Arama'nın Motoru

Media_httpismailhpola_vuvag

İnternet aramaları konusunda Rusya pazarının lideri Yandex, Türkiye’de faaliyete başlıyor. Peki Google varken Yandex’i neden kullanalım?

Bir kaç yıl önce İzmir’deki bir üniversitenin Yüksek Lisans programına devam eden bir öğrenciden bir e-posta aldım.  Öğrenci, 'İnternet üzerinden siyasal örgütlenmeler' hakkında bir araştırma ödevi yapacağını, bu amaçla interneti arayıp taradığını ancak işine yarar bir şey bulamadığından yakınıyor ve benden bu konuda elimde ne varsa kendisiyle paylaşmamı istiyordu. Durumu biraz da tuhaf bulup konuyu internetten aradığımda karşıma bir sürü işe yarar materyal çıktı! Öğrenciye bir mail attım ve durumu anlattım ve yararlı linkleri kendisiyle paylaştım. Hemen yanıt verdi ve şaşkınlık içinde nasıl yaptığımı sordu. Ben de Google’a girip bulduğumu söyleyince karşılıklı şaşırdık. Onun şaşkınlığının nedeni, kendisi yazınca bulamamış olmak, benimkinin nedeni ise, öğrencinin (aranan sözcük dizisini tırnak içine almak, tarih, akademik, haber gibi alanlara göre özelleştirip arama yapmak gibi)  Google’ın temel kullanım özelliklerini bilmemesi idi. Ancak bunları kullanıp arama yaptığınızda istediğiniz içeriğe ulaşma olasılığınız artıyor, yapmadığınızda ise artık Google’ın ilk sayfalarını domine etmeye başlayan çöp sayfaların arasından arzu ettiğiniz bilgiyi bulmaya çalışan çöpçü durumuna düşüyorsunuz ve aradığınıza ulaşma şansınız azalıyor.

Geçen hafta Türkiye ofisini açan Rusya orijinli arama motoru Yandex'in lansman toplantısı sırasında, arama motorlarıyla ilgili bu deneyim geldi aklıma.  Yandex, deneyimsiz internet kullanıcılarının çok çektiği bu ve benzeri Google kaynaklı soruna (kendi olanakları çerçevesinde) daha uygun ve yerel bazda çözümler geliştirme iddiasıyla, pazar lideri olduğu Rusya’dan sonra bazı eski Sovyet Bloku ülkeleri ve şimdi de Türkiye’de faaliyete geçerek arama motoru pazarından pay kapma arayışına girdi.  Kuşkusuz Google gibi arama motoru kavramını yeniden yaratan ve bu hizmetiyle dünyanın en zengin şirketleri listesinin tepelerine kurulan bir dev ile rekabeti göze almak bile başlı başına cesaret isteyen bir şey.

Yandex, aslında bir arama motorundan ziyade içinde haberden e-postaya seri ilanlardan haritalara pek çok farklı içeriği barındıran bir bilgi portalı.  (Bu haliyle 90lı yılların Superonline.com portalinin üzerine Google giydirilmiş hali gibi geldi bana).  Bu bağlamda gittiği her ülkede doğru ve popüler içerik üreten yerel iş ortaklarıyla  çalışıyor ve indexlemede onlardan gelen bilgilere öncelik veriyor. Bu özelliğiyle Google’dan daha az ama daha güvenilir site endeksleme iddiasını taşıyor.

Şirket, geçtiğimiz günlerde söz konusu iddiası çerçevesinde ABD’de faaliyet gösteren arama motoru Blekko’ya 30 M $ yatırdı ve imzalanan yatırım anlaşması çerçevesinde Blekko’nun uzmanlık tabanlı arama (Curated search) özelliğini de bünyesine kazandırarak rekabette avantaj sağlama çabasında.

Kişisel kanaaatim, Yandex’in işinin çok zor olduğu yönünde. Çünkü Google, hem arama motoru tabanlı reklamcılık (AdWords) hem de web sitelerine iliştirdiği reklamlar (AdSense) sayesinde internet kullanıcılarında çok uzun süreli bir alışkanlık hatta bağımlılık yaratmış durumda. Buna ek olarak, Google 'Aramalarda nasıl üste çıkarsınız?' temasıyla site sahiplerine öneriler ve ipuçları içeren eğitimler de sağlamakta. Arama motoru optimizasyonu (SEO) adı verilen bu ve benzeri kavramlarıyla zaten web sitesi tasarımcı ve işletmecilerini kazanmış durumda. Bunlara haber, e-posta, harita, döküman, takvim, çevirmen gibi her biri ciddi rekabet farkı olan hizmetlerini de eklersek işin zorluğu ortaya çıkar.

