Paylaşım kültürü dünyayı değiştiriyor

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE Geçtiğimiz hafta bir dünya liderinin yaptığı açıklama, sanal kültürün geleneksel düzeni sallamaya başladığına ilişkin ilk somut adım oldu.

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE

İnternet dünyasının uzun süredir beklediği değişime ilişkin büyük haber, İngiltere Başbakanı David Cameron’dan geldi. Cameron, mevcut telif yasalarını gözden geçirip internet çağına uygun değişiklikleri yapacaklarını açıkladı. Cameron, bununla da kalmadı ve telifli içeriklerin, hak sahiplerinin iznine gerek kalmadan kullanmasına ilişkin düzenlemeler yapacaklarını da açıkladı. Yapılacak değişikliklerin yaratıcı inovasyonları arttırmasını umut ettiklerini ifade eden Cameron’un bu açıklamaları, müzik, sinema, oyun gibi eğlence dünyasının devasa sektörlerinin kurum ve kuruluşlarını öfkelendirdi ancak internet camiasında ise bir zafer gibi algılandı.

Açıklamanın yapıldığı yerin aslında 1709 yılında dünyanın ilk telif yasasını (Queen Anne Act) yapan ülke olması da ayrı bir ironi. Tabii ilk zamanlarda 21 yıl olan telif süresi bugün artık 95 yıl ve eser sahiplerinin izni olmadan herhangi bir eserin kıyısından geçmek bile olanaksız. Tabii bu da, yaratıcı zihinlerin, kendi yarattıkları eserler üzerinde sürekli bir sorgulama yapması gibi yaratıcılığın özünü örseleyen bir garabet ortaya çıkartıyor. Bu tip bir dünya düzeninin kültürel, bilimsel ve diğer yönlerden nasıl ilerleyeceği ise yanıtını hiç kimsenin bilmediği bir soruya dönüşüyor.

Fikri mülkiyet denilen kavramı kötüye kullanarak bunun üzerine adeta bir ‘tembellik imparatorluğu” kuran bu köhnemiş zihniyet sahiplerinin, artık bu aşamadan sonra yapacakları tek bir şey kalıyor. Bu yeni mecralara biraz daha yakından inceleyip bu dünyanın üzerinde yeni iş modelleri geliştirmek. Bunu yapmayıp hala eski ‘dolçe vita’ rüyaları kuranları, uzak olmayan bir gelecekte çok daha kötü günlerin beklediğini şimdiden ‘müjdeleyeyim’(!)

Bu bağlamda, eğlence dünyasının içinden çıkmış ve bu yeni medya düzenine uygun kimi rasyonel örneklerin diğerlerine de uygulanabileceği üzerine kafa yormakta fayda var. Örneğin: sinema endüstrisinin Avatar filmi ile yaptığı teknolojik atağın yaygınlaştırılması, korsan film alanları yeniden sinema salonlarına döndürebilir. Beş liralık korsan DVD ile 3 boyutlu film izlenemeyeceğine göre, biraz daha fazlasını verip sinemaya gitmek akıllı bir seçenek! Peki bu teknolojik farklılaşma müzik dünyasında neden kullanılmıyor? Meslek birlikleri telif peşinde koşturup birey ve kurumları hapis cezalarıyla tehdit eden yasalar yapmaya çalışacaklarına biraz da teknolojiyle internetle haşır neşir olsunlar. Bu sorunun yanıtını da yeni iş modelleriyle birlikte düşünsünler. Örneğin: MP3 gibi internet üzerinde çok yaygın bir müzik formatını bedava (ama sponsorlukla) dağıtan bir model, onları şu anda bulundukları durumdan daha iyi bireyere taşıyabilir. Bunun üzerine eklenecek, kaliteli formatta müziği paralı satmak, kişiye özel ve sınırlı sayıda albüm basıp satmak gibi modeller, hem maddi hem de zihinsel ufuklarını açabilir. Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE

Cameron’un açıklamalarının, başka ülkelerde de yankılanıp zamanla uygulamaya geçileceği yeni bir düzeni geliyor. “Peki bu değişim bize ne zaman yansıyacak?” diye bir soru aklınıza gelirse hiç zahmet etmeyin, biz hala internetin musluk gibi açılıp kapanır bir şey olduğunu zanneden bir ülkede yaşıyoruz!

