Sahiplik mi? Erişim Hakkı mı?

All-in-one

CD, DVD gibi formatlarla fiziksel olarak sahipliğine zorlandığımız içerik, sanal ortamda dileğimiz anda erişebileceğimiz farklı bir biçime evriliyor.

Dünyanın dört bir yanındaki medya sektörü oyuncuları, geçtiğimiz hafta Londra’daki Guardian’ın Changing Media Summit (Değişen Medya Zirvesi) etkinliğinde bir araya geldi. Medya’nın değişimine ilişkin ilginç sunum ve tartışmaların yapıldığı zirveye kişisel takvimimin uygun olmaması nedeniyle katılamadım ancak etkinlik sırasında ve sonrasında toparladığım bilgiler bile geleneksel medyadan yeni medyaya dönüşüm sürecinin bir kırılma noktasına doğru ilerlediğini gösteren ipuçlarıyla dolu.
 
Etkinliğin açılış konuşmacısı olan İngiliz dergiciliğinin 170 yıllık şahikası The Economist’in CEOsu Andrew Rashbass, 8 yıl önce Yeni Medya’ya ‘basılı derginin içeriğini internete koymaktan’ ibaret bir yaklaşımları olduğunu, ancak geçen zaman içinde Yeni Medya’daki kitlenin ‘pasif dergi okuyucusundan farklı ve sunulan içeriği ilerleten, geliştiren karakterini’ anladıklarını ve bu mecraya salt içerik sunmanın ötesinde blog, yorum ve tartışma panelleri ile online TV/Radyo yayınları gibi etkileşim sağlayıcı hizmetlere yönelerek farklılaştıklarını anlatmış.  Rashbass, halihazırdaki odaklarının ise tablet yayıncılığı olduğunu belirterek buradaki yayıncılığı geleneksel ve yeni okuyucu kitleyi birleştirecek bir 2.0 versiyonu üzerinde çalıştıklarını ve burada yepyeni iş modelleri kullanacaklarının ipuçlarını vermiş.
 
Bu konuşma ile birlikte etkinliğin bence en önemli konuşmasını, ABD müzik endüstrisi devlerinin ortaklığıyla kurulan Vevo adlı online müzik sitesinin CEOsu Rio Caraeff yapmış. Konuşmasına ‘İnanıyorum ki içerik, bilgi ve eğlenceye erişim hakkı, eninde sonunda içerik sahipliği kavramını geride bırakacak.’ sözleriyle başlayan Caraeff, önümüzdeki dönemde içeriğin fiziksel ortamda satılan ve sahiplik esaslı bir meta olmaktan çıkarak ağ üzerinde erişilebilir ve paylaşılabilir sanal bir biçime doğru evrileceğini öngördüklerini belirtmiş ve buna örnek olarak da ‘kişisel internet radyosu’ formatındaki Spotify müzik hizmetini vermiş.

Bu iki konuşmayı bir potada eritip yorumlarsak, geleneksel endüstrilerin önemli içerik tekelleri, içerik denen kavramın ağ üzerine taşınmasının etkilerini titizlikle analiz etmekte ve buradan çıkardıkları sonuçlarla yeni iş modellerine doğru yol almaya hazırlanıyorlar. Somutlaştırırsak, haber, müzik, film, kitap ve video gibi geçmişte (ve kısmen günümüzde) kağıt, kaset, CD, DVD gibi formatlar üzerinden satın almaya ve sahipliğine zorlandığımız fiziksel formatlar, giderek ağ üzerinden erişilebilir sanal biçimlere hatta sanal metalara dönüşmekte ve daha da dönüşecek. Ve artık evimiz ya da bilgisayarımız yerine ağ üzerinde tutulmaya başlanan bu içeriğe dilediğimiz zaman ve beğenilerimiz doğrultusunda erişmek mümkün olacak.

