21. Yüzyılda insanlık Bilgi Toplumu'na doğru yol alırken üniversite eğitimi olarak ne alemdeyiz?
Kadir Has Üniversitesi’nde ‘Yeni Medya’ başlıklı ilk dersi vermeye başladığımda yıl 2004 idi. O günlerde üniversitenin rektörü benden internet ve mobil sektörlere ilişkin uzman ihtiyacını karşılayacak bir fakülte kurmak için çalışma yapmamı istediğinde, söz konusu disiplinlerin tamamen ticari kuruluşların insiyatifinde geliştirildiğini, akademik camianın dünyada bile konuya yeni yeni eğilmeye başladığını ve değil fakülte, bölüm kurmak için bile gerekli akademik insan kaynağını bulamayacağımızı ifade ettim. Bir de buna ek olarak, profesyonel kariyerimde bana çok ilham vermiş değerli bir yöneticimin sözünü hatırlattım ona: ‘İnsanlardan 2-3 adım önde olursan sunduğun her şey popüler olur. Ancak 10 adım öndeysen insanlar seni anlamaz ve batarsın.’ Rektör, gülümseyerek bana hak verdi ve zamanı geldiğinde bu fakültenin kurulması hususunu hatırlatacağını söyledi.
O günlerden itibaren uzunca bir süre üniversiteden akademisyen arkadaşlarla kuruluşa ilişkin yaptığımız araştırmalara öncelikle Yeni Medya kavramının tanımından başladık ve sonuçta bunun internet ya da mobil ağlar üzerindeki tüm iletişimi kapsayan bir ortam (medium) olduğunu anladık. Bu tanımdan sonra herşey berraklaştı. Sosyal Medya’nın da aslında ‘Yeni Medya’ olarak tanımladığımız iletişim ortamının bünyesinde bir kavram olduğunu ve sosyal medyanın sadece internetle sınırlı olmayıp toplu SMS iletişimini düşündüğümüzde mobil mecralara da uzandığını, öte yandan internette tek başımıza gerçekleştirdiğimiz bir bankacılık işleminin de sosyal medya ile ilgisi olmadığını ancak tüm internet ve mobil mecraları içeren tüm bu iletişim ortamının adının Yeni Medya olduğunu kolaylıkla görebilme şansımız oldu.
Bu aşamadan sonra Yeni Medya’nın geleneksel medyalardan temel farklarının saptadık ve bunların hepsini etkileşim, sayısallık ve mobilite ana başlıklarında toplanabileceğini değerlendirdik. Son olarak, biriktirdiğimiz tüm bu verilerden yola çıkarak Yeni Medya’nın akademik ve sektörel ihtiyaçlarını belirleyip bunlara bakarak akademik ders müfredatı ve potansiyel iş kollarını çıkardık.
Tüm bunların ardından Yeni Medya, 2009 yılında İletişim Fakültesi’nin bünyesinde bir lisans programı ve Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde de bir yüksek lisans programı olmak üzere ilk öğrencilerini kabul etmeye başladı ve 2011 yılı itibarıyla ilk yüksek lisans mezunlarını verdi. Kuruluştan beri iki ana hedefimiz oldu: İlki, Yeni Medya’nın temelini oluşturan Bilişim, Telekomünikasyon ve Medya sektörleriyle sıkı ilişkiler kurarak öğrencileri onların ihtiyaçları doğrultusunda uzmanlar yetiştirmek. İkincisi ise, Yeni Medya’nın sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal ve hukuksal etkilerini araştırarak bu alanları geliştirecek donanımda akademisyenler yetiştirmek...
Kuşkusuz Yeni Medya uçsuz bucaksız bir dünya ve bizlerin de tek başımıza bu dünyanın tüm ihtiyaçlarına yanıt vermesi mümkün değil. Bilginin etkin kullanımını temel alan ve bunu öğreten Yeni Medya programlarının diğer akademik disiplinlerle sinerjisiyle birlikte ülkemizin küresel rekabet gücünü geliştireceği kanaatindeyim. Bunun da ötesinde Bilgi Toplumu yolunda önemli bir adım olacak Yeni Medya okur-yazarlığı konusunda toplumsal seferberliğin başlatılabilmesi için ülkemiz üniversitelerinin tamamında Yeni Medya bölümleri açılması gerektiğini düşünüyorum.
Aslında bu yazıyı yazmama vesile olan da Yeni Medya alanındaki umut verici akademik gelişmeler. Bu yıl itibarıyla Bahçeşehir Üniversitesi, Gazetecilik Bölümü’nün müfredatını güncelleyerek
Yeni Medya Bölümü olarak yeniden yapılandırdı ve Yeditepe Üniversitesi de
Sosyal Medya Yönetimi adıyla bir Yüksek Lisans programı başlattı. Henüz kesin olmamakla birlikte yakın zamanda diğer bir kaç üniversiteden de güzel haberler geleceğini umuyorum.
Yeni Medya giderek toplumun çeşitli kesimlerinin katkısıyla büyüyen bir alan haline gelmekte ve ben de yakın gelecekte bu bölümlerin birer fakülteye dönüşmesi hayalinin gerçeğe dönüşeceği günü bekliyorum.