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE Geçtiğimiz hafta bir dünya liderinin yaptığı açıklama, sanal paylaşım kültürünün geleneksel düzeni sallamaya başladığının ilk somut adımı oldu.

Bir yılın ardından Türkiye Korsan Partisi Hareketi...

Media_httpismailhpola_oejhf
Değerli arkadaşlar, Bir yılı aşkın bir süreden beri Korsan Partisi Hareketi’ni Serdar Kuzuloğlu ile birlikte yürütmeye çalışan biri olarak,  bir yıldan beri yapılan tartışmalara da ışık tutması amacıyla sizlere bu kuruluş sürecindeki deneyimlerimizi paylaşmak istiyorum.  (İsimler değil ilkeler üzerinden yazmayı tercih etmeme karşın bu yazıda kullanacağım kişisel ifadeler için peşinen kusuruma bakmayın.) Türkiye Korsan Partisi Hareketi fikri,  geçen yılın Haziran ayında Korsan Partisi ile ilgili bir belgesel çekimi için İsveç’te olduğum sırada,  M. Serdar Kuzuloğlu ile yaptığımız bir telefon görüşmesi sonucunda  ortaya atıldı. Serdar’ın bunu blogunda yazması ve yazıya gelen olumlu tepkiler sonucunda, İsveç’teki Korsan Partisi lider kadrosu ile konuyu konuştuk. Onların bizlerle paylaştığı Korsan Partileri temel kuruluş felsefesi ve deneyimlerini referans alarak kendi ülkemizin gerçekleriyle sentezlemeye çalıştık ve 1-2 aylık bir hazırlık döneminin arkasından kuruluş hareketini internet üzerinden başlattık. Olabildiğince geniş yelpazede iletişim amacıyla Korsanpartisi.org sitesini ve Friendfeed, Facebook, Twitter gibi sosyal medyalar üzerinde de Korsan Partisi sayfalarını açtık. Ek olarak Google Groups’ta bir Korsan Bülten oluşturduk.  Geçen bir yılın sonunda tüm bu mecralar üzerinden üç bin civarı tekil kişi Türkiye Korsan Partisi ile ilgili bilgi alışverişinde bulundu, görüş bildirdi ve tartıştı.    İşin hikaye kısmı böyle, gelelim deneyimlerimize;  İşin kuruluşundan beri çok önem verdiğimiz ve özenle korumaya çalıştığımız iki önemli husus vardı.   Bunların birincisi, Dünyadaki Korsan Partilerin temel kuruluş felsefesini referans alan ancak bu temeli kendi ülkemizin  gerçekleriyle güçlendirerek daha sağlam bir zemine oturtacak bir Türkiye Korsan Partisi’nin ilke ve programını oluşturmaktı. Bu amaçla yapılan çalışmaları korsanpartisi.org sitesinde, detaylı tartışmaları da friendfeed.com/korsanpartisi ve Facebook grubumuzda bulabilirsiniz.  Yüzlerce gönüllü arkadaşın katılımı ve katkısıyla yapılan bu çalışmaların sonucunda oluşan temel ilkeleri ve parti program taslağı da sitemizde mevcut.    İkinci konu ise, İnternetin  merkezi olmayan ve dağıtık yapıdaki ruhunu Türkiye Korsan Partisi’nin partileşme sürecine de yansıtabilmekti.  Burada temel yaklaşımımız, partileşme sürecinin kesinlikle isimler ve liderlik üzerinden değil tüm K orsan Partililerin katkılarıyla oluşturulacak bir ortak akıl üzerinden yürütülmesiydi.  Bu nedenle, isimlerimizin olabildiğince ön plana çıkmamasına çalıştık. Korsan Partisi’ne ilişkin yapılan tartışmalarda arka planda durmaya ve internetin ruhuna uygun biçimde herkesin sesinin ve görüşünün hakkaniyetli biçimde yer almasına çalıştık. Liderlik, başkanlık gibi kavramlardan uzak durduk ve daha çok moderatör olmaya gayret ettik. Başarılı olduk mu? Maalesef çoğunuz gibi bizlerin de buna yanıtı HAYIR.  