Gerek endüstri devleri gerekse kullanıcılar tarafından üretilen her türlü içeriğin Apple, Google gibi firmalar tarafından bulut (cloud) olarak adlandırılan sanal içerik depolarında saklanmaya başlandığını da göz önünde bulundurursak, önümüzdeki dönemde bu firmaların içerik sahipleriyle geliştirecekleri yeni iş modelleri sayesinde tüketici ayda sabit bir meblağ ödeyerek her türlü içeriğe onun sahibi olmadan erişebilecek.

Sözün özü, ‘ayda şu kadar dolar öde, sınırsız kitap oku, müzik dinle, film/video seyret!’ mottolarının egemen olacağı günler yakın.  ‘Ya, ben bunu sanki daha önce bir yerlerde duymuştum!’ diyenleriniz ise böyle buyursun;)  

 

Yeni bir Medya Çağı!

Media_httpismailhpola_inxpm

Küresel kriz sürecinin sonunda endüstri çağı kapanırken geleneksel medya, en etkin mecrası GAZETEyi kaybedebilir!

Her hafta klavyenin başına ‘yeni medyanın olumsuz yönlerinden söz etmek’ niyetiyle oturuyorum ama Yeni Medyaya ilişkin öyle eksik, hatalı ve kulaktan dolma bilgiler görüyorum ki buna bir türlü sıra gelmiyor. Örneğin, Vatan Gazetesi’nden Sanem Altan ¨Bu aralar sık sık ‘Yeni Medya’ diye bir laf duyduğunu ve Twitter’dan bir okurunun bununla yandaş medyayı kastettiğini anladığını ancak onların da medyaya bir yenilik getirmediğini¨ yazmış. Okur olarak ister istemez aklınıza ¨Peki nedir Yeni Medya?¨sorusu geliyor. Ancak bu sorunun yanıtını havada bırakarak (Yeni Medya=Yandaş Medya) gibi tuhaf bir çıkarımla noktalamış yazısını Altan.

Bir diğer gazete ikonu Ertuğrul Özkök de, geçtiğimiz hafta Apple şirketinin borsada Exxon şirketinin değerini geçerek küresel ekonomik iktidarı devraldığı bir devrimi müjdeliyor.  Sloganı ise ‘Garaj çocuklarının iktidarı!’ Özkök'e 'Günaydıııın!' diyelim ve soralım; peki o garaj çocuklarını iktidara getiren ne? Apple’ın yarattıklarına hala endüstri döneminin kalıplarıyla bir ‘ürün’ olarak bakan bir zihniyete Yeni Medya’yı anlatmak ne zor!

Oysa artık günleri sayılı olan geleneksel mecralarını kurtarmaları için adeta bir can simidi Yeni Medya. International Newsmedia Marketing Association adlı kuruluşun 2011 raporuna bakılırsa gazetelerin en fazla 20-30 yıllık ömrü kaldı. Raporun içinde bulunduğumuz kriz koşullarını öngörmeden hazırlandığı göz önüne alınırsa, özellikle uzun durgunluk tipi bir süreçte gazetelerin ciddi mali sıkıntılarla boğuşmasının ve bu sürenin 5-10 yıla inmesinin bile olasılık dahilinde olduğu görülebilir.  Söz konusu olasılığı, Harvard Üniversitesi’nin gazeteciliğin geleceğini incelemek amacıyla kurduğu Nieman Journalism Lab sitesindeki, Newsonomics adlı köşesinde değerlendiren medya sektörü analisti Ken Doctor, ABD’de gazetecilik sektörünün 22 çeyrekten beri sürekli gelir düşüşü içinde olduğunu ve bu durumun Avrupa ve Asya’nın çoğu ülkesinde de benzer bir eğilim görüldüğünü belirtiyor. Doctor’a göre hemen bugün itibarıyla radikal kararlar alınmazsa, gazetecilik umulandan çok daha kısa sürede maziye karışma (oblivion) tehlikesiyle karşı karşıya. Yazar, dijital yayıncılık rekabeti için az da olsa hala gelişim zamanı olduğunu ancak medya patronlarının acilen ‘Dijitale dönüşüm’ kararı almaları gerektiğini, çünkü ekonomik kriz ve durgunlukla birlikte okuyucunun paralı kağıdı terkederek hızla ücretsiz internet mecrasına yöneleceğinin altını çiziyor. Gazetelerde yaşanabilecek bir mali kriz durumunda Doctor, ilk olarak gazetenin dijital öncelik stratejisi doğrultusunda bina, matbaa gibi değerlerini nakite çevirmelerini, eleman sayılarını dijital dönüşüme göre optimize etmelerini ve internete özel rasyonel iş modelleri geliştirmelerini önermekte. Bu doğrultuda tablet yayıncılık, internet seri ilanları gibi alanları fırsat olarak gösteriyor.  Ben de bunlara mobil telefon yayıncılığı ve lokasyon tabanlı ilan servisleri gibi detayları ekleyebilirim.