Yandex, Türkiye’de başarı sağlamak istiyorsa öncelikle Google gibi yerel internet sektörü için bir havuç yaratmalı. Ve onunla birlikte yerel içerik sağlayıcılarla işbirliği anlaşmaları imzalamalı. Eğer burada ilerleme sağlar ve arama sonuçlarında fark yaratırsa biraz olsun pazar payı alır. Halihazırda 10 Milyar dolar NASDAQ piyasa değeri  olan şirketin bunun için yeterli bütçesi var. Yeter ki bu bütçe doğru işlerde kullanılsın.

Benden yardım talep eden öğrenci gibi yetersiz deneyimle arama yapan kullanıcıları anlayıp onları aradıkları bilgiye en kısa yoldan ulaştırabilirse Yandex, ‘milli arama motoru’ ünvanını bile alabilir!

Akademik Eğitim ve Yeni Medya

Media_httpismailhpola_ebojs

21. Yüzyılda insanlık Bilgi Toplumu'na doğru yol alırken üniversite eğitimi olarak ne alemdeyiz?

Kadir Has Üniversitesi’nde ‘Yeni Medya’ başlıklı ilk dersi vermeye başladığımda yıl 2004 idi. O günlerde üniversitenin rektörü benden internet ve mobil sektörlere ilişkin uzman ihtiyacını karşılayacak bir fakülte kurmak için çalışma yapmamı istediğinde, söz konusu disiplinlerin tamamen ticari kuruluşların insiyatifinde geliştirildiğini, akademik camianın dünyada bile konuya yeni yeni eğilmeye başladığını ve değil fakülte, bölüm kurmak için bile gerekli akademik insan kaynağını bulamayacağımızı ifade ettim. Bir de buna ek olarak, profesyonel kariyerimde bana çok ilham vermiş değerli bir yöneticimin sözünü hatırlattım ona: ‘İnsanlardan 2-3 adım önde olursan sunduğun her şey popüler olur. Ancak 10 adım öndeysen insanlar seni anlamaz ve batarsın.’ Rektör, gülümseyerek bana hak verdi ve zamanı geldiğinde bu fakültenin kurulması hususunu hatırlatacağını söyledi.
O günlerden itibaren uzunca bir süre üniversiteden akademisyen arkadaşlarla kuruluşa ilişkin yaptığımız araştırmalara öncelikle Yeni Medya kavramının tanımından başladık ve sonuçta bunun internet ya da mobil ağlar üzerindeki tüm iletişimi kapsayan bir ortam (medium) olduğunu anladık. Bu tanımdan sonra herşey berraklaştı. Sosyal Medya’nın da aslında ‘Yeni Medya’ olarak tanımladığımız iletişim ortamının bünyesinde bir kavram olduğunu ve sosyal medyanın sadece internetle sınırlı olmayıp toplu SMS iletişimini düşündüğümüzde mobil mecralara da uzandığını, öte yandan internette tek başımıza gerçekleştirdiğimiz bir bankacılık işleminin de sosyal medya ile ilgisi olmadığını ancak tüm internet ve mobil mecraları içeren tüm bu iletişim ortamının adının Yeni Medya olduğunu kolaylıkla görebilme şansımız oldu.
Bu aşamadan sonra Yeni Medya’nın geleneksel medyalardan temel farklarının saptadık ve bunların hepsini etkileşim, sayısallık ve mobilite ana başlıklarında toplanabileceğini değerlendirdik. Son olarak, biriktirdiğimiz tüm bu verilerden yola çıkarak Yeni Medya’nın akademik ve sektörel ihtiyaçlarını belirleyip bunlara bakarak  akademik ders müfredatı ve potansiyel iş kollarını çıkardık.
Tüm bunların ardından Yeni Medya, 2009 yılında İletişim Fakültesi’nin bünyesinde bir lisans programı ve Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde de bir yüksek lisans programı olmak üzere ilk öğrencilerini kabul etmeye başladı ve 2011 yılı itibarıyla ilk yüksek lisans mezunlarını verdi. Kuruluştan beri iki ana hedefimiz oldu: İlki, Yeni Medya’nın temelini oluşturan Bilişim, Telekomünikasyon ve Medya sektörleriyle sıkı ilişkiler kurarak öğrencileri onların ihtiyaçları doğrultusunda uzmanlar yetiştirmek. İkincisi ise, Yeni Medya’nın sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal ve hukuksal etkilerini araştırarak bu alanları geliştirecek donanımda akademisyenler yetiştirmek...
Kuşkusuz Yeni Medya uçsuz bucaksız bir dünya ve bizlerin de tek başımıza bu dünyanın tüm ihtiyaçlarına yanıt vermesi mümkün değil. Bilginin etkin kullanımını temel alan ve bunu öğreten Yeni Medya programlarının diğer akademik disiplinlerle sinerjisiyle birlikte ülkemizin küresel rekabet gücünü geliştireceği kanaatindeyim. Bunun da ötesinde Bilgi Toplumu yolunda önemli bir adım olacak Yeni Medya okur-yazarlığı konusunda toplumsal seferberliğin başlatılabilmesi için ülkemiz üniversitelerinin tamamında Yeni Medya bölümleri açılması gerektiğini düşünüyorum.
Aslında bu yazıyı yazmama vesile olan da Yeni Medya alanındaki umut verici akademik gelişmeler. Bu yıl itibarıyla Bahçeşehir Üniversitesi, Gazetecilik Bölümü’nün müfredatını güncelleyerek Yeni Medya Bölümü olarak yeniden yapılandırdı ve Yeditepe Üniversitesi de Sosyal Medya Yönetimi adıyla bir Yüksek Lisans programı başlattı. Henüz kesin olmamakla birlikte yakın zamanda diğer bir kaç üniversiteden de güzel haberler geleceğini umuyorum. Yeni Medya giderek toplumun çeşitli kesimlerinin katkısıyla büyüyen bir alan haline gelmekte ve ben de yakın gelecekte bu bölümlerin birer fakülteye dönüşmesi hayalinin gerçeğe dönüşeceği günü bekliyorum.