Peki neden?   En önemli nedenlerden biri, Türkiye’deki partileşme sürecinin Korsan Partisi gibi partilerin kurulmasına ve yaşamasına izin vermemesi. Bir defa ülkenin %40’ında fiziksel (bina) olarak örgütlenemeyen partilerin seçime girme şansı yok. Ayrıca, PARTİ sıfatı alabilmeniz için en azından Ankara’da bir genel merkez binanız olmak zorunda. Aksi takdirde, kendinize parti demeniz bile yasalara göre suç.  Fiziksel olarak partileşmenin maddi külfetlerini karşılayamamak bir yana, bu sorunu aşsanız bile partinin gelir-gider kayıtları vs. bir sürü bürokratik işle uğraşmak zorundasınız.  Bunları doğru düzgün yapmadığınızda ise, sizden hoşlanmayan yönetimler sizi bu zayıf noktanızdan yakalamaları işten değil.  Sizler hepiniz istediğiniz kadar 21. Yüzyılın partisinin sanal dünyadaki faaliyetlerine odaklanın, bu ‘ülkenin fiziksel gerçekleri’ isterse, sizin kılınızı bile kıpırtdatmanıza izin vermez! Bundan öte yaşadığımız en önemli zorluk ise, ismimizden ziyade emeğimizle ilerlemeye çalıştığımız bu süreçte kişisel husumetlerle karşılaşmamızdı. Bu tip bir partileşme sürecinden neden rahatsız olduğunu anlamadığımız kişiler, iş yapmaktan, katkı vermekten çok bu işin arkasında kimin olduğunu sorgulamaya ve hatta işi kişiselleştirerek süreci baltalamaya çalıştı. Özellikle partinin kuruluşundan önce de internet camiasında bilinen bir ismi olan Serdar Kuzuloğlu’na Korsan Partisi üzerinden yapılan saldırılar, süreci partileşmekten ziyade kişisel bir mücadele eksenine taşıdı. (Bu noktada Kuzuloğlu’nun bu saldırıları hak etmediğini ve iyi niyetinin karşılığının ona tam aksi biçimde geri döndüğünü de üzülerek ifade edeyim!)   Bir sonraki sürece ders olması açısından özetleyecek olursak bu saldırılar, ‘bizim bu işte kendi reklamımızı yaptığımız’ ve ‘yurtdışına beleş gezi için bu işe girdiğimiz’ gibi mesnetsiz atışlardı. Yeri gelmişken açıklayayım:  Bir parti işine girmek, kişisel reklamdan ziyade tüm gelir kaynaklarınızın kesilmesi  ve hatta ticari işlerinizin bitmesi anlamına gelir. Hele yönetimin hoşuna gitmeyen eylemler yapan, muhalif bir partiyseniz, her an içeri atılma riskiyle de karşı karşıya kalırsınız. (İnanmayanlar bu gruba üye Yeşiller Partisindeki arkadaşlardan bu durumu  teyit ettirebilir!) Ayrıca, kurulmamış ve maddi gücü olmayan bir partinin elemanlarının yurtdışına nasıl beleş gideceğini de birileri açıklayabilirse bizler de öğrenmiş oluruz. “Nedenler böyle de hatalar nerede peki?” diye sorarsanız bu süreçte sanırım en büyük hataları da biz yaptık.  Kişisel görüşüm,  bu konudaki en büyük hatamız,  bu partiyi Türkiye’de kurduğumuzu unutmamız ve ülke gerçeklerinden uzaklaşmamızdır.  