hafta da Türkiye’nin seçkin GSM operatörlerinden birinin milyonlarca dolar ödeyerek satın aldığı bir internet müzik servisi, sosyal medya krizlerinin baş aktörleri oldular. Bunların her biri kendi krizini farklı yöntemlerle çözmeyi denedi. Havayolu şirketi, deprem için kurguladığı kampanyaya sosyal medyanın verdiği tepkiyi iyi süzemeyince krizini daha da derinleştirdi. Otomotiv firması, çok da etkin kullanmadığı sosyal medyadaki tepkiyi ilk zamanlarda önemsemedi ancak ilerleyen süreçte olayın vehametini çabuk farkedip durumu toparladı.

En ilginç vaka ise, internet müzik servisi idi. Servisin Facebook sayfasını yöneten moderatörün kullanıcılara verdiği ve sınırları zorlayan yanıtlarını yukarıdaki resimde görebilirsiniz. Bu ‘sosyal medya uzmanı’ arkadaş, mevcudiyetinin yegane temeli olan sanal dünyadaki pervasızlığının bir iletişim krizine döndüğünün ve markaya verdiği zararın farkında mı değil mi?; Ne bizler ne de onlar henüz anlayamadık:)
Fizy_seysi
Aslında bu vb. irili ufaklı olaylar da gösteriyorki, kişisel ya da kurumsal markalar için sosyal medya artık bir vaka ve kaçış yok!

Geçen yıla kadar Sosyal Medya, çoğu marka için göz ucuyla izlenen ‘ne idüğü belirsiz bir yer’ idi.  Ancak kullanıcı sayısındaki olağanüstü artış ve buna paralel gelişen kamuoyu etkisi, tüm markaları Sosyal Medya’yı etkin kullanabilme arayışına itti. Hemen her kişi ve kurumda hakim olan ‘Aman biz bu işten anlamıyoruz, bari anlayan birilerine verip çözelim!’ anlayışıyla kimileri sorumluluğu dijital ajanslara verdiler, kimileri ise kendi bünyelerinde sosyal medya uzmanı istihdam ettiler. Sürecin başlarında işler, ilk başlayanların ustalığı ve mecra etkisinin nispeten az olması nedeniyle iyi gitti. Ama bugün gelinen noktada markalar, önceliği giderek artan ve ilgilenilmediği takdirde tek bir kişinin olumsuz tepkisinin yaygınlaşmasıyla bile o zamana kadar oluşan tüm itibar ve değerlerini alaşağı edebilecek kadar güçlü etkisi olan bir mecra ve kitleyle karşı karşıya. Üstelik giderek artan bu talebi karşılayacak nitelik ve nicelikte bir Sosyal Medya sektörünün oluşmadığı da ortada. Bu olumsuzluk, müşteri sayıları giderek artan dijital ajansların iş kalitesine de, markaların kendi bünyelerinde istihdam ettiği ‘uzmanların’ niteliğine de yansımakta. Sonuçta yukarıda söz ettiğim tarzda krizlerin 2012’de artarak yaşanması kaçınılmaz.

Peki ne yapmak gerekli? Öncelikle markalar artık ‘Ben Sosyal Medya’dan anlamam!’ anlayışıyla işi başkasına havale etmekten vazgeçmeli ve en azından konuyu denetleyecek kadar öğrenmekle ilk adımı atmalılar.

Bir sonraki adım ise, kendi işleyiş süreçlerine Sosyal Medya’yı da eklemleyecek bir değişimi başlatmak olmalı. Bunu neden yapmaları gerektiğini soranlar, bir markanın itibar ve değerinin sosyal medya olmadan artık oluşturulamayacağını akıllarından çıkartmasın. Üstelik sosyal medyada gösterilen faaliyetlere satış, pazarlama, kurumsal iletişim, müşteri hizmetleri ve hatta ARGE gibi bir çok organizasyonel unsurun dahil artık. Ancak ve ancak bunu idrak edebilen markalar, tüm bu unsurların iletişimini emanet ettikleri bir sosyal medya uzmanının ve/veya dijital ajansın hangi vasıflara sahip olması gerektiğini görebilir ve böylelikle bu zorlu mecrayı bir tehdit değil fırsat ortamına dönüştürebilir.    

İşin bir de tüm markaların desteklemesi gereken eğitim modeli oluşturmak ve desteklemek kısmı var ki, bunu anlatmak için uzun uzun bir yazı gerekli. Ancak halihazırda Türkiye'de bu alana yönelik eğitim veren 3-4 üniversite programı* olduğunu düşünürsek durumunun ne denli vahim olduğu anlaşılır.

* Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Lisans ve Yüksek Lisans Programları, Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Lisans Programı ve Yeditepe Üniversitesi Sosyal Medya Yönetimi Yüksek Lisans Programı

İnovasyon sokakta yapılır!

Media_httpismailhpola_knrce

Fark yaratan ürün ve hizmetler neden parlak beyinlerle dolu kurumsal şirketlerin değil de 2-3 gencin bireysel çabalarıyla hayatımıza giriyor?

Bu sıralar en sevdiğim şeylerden biri, yeni keşfettiğim ve sosyal medyanın zirve noktalarından biri olduğuna inandığım Quora.com sitesinde gezinmek. 