Steve, Jobs'a veda etti!

Media_httpismailhpola_dwjpz

Yaratıcısının işleri bırakmasının ardından Apple’ı nasıl bir gelecek bekliyor?

Son 30 yılda hayatımıza giren Apple II, Machintosh, iPod, iPhone ve iPad gibi yenilikçi ürünlerle kimilerine göre dünyayı 5 kez değiştiren Steve Jobs, sonunda hayatla mücadeleyi seçti ve geçtiğimiz perşembe yayınladığı bir veda mesajıyla çalışma hayatına veda etti. Kurucusu olduğu Apple’ın strateji, tasarım ve lojistik dehasıyla paketlediği ürün ve hizmetlerini müthiş bir zamanlama ve cüretli ama parlak bir sunum eşliğinde tüketiciyle buluşturan Jobs, bu benzersiz yetenek bileşimi sayesinde şirketi rakiplerinden uzak ara farklılaştırdı. Öyle ki Apple, Ağustos 2011 itibarıyla dünyanın pazar değeri en yüksek şirketi ve en büyük cihaz üreticisi ünvanlarını aldı.
Media_httpismailhpola_xfaub
Jobs, artık kendi sağlık sorunlarına ve bir türlü yenemediği pankreas kanseriyle mücadelesine odaklanacak. Peki bu süreçte çocuğu gibi büyüttüğü Apple ne olacak? Aslına bakarsanız Jobs, kanserle mücadele etmesi gerektiği geçtiğimiz birkaç yılda bile Apple’a bir baba şefkatiyle kol kanat gerdi. Bu süreçte, şirketin ana gelişim odağını (kimilerine göre ben kimilerine göre ise internet anlamına gelen) i kodlu ürün ve hizmetlere  doğru kaydırdı. iPod ve iMac ile başlayan bu yelpaze, iTunes, iPhone ve iPad ile genişledi ve Apple bu açıdan Steve Jobs’sız döneme birkaç yıllık avansla giriyor.Jobs, yine bu bir kaç yıllık dönemde şirket yönetimindeki bayrak değişimi işine de epey kafa yormuşa benziyor. Aslında şirkette kendi yerine düşünebileceği 2 kişi vardı; Bir kaç yıl önce yine sağlık sorunlarıyla bıraktığı CEO pozisyonunu o dönemde vekaleten ama başarıyla yürüten şirketin operasyonlardan sorumlu genel müdür yardımcısı Tim Cook ve şirketin inovasyon harikası ürünlerini yaratan tasarımdan sorumlu genel müdür yardımcısı Jonathan Ive. İşin ilginci, Jobs’ın strateji, lojistik ve zamanlama dehasını Cook, tasarım, cüret ve parlaklığını da Ive temsil ediyordu. Her ne kadar benim oyum Ive’den yana olsa da Jobs, burada Apple açısından en doğru olanı yaptı ve tercihini (zaten Ocak ayından beri şirketi fiilen yöneten) Tim Cook’tan yana kullandı. Şirketin çok yüksek cirolu ve rekor karla geçen ilk 2 çeyreğinin ardından yapılan istifa açıklaması ise, Tim Cook’a avans tanınması ve sene sonundaki parlak bilançonun da ona mal edilmesi amacıyla yapılan bir Jobs planı olsa gerek. 