Ülkenin siyasi gerçeklerinin uzağında 21. Yüzyılın partisini kurmaya soyunduk ancak ülkemizin siyasi geleneğindeki kişisel çıkarlar, siyasi ikbal, arkadan vurma gibi tüm gerçekleri bir bir yaşadık. Bu konuda daha aktif ve mücadeleci olabilirdik, çatışmayı göze alabilirdik ve daha otoriter biçimde “Biz kurduk, oldu. İşinize gelirse!” diyebilirdik ve küçük de olsa partimiz olur hatta BİZİM partimiz olurdu. Ancak o zaman adı Korsan olurdu ama ruhu olmazdı! Bir diğer önemli hatamız ise, partinin kuruluşunu, yavaş yavaş demlenen çay misali ağırdan almamız ve bazı şeylerin bizlerin ötesinde internetin ruhundan kaynaklanan kişisel insiyatiflerce hallolacağına (safiyane) inanmamızdı. Öyle ya, siber kültür sayesinde internette artan bireysel katılımcılık partimize de yansıyacak ve Wikipedia, EkşiSözlük misali çığ gibi büyüyecektik. Oysa Matrix’in bile bir Mimar tarafından kurulduğunu unutmuşuzJ Bizler moderatör olduğumuzu söylüyorduk ama meğer herkes bizden liderlik bekliyormuş! Bu süreçte de “bazı hızlı arkadaşlar” tarafından parti kuruluşunu ağırdan almakla ve beceriksizlikle suçlandık. Gelinen noktaya bakıldığında kesinlikle haklılar. Ancak bu noktada kendilerine de şu soruyu sormak isterim: “Peki bu süreçte sizler neler yaptınız?”     Bugün itibarıyla geldiğimiz noktada, 21. Yüzyılın katılımcı bireyi insiyatifini gösteren yalnızca bir kaç arkadaş çıktı; Mustafa Gülseven, Utkun ve Mahsum Akbaş.  Kimi yöntemlerine tam olarak katılmasam da iyi niyetli olduklarından kesinlikle kuşku duymadığım bu arkadaşların, açık yüreklilikle ortaya çıkıp kendi çalışmalarını cesurca ortaya koymaları takdire değer. Ancak bu yeni süreç, eğer eskisinden daha iyi olacaksa daha fazla katılım gerekli.  Çalışan bir kaç kişinin üzerine yıkılmanın kolaycılığından ve onların sırtına basıp yükselme kurnazlığından kaçınıp herkesin elini taşın altına sokmasının zamanı artık! Tüm bunların ötesinde, partiyi birkaç kişinin kafasında düşlediği bir noktaya götürmek yerine küresel kuruluş felsefesine uygun ancak Türkiye gerçeklerine de pragmatik yöntemlerle çözüm getirecek bir ortak akıl üzerine inşa edilmesinde fayda var. Yine kişisel düşüncem, geçtiğimiz bir yıl içinde kurulan sanal bilgilendirme, tartışma ve görüş alışverişi noktalarının korunması ve burada oluşturulan ve derlenen birikimin ziyan edilmeden rasyonel biçimde kullanılması. Bu amaçla yarın itibarıyla sahipliği düşecek Korsan Partisi alan adlarının hepsinin sürelerini bir yıl daha uzattığımı ve sitenin yeniden aktif olduğunu da belirteyim.        Sonuç olarak, bir yılın sonunda sanal ortamda varlığı süren sitesi, oldukça zengin ve  birikimli bilgi paylaşımı ve tartışmalara sahen olan sosyal medya ortamları ve Uluslararası Korsan Ağı’nda yeri, varlığı bilinen ve küresel ilişkileri güçlü bir Türkiye Korsan Partisi Hareketi var. Ancak bu Hareketin ilerleyebilmesi için harekete ihtiyaç var! Veda ederken, tüm bu varlıkları hiç bir karşılık beklemeden yeni arkadaşlara devretmeyi bekliyorum. İsmail Hakkı Polat olarak Korsan Partisi’ne uzak ya da yakın ama her zaman YAPICI katkı vermeye devam edeceğimden hiç birinizin kuşkusu olmasın. Türkiye Korsan Partisi’nin sadece 21. Yüzyılın değil gelecek yüzyılların da partisi olmasını dileğiyle, İsmail Hakkı Polat
Tags