Ancak verilmesi gereken en temel karar, bu dönüşümün liderliğin haber temelli bir geleneksel yayıncılık ekolünden birine değil haberin ötesinde oyun, müzik gibi daha geniş bir içerik temeline oturan bir Yeni Medya ekolünden birine teslim edilmesi. ‘Dijitale öncelik’ kararını geçtiğimiz aylarda alan Guardian’ın Yayın Yönetmeni Alan Rusbridger ise, bunun iyi bir örneği.

Tüm bunları blogunda ‘Gazeteleri dönüştürmek için 10 Tweet’ başlığıyla 10 cümleye indirgeyen ve 2009 yılında ABD’nin en başarılı Yeni Medya yayıncısı seçilen John Paton’un  ‘Basılı mecranın insanlarını dinlemeyi bırakın da dijital mecranın sesine kulak verin’  twiti, bence olayı en iyi özetleyen cümle!

Ülkemizde Radikal Gazetesi’nin kağıt baskıyı bırakıp tamamen dijitale taşınacağının konuşulduğu bugünlerde belki bu ve benzeri yazı çizinin bir faydası olur. Aksi takdirde medyamızdaki çoğu gazetecinin köşe kadılığı ‘kağıt üzerinde’ kalacak!  

Medyada ‘eksen kayması'

Media_httpismailhpola_jupjc

İngiliz Guardian Gazetesi, radikal bir adım atarak, iş odağını geleneksel medyadan yeni medyaya kaydırdığı bir organizasyon değişikliğine gitti.