Media_httpismailhpola_juqwl
Her ne kadar bugün başladığı düşünülse de aslında yıl başından beri süren Tim Cook döneminde kişisel düşünceme göre Apple, ürün ve hizmetlerdeki kısa ve orta vadeli başarısını sürdürecek. Jobs’dan Cook’a geçen tepe yönetimin önümüzdeki dönemde en büyük eksiği, her daim merakla beklenen karizmatik Jobs tarzı ürün lansmanları. Çok iyi bir operasyon adamı olan Cook, iş sunuma gelince Jobs kadar parlak bir figür değil. Belki burada Jonathan Ive daha uygun bir profil olarak Apple’ın lansman yüzü olabilir. Ayrıca, Steve Jobs’un şirketin yönetim kurulu başkanı konumunu sürdürmesi, şirket yönetimi ile çalışanları için manevi bir destek  olabilir. Bunun ötesinde Jobs, zaman zaman şirketin uzun vadeli planlarına vizyoner katkılar sağlayabilir.İş dünyası Steve Jobs’tan, öncelikle hastalığını yenmesini ve sonrasında 20. yüzyılda bir garaj girişimcisiyken 21. yüzyılda baş döndürücü bir hızla zirveye tırmanışının öyküsünü bekliyor. Söylentilere göre Steve Jobs’un biyografisi 21 Kasım’da ‘raflarda’ yerini alacak. Ancak söz konusu Steve Jobs ise, sözü edilen o raflar iPhone5’ın iBooks uygulamasının rafları olabilir! 
Media_httpismailhpola_dbbhh
 

Yeni bir Medya Çağı!

Media_httpismailhpola_inxpm

Küresel kriz sürecinin sonunda endüstri çağı kapanırken geleneksel medya, en etkin mecrası GAZETEyi kaybedebilir!

Her hafta klavyenin başına ‘yeni medyanın olumsuz yönlerinden söz etmek’ niyetiyle oturuyorum ama Yeni Medyaya ilişkin öyle eksik, hatalı ve kulaktan dolma bilgiler görüyorum ki buna bir türlü sıra gelmiyor. Örneğin, Vatan Gazetesi’nden Sanem Altan ¨Bu aralar sık sık ‘Yeni Medya’ diye bir laf duyduğunu ve Twitter’dan bir okurunun bununla yandaş medyayı kastettiğini anladığını ancak onların da medyaya bir yenilik getirmediğini¨ yazmış. Okur olarak ister istemez aklınıza ¨Peki nedir Yeni Medya?¨sorusu geliyor. Ancak bu sorunun yanıtını havada bırakarak (Yeni Medya=Yandaş Medya) gibi tuhaf bir çıkarımla noktalamış yazısını Altan.

Bir diğer gazete ikonu Ertuğrul Özkök de, geçtiğimiz hafta Apple şirketinin borsada Exxon şirketinin değerini geçerek küresel ekonomik iktidarı devraldığı bir devrimi müjdeliyor.  Sloganı ise ‘Garaj çocuklarının iktidarı!’ Özkök'e 'Günaydıııın!' diyelim ve soralım; peki o garaj çocuklarını iktidara getiren ne? Apple’ın yarattıklarına hala endüstri döneminin kalıplarıyla bir ‘ürün’ olarak bakan bir zihniyete Yeni Medya’yı anlatmak ne zor!