Ana fikri, (sosyal medya ruhunun da temeli olan) bilgi paylaşımına dayanan sitenin mantığı ise basit; Bir soru başlığı açılıyor ya da açıyorsunuz.  Takip ettiğiniz ya da takipçilerinizden oluşan kitle ile birlikte o sorunun yanıtını/yanıtlarını tartışarak bulmaya çalışıyorsunuz. Site size, soru ile yanıtlarını, sorunun dahil edildiği kategoriyi ya da yanıtlarını beğendiğiniz kişileri takip etme olanağı da veriyor. Böylece Google'ın sosyal medyada neden başarılı olamadığından alternatif enerji kaynaklarınının gelişim durumuna kadar çeşitli soruların yanıtlarını ya da küresel finans kriz gibi konu başlıklarının altındaki tüm soru-yanıtları takip edebiliyorsunuz.

Daha önce Yahoo’nun Answers hizmeti ile sunduğu bu format, kurgusunun cazip olmaması nedeniyle pek fazla tutmamıştı. Oysa Adam D'Angelo ve Charlie Cheever adlı 20li yaşlarını süren iki genç mühendis, konuyu daha farklı bir yaklaşımla ele alarak yepyeni bir sunumla adeta yeniden yarattı. Quora'da soru başlığının altında yazılan yanıtları “teşekkür etme”, “beğenme” gibi kriterlerle değerlendirebiliyorsunuz. Tabii yanıt sahiplerinin beğeni toplayan yanıtları ne kadar artarsa, onu izleyen kitle içinde itibar puanı o kadar artıyor ve böylece yeni takipçiler kazanıyor. Yahoo’nun karmaşık ve anlaşılması zor ekranlarından  farklı olarak katılımcılığı teşvik eden bir  arayüz ve kurgu ile ortaya çıkan bu iki genç,  6-7 ay önce sitenin açılışında yine farklı bir anlayışla, kendi belirledikleri her konu başlığı için dünya çağında kanaat önderi olan kişileri Quora’ya davet ettiler.  Bu sayede, hem o başlık altındaki soruların yanıtları rafine hale geldi hem de dışarıda kalarak içeride ne olup bittiğini merak eden kitle için Quora gizemli bir cazibe merkezi olmaya başladı.  Zamanla bu kanaat önderlerinin davet ettikleri kişilerin de katıldığı Quora’da hala davet sistemi geçerli ancak konu başlıkları giderek çeşitleniyor ve gelenlerin de katkılarıyla yanıtlar daha da gelişiyor, zenginleşiyor. Kısacası, dünyanın en seçkin ve zengin bilgi bankası  oluşuyor.

Bu sayede, bireysel ya da kurumsal sorularını Quora’da paylaşarak bunları oradaki üst düzey ortak akıl sayesinde çözümleyen ve çözümlemek isteyen ciddi bir kitle oluşuyor. Bu dev bilgi bankasını yanıtlarıyla geliştiren kişiler de, gerek kendi isimleri gerekse itibar puanlarıyla (orada kurdukları kişisel ağın da yardımıyla) yeni iş fırsatlarına yelken açıyorlar. Özellikle zor bilişim sorularını ustalıkla yanıtlayan genç yazılım mühendisleri, aynı ortamda bulunan firma sahipleri ya da yatırımcıların gözdeleri konumunda. Quora ise, geçen ilkbahar aldığı yatırımla daha emekleme aşamasında 86 milyon dolar değere ulaştı:) Bu aşamada soru şu; Yahoo neden başaramadı? Quora neden başarı yolunda?

Konuyu isimlerden çıkartıp genelleştirirsek, büyük şirketler yeni fikirleri hayata geçirmek için çok kurumsal ve disipliner yöntemler uyguluyorlar.  Onlarca yüksek maaşlı kişinin plazalarda takım elbiseleriyle yaptığı, tüm yöneticilerin her şeye sürekli karıştığı ve sabah başlayıp akşam saatlerinde biten projelerden bir yenilik beklemek acaba ne denli doğru? 

Oysa inovasyon denen şey, “sokaklarda sürten”, başarıya susamış, tutkulu hatta takıntılı bir kaç genç beynin hiç kimsenin karışmasına izin vermeden geliştirdikleri ve inatla yollarına devam ettikleri  ve onların uykusuz gecelerinin ürünü yenilikler değil midir? Google, YouTube, Facebook, vd. dünya çapında öykülerin ortak noktası değil midir bu?  Örneğin garajda kurulan Microsoft, plazaya çıktıktan sonra yeni ne üretti? Büyük şirket yöneticileri artık kendi plazalarında inovasyon ürettirmekten vazgeçip sokaklarda inovatif ürün ve hizmet üreten gençlerle onların girişimci ruhunu bozmadan işbirliğine yönelmeliler.

Haa, Türkiye’mi? Sözünü etmeye bile değmez. Son bir kaç yılda geliştirilen ve milyonların kullandığı iki parlak girişimin ikisi de (TTNet Müzik ve Turkcell Genç Play gibi iki güçlü rakibin arasından sıyrılıp gençlerin açık ara tercihi müzik platformu olan fizy.com ve dünya çağında 10 milyondan fazla üyesi olan 3 boyutlu sosyal dünya sanalika.com) şu anda erişime engelli. Cehennem kazanında birbirlerinin ayaklarından çeken Türklerin fıkrası misali, bu topraklarda yüzyıllardan beri hiç bir başarı cezasız kalmamıştır!

Tags