Geleneksel medyadaki her yönetici ve patron ‘geleceğin internette’ olduğuna ilişkin bol bol konuşup demeç patlatır ancak söz konusu ‘gelecek’  nedense bir türlü gelmez! Bu tirajikomik gidişatta en büyük pay ise, kendilerinden ziyade hemen yanıbaşlarında duran ve herşeyi danıştıkları medya psikoposlarında.  Bu ortaçağ zihniyetli danışmanlar, sürekli ‘internetin anarşik bir ortam olduğunu, bu yüzden kendi medya gruplarının internet işlerinden yeteri kadar para kazanamadığını ve şimdilik kendi asıl işlerine odaklanmaları gerektiği’ masalını  anlatır patronlarına. Oysa medyanın üzerine yavaş yavaş çökmekte olan sektörel krizle baş edebilmenin yegane yolu, bir an önce  yeni medyaya odaklanmak ve bu ortamın ruhuna uygun yapısal bir değişikliğe gitmek. Bu konuda en radikal adım, geçtiğimiz hafta İngiliz Guardian Medya Grubu’ndan  geldi. Gazetelerinin tirajlarında yaşanan sürekli ve ciddi düşüşler nedeniyle 5 yıl içinde nakit sıkıntısına gireceğini öngören Grup, ‘digital-first’ (önce dijital) adını verdiği yeni bir organizasyon değişikliğine giderek ‘gazetenin’ ana iş odağını, internet ve mobil mecralar olarak belirledi.  Bu yeni organizasyonda genel yayın yönetmenliği guardian.co.uk web sitesinin başındaki Alan Rusbridger’e geçmiş oldu. Rusbridger, kendisiyle yapılan röportajda ‘bu değişiklikteki öncelikli amacın nereye doğru gidildiğinin tüm çalışanlarca farkedilmesi ve  bunun benimsetilmesi’ olduğunu söyledi. Tabii bu, yalnızca vizyona dayanan bir söylem değil. Yeni Medya alanında yıllardır önemli gelişmeler kaydeden Guardian web sayfaları, Mayıs 2011 itibarıyla 50 milyonu aşkın tekil ziyaretçi ile dünyanın önde gelen internet uğrak noktaları arasında. Birkaç ay önce piyasaya çıkan iPhone uygulaması  da 400,000 kişi tarafından indirilmiş. Guardian’ın diğer gazete haber sitelerinden farkı ne? Öncelikle bu konuyu diğerlerinden çok daha erken farkederek siteyi ‘Gazeteye eklemlenmiş bir yan mecra’ konumundan çıkartarak onu ‘içeride haber ve ötesini bulabileceğiniz etkileşimli bir platform’ haline getirmeleri. Siteye girenler, haberden farklı olarak  finans, sağlık, vd. konularda uzmanlardan etkileşimli yorumlar alabiliyor, etkileşimli ve sürekli güncel iş ilanlarından iş arayabiliyor, online oyunlar oynabiliyor, belgesel izleyebiliyor ve hatta organik tarım ürünleri satın alabiliyorlar. Geçen yıl açılan ve henüz beta aşamasında olan yurttaş gazeteciliği denemesi olan ve detaylarını aşağıdaki sunumda görebileceğiniz ‘Open Platform’ ise, giderek bir sosyal medya platformuna dönüşmekte. Diğer sosyal medyalardaki gibi herkesin haber, görüş ve yorum yazabileceği bu platformda Facebook’takine benzer biçimde çeşitli konularda uygulamalar (örneğin seyahat yorum ) geliştirip buraya koyabiliyor ve kendi takipçi kitlenizi yaratabiliyorsunuz. Platformun bir özelliği de, kullanıcılardan gelen tüm bu enformasyonu, etkileşimli bir harita üzerine yerleştirerek, her konuyu konum boyutuyla da değerlendirme olanağı sağlaması. Böylelikle seçim sonuçları gibi konularda olayı çok daha açık gözünüzde canlandırmakla kalmıyorsunuz, aynı zamanda bir çok kaynaktan gelen bilgi ve yorumları tek bir harita üzerinde görebilme şansınız oluyor.     Grubun tepe yöneticisi (CEO) Andrew Miller da, internet için 10 değişik gelir modeli belirlediklerini ve bir-iki yıl içinde gelirlerini iki katına çıkartıp giderlerini de ciddi oranda azaltacaklarını söylüyor. Bu kalemlerın başında ise, hızla artan iş ve eleman arama hizmetleri, evlilik servisleri ile online oyunların geldiğini vurguluyor.  Özellikle reklamverenlerinin ve iş ortaklığı yaptıkları markaların kendilerine yeni medya konusunda tam destek verdiklerini ifade eden Miller, kağıt gazeteye de tirajlar makul bir düzeyde seyrettiği sürece devam edeceklerini ancak içerik üretiminin artık internet odaklı hazırlanacağının da altını çiziyor. Guardian’ın çıktığı bu yol kesinlikle umuda doğru ancak bu yolda dikkat etmeleri gereken en kritik husus, içerik ile reklam arasındaki mesafeyi internette de koruyabilme becerisini göstermeleri ve güvenilirliklerin ödün vermemeleri. Peki bu konuda Türkiye’de ne yapılıyor? Bol bol konferans düzenleniyor ve ¨Yeni Medya'nın ne kadaaar önemli olduğu¨ kulaklara fısıldanıyor. İcraat mı? Daha fırtınaya çooook var yahu. O zamana kim öleee, kim kalaaa!
Tags
  • guardian (4)