Oysa artık günleri sayılı olan geleneksel mecralarını kurtarmaları için adeta bir can simidi Yeni Medya. International Newsmedia Marketing Association adlı kuruluşun 2011 raporuna bakılırsa gazetelerin en fazla 20-30 yıllık ömrü kaldı. Raporun içinde bulunduğumuz kriz koşullarını öngörmeden hazırlandığı göz önüne alınırsa, özellikle uzun durgunluk tipi bir süreçte gazetelerin ciddi mali sıkıntılarla boğuşmasının ve bu sürenin 5-10 yıla inmesinin bile olasılık dahilinde olduğu görülebilir.  Söz konusu olasılığı, Harvard Üniversitesi’nin gazeteciliğin geleceğini incelemek amacıyla kurduğu Nieman Journalism Lab sitesindeki, Newsonomics adlı köşesinde değerlendiren medya sektörü analisti Ken Doctor, ABD’de gazetecilik sektörünün 22 çeyrekten beri sürekli gelir düşüşü içinde olduğunu ve bu durumun Avrupa ve Asya’nın çoğu ülkesinde de benzer bir eğilim görüldüğünü belirtiyor. Doctor’a göre hemen bugün itibarıyla radikal kararlar alınmazsa, gazetecilik umulandan çok daha kısa sürede maziye karışma (oblivion) tehlikesiyle karşı karşıya. Yazar, dijital yayıncılık rekabeti için az da olsa hala gelişim zamanı olduğunu ancak medya patronlarının acilen ‘Dijitale dönüşüm’ kararı almaları gerektiğini, çünkü ekonomik kriz ve durgunlukla birlikte okuyucunun paralı kağıdı terkederek hızla ücretsiz internet mecrasına yöneleceğinin altını çiziyor. Gazetelerde yaşanabilecek bir mali kriz durumunda Doctor, ilk olarak gazetenin dijital öncelik stratejisi doğrultusunda bina, matbaa gibi değerlerini nakite çevirmelerini, eleman sayılarını dijital dönüşüme göre optimize etmelerini ve internete özel rasyonel iş modelleri geliştirmelerini önermekte. Bu doğrultuda tablet yayıncılık, internet seri ilanları gibi alanları fırsat olarak gösteriyor.  Ben de bunlara mobil telefon yayıncılığı ve lokasyon tabanlı ilan servisleri gibi detayları ekleyebilirim.

Ancak verilmesi gereken en temel karar, bu dönüşümün liderliğin haber temelli bir geleneksel yayıncılık ekolünden birine değil haberin ötesinde oyun, müzik gibi daha geniş bir içerik temeline oturan bir Yeni Medya ekolünden birine teslim edilmesi. ‘Dijitale öncelik’ kararını geçtiğimiz aylarda alan Guardian’ın Yayın Yönetmeni Alan Rusbridger ise, bunun iyi bir örneği.

Tüm bunları blogunda ‘Gazeteleri dönüştürmek için 10 Tweet’ başlığıyla 10 cümleye indirgeyen ve 2009 yılında ABD’nin en başarılı Yeni Medya yayıncısı seçilen John Paton’un  ‘Basılı mecranın insanlarını dinlemeyi bırakın da dijital mecranın sesine kulak verin’  twiti, bence olayı en iyi özetleyen cümle!

Ülkemizde Radikal Gazetesi’nin kağıt baskıyı bırakıp tamamen dijitale taşınacağının konuşulduğu bugünlerde belki bu ve benzeri yazı çizinin bir faydası olur. Aksi takdirde medyamızdaki çoğu gazetecinin köşe kadılığı ‘kağıt üzerinde’ kalacak!  

BTK'ya açık mektup

Media_httpismailhpola_pgeue

Aşağıdaki metin BTK sitesinden iletilmeye çalışılmış ancak başarı sağlanamayınca buradan bir açık mektuba dönüştürülmüştür. 

  Sayın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Yetkilileri,   4 Ağustos 2011 tarihli 'Güvenli İnternet kullanımı' konulu kurul kararınıza ilişkin görüşlerim aşağıdadır: 1. Her ne kadar 22 Ağustos 2011 tarihli bir önceki kararınıza gore çeşitli değişiklikler yapılmış olsa da temelde filtre sistemini koruyan bir kurul kararının dünyada henüz bir örneği olmaması yönünden uygulamaya konulmasının son derece sakıncalı olacağının bir kez daha altını çizmek isterim. Bunun da ötesinde, bu filtre sistemi ile çocuklarının korunacağını düşünecek aileler bu konuda artık herhangi bir sorumluluk üstlenme kaygısı taşımayacaklardır. Ailelerin ‘Güvenli İnternet’ kullanımıyla ilgili tüm bu sorumluluklarını ise algı olarak kurumunuz üstlenmektedir. Bu çocukların filtre sistemini bir şekilde by-pass etmeleri ve internette herhangi bir olumsuzluk durumunda aileler bunun vebalini filtre sistemine ve dolayısıyla kurumunuza yükleyeceklerdir. Yeni gelişen teknolojilere son derece aşina bu yeni kuşak için bu tip filtreleri aşmak çok zaman almayacaktır. Dolayısıyla bu yöntemi uygulayan kurumunuzun üstlendiği sorumluluk aslında çok ciddi boyutlardadır. Bu açıdan filtre sisteminin kurul karar metninden çıkartılmasının uygun olacağını düşünüyorum. 2. ‘Peki filtre sistemi kaldırılırsa çocuklarımız nasıl güvenli internet kullanımını becerecekler?’ sorusunun yanıtını ise Yeni Medya konusunda çalışan bir üniversite mensubu olarak kendi penceremden dile getirmek isterim. Yanıt aslında iki sözcükten oluşuyor: ‘Eğitim ve bilinçlendirme’. Biraz daha açarsak, çocuklar ve gençler için ‘Güvenli İnternet’ eğitim programları, aileler ve yetişkinler için ise ‘Güvenli İnternet’ konulu bilinçlendirme kampanyaları ve sertifika programları. (Çözüm önerimin detaylarını http://ismailhpolat.com/demokratik-bilgi-toplumunun-yollarinda/ sayfasından okuyabilirsiniz.) Maalesef bu yeni Kurul Kararı metninde de 30 küsür milyon internet kullanıcısının ‘Güvenli İnternet kullanımı’ konusunda  nasıl bilinçlendirileceğine ve eğitileceğine ilişkin en ufak bir cümle hatta sözcük bile yok.  Oysa siz istediğiniz kadar aile ve çocuk profilleri hazırlayın ve filtreler koyun, bu yeni internet kuşağı bunların hepsini aşacak donanımda. Dolayısıyla tüm toplumun internetteki güvenliğini sağlayacak yegane şey, internet konusunda bilinçli, iradeli ve ahlaklı insanlar yetiştirilmesidir. Geçtiğimiz günlerde Norveç’te yaşadığımız trajik olayda zanlıyı insanları acımasızca katletmekten alıkoyacak yegane şey de, internet filtresi değil o kişinin ahlak ve vicdanıydı ve maalesef eksik olanlar da bunlardı! Tüm bunların ışığı altında 25 Mayıs tarihli İnternet Kurulu toplantısı sırasında da paylaştığım ‘Yeni Medya okur yazarlığı’ önerisini burada tekrarlıyor ve konu filtrenin kendisinden bile önemli olduğu için değişiklik metnine eğitim ile ilgili kısımların eklemesini talep ediyorum. Bu bağlamda gerek Kurul Kararı metin değişikliği gerekse eğitim ve bilinçlendirme kampanyalarının detaylarına ilişkin her türlü destek ve yardıma hazır olduğumun  tarafınızdan bilinmesini isterim.   Saygılarımla, İsmail Hakkı Polat

22 Ağustos 'tarih' oldu?

Media_httpismailhpola_jfead

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu, kamuoyunun tepkileri karşısında ‘Güvenli İnternet’ kararını revize etti.

Aylar süren sosyal medya tepkileri, yürüyüşler, karşılıklı basın açıklamaları, toplantılar derken Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) nihayet sessizliğini bozdu ve 22 Şubat 2011 tarihinde yayınlayıp 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı ‘İnternetin Güvenli Kullanımı’ konulu kurul kararını revize ederek kamuoyunun görüşlerine sundu.
Metnin içeriğinden önce usule ilişkin bir değerlendirme yapalım. BTK’nın ‘revizyonuna’ kadar geçen süreç, internet kullanıcılarının kendi yeni medyalarına ilişkin düzenlemeler konusunda ne kadar hassas olduğunu gösterdi. Şimdiye kadar kamuoyuyla hemen hiç etkileşimde bulunmadan ülkenin çoğunluğunu etkileyen kararları alma geleneği olan devlet bürokrasisi, belki de ilk kez bu denli yoğun bir tepkiyle karşılaştı. Geleneksel ve yeni medyalarda giderek artan tepkiler karşısında BTK’nin yaptığı açıklamalar ise, devlet kurumlarının kamuoyu iletişimi konusunda ne kadar zayıf olduğunu ortaya koydu. Yapılan basın açıklamaları kamuoyunun ne dediğini anlamaktan hatta anlamaya çalışmaktan ziyade ‘benim dediğim bu’ kıvamındaydı ve bu husus tepkileri daha da arttırdı. Bu gidişatın kırılma noktası ise, İnternet Kurulu’nun devreye girerek kamuoyunu adına sivil toplum temsilcileri ile ilgili devlet kurumlarını biraraya getirdiği toplantıydı. Tarafların ilk kez bir araya geldiği bu toplantı, özellikle devlet kanadının pek de alışık olmadığı bir sivil toplum üslubuyla geçse de, ilk meyvelerini verdi ki bu revizyon yapıldı.
Revize edilen metni içerik açısından incelediğimizde bir önceki kurul kararındaki bir çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Öncelikle eski metindeki internet ağının küresel ruhuna uygun olmayan yurt içi profili kaldırılmış ve standart paketin abonelerin mevcut durumunda herhangi bir değişiklik olmadan sürecek olması açıkça yazılmış. Çocuk profili için hazırlanacak uygun siteler listesinin hazırlanması ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın koordinasyonu ile kurulacak ve içinde ilgili kurum ve kişilerden temsilcilerin bulunduğu Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu’nun sorumluluğuna verilmiş. Değişiklikler böyle sürüp gidiyor. Kişisel olarak kimi maddeleri olumlu kimilerini (hatta çoğunluğunu) olumsuz bulsam da bu değişikliği ‘devlet bürokrasisinin kamuoyunun tepkileri karşısında geri adım atabileceğini’ göstermesi açısından olumluya yormak istiyorum. Bürokratlarımız da bu tip geri adımların demokratik bir ülkenin işleyişinin doğasında olması gerektiğini anlamalılar artık. Çünkü onlar da, internet kullanıcıları da sorunun değil çözümün birer parçası olma arzusunda! Metin üzerinde tartışılacak epey çok şey var ancak ben kendi penceremden çözümün en önemli halkası olarak gördüğüm bir hususu dile getirmek isterim. Bu yeni metinde de 30 küsür milyon internet kullanıcısının ‘Güvenli İnternet kullanımı’ konusunda  nasıl bilinçlendirileceğine ve eğitileceğine ilişkin en ufak bir cümle hatta sözcük bile yok. Oysa siz istediğiniz kadar aile ve çocuk profilleri hazırlayın ya da filtreler koyun, bu yeni internet kuşağı bunların hepsini aşacak donanımda. Dolayısıyla tüm toplumun internetteki güvenliğini sağlayacak en önemli şey, bu konuda bilinçli, iradeli ve ahlaklı insanlar yetiştirilmesi. İnternet Kurulu toplantısında paylaştığım ‘Yeni Medya okur yazarlığı’ önerisini burada tekrarlıyorum. Son olarak, BTK bu revize metine ilişkin kamuoyunun görüş ve önerilerini 13 Ağustos’a kadar çeşitli kanallardan toplayacak ve 22 Ağustos’tan itibaren yeni kurulacak filtre sistemini 3 ay süreyle deneyeceğini de paylaşalım. Yani 22 Ağustos tarih oldu ama yeni tarih 22 Kasım! Unutmayalım, demokrasi karşılıklı anlayış ve uzlaşma rejimi. Yani ne devlet kurumlarının görüşünü körü körüne kabul edelim, ne de kendi görüşlerimizi rasyonellikten uzak bir inatla dayatalım. Öncelikle  birbirimizi doğru anlayalım ve ortaya tüm tarafların asgari memnuniyetini sağlayacak hakkaniyetli bir metinde uzlaşmaya çalışalım. Özgür ve güvenli internet isteyen internet insanları; klavye başına!
Tags
  • General (49)