- Posts tagged m. serdar kuzuloğlu
- Explore m. serdar kuzuloğlu on posterous
Girişimcilik > Girişmek
Girişimcilik kavramının içini doldurmak için, sözcüğün kökeni olan girişmek eyleminden fazlası gerek!
Birkaç sene önce kadim dostum Serdar Kuzuloğlu ile birlikte Turkcell Akademi için ‘Yaratıcı Girişimcilik’ başlıklı bir eğitim hazırlamıştık. Turkcell ile proje geliştirmek isteyen gençlere girişimciliğin ne olduğunu ve aşamalarını anlatmayı hedefleyen eğitim için birkaç ay boyunca kitaplar okumuş, bir sürü insanla röportaj yapmış, kısa filmler çekmiş, senaryolar yazmış ve sonunda tüm bunları toparlayarak oyunsal kurguda, eğlenceli ama bilgilendirici bir online eğitim çıkartmayı başarmıştık. Bugüne kadar en keyifle yaptığım işler arasında yer alan bu ‘Yaratıcı Girişimcilik’ eğitimi, girişimcilik kavramının düşündüğümden çok farklı yönlerini de tanımamı sağladı. Özellikle bizlerle kendi girişimcilik deneyimlerini paylaşan insanların ortak paydalarını yakalayıp bunları bir potada eritince doğru yapılanlarla birlikte yanlış ya da eksik yapılanları da farkediyor insan. Bu bağlamda, başarılı girişimcilerin neyi, nasıl yaptığınının yanısıra başarısız olduklarını da anlamaya ihtiyaç var.
Eğitim hazırlık süreci ve kendi gözlemlerimi birleştirdiğimde, özellikle ülkemizdeki girişimcilerin girişimcilik sürecinde yaptıkları en büyük hata, girişimcilik kavramını ‘türkçe karşılığına uygun’ bir biçimde algılamaları. Biraz daha açarsak, kavram girişimcilik ama eylem sadece girişmekten ibaret! Kendi iş kariyerimdeki bir deneyimimi paylaşayım; Ericsson’da çalışırken kurduğumuz mobil uygulama geliştirme merkezi Crea-World'e gelip bize fikirlerini anlatan ve sonrasında ‘Tamam, güzel fikir, peki bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?’ dediğimizde ‘Ben fikri verdim. Şimdi bunu patentleyelim ve siz de bunu mobil operatörlerle birlikte geliştirip pazara sürün ve geliri de paylaşalım!’ kıvamında yanıtlar veren hatırı sayılır miktarda ‘girişimci’ arkadaş vardı. Bunun ötesine geçenlerin çoğu da, mutlaka ‘devletten birşeyler’ bekliyordu. Oysa girişimcilik, ‘insanın kafasındaki fikrin sonunu görmesi ve bunun peşinden tutku, kararlılık ve azimle gitmesi’ temeline dayalı bir kavram. Bu bileşimi olmayanların çoğu da girişimciliği girişmek olarak algılayıp o aşamada da takılıp kalıyorlar. Kuşkusuz yapmak istediğim girişimcilik sözcüğünü ortadan kaldırıp yerine yeni bir şey ikame etmek değil ancak sözcüğün sorunlu algısının da ısrarla altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Büyük kurumların giderek küçüldüğü ve profesyonel iş olanaklarının da buna paralel biçimde azaldığı bu yeni çağda, girişimciliğin doğru anlaşılması bir zorunluluk. Sürekli oradan oraya savrulan girişimciler ve yarım kalmış sayısız projeler, ülkemizin kısıtlı kaynakları açısından da büyük israf anlamına geliyor. Özellikle günümüzde adeta bir altın madeni işlevi gören dijital dünyaya yönelik girişimciliğin, gençlere doğru biçimde öğretilmesi büyük önem taşıyor. Girişimcilik konusunda akademik eğitim veren Özyeğin Üniversitesi, gerek kurucusu gerekse rektör ve kadrosunun nitelikleri itibarıyla son derece isabetli ve öncü bir oluşum olarak görünüyor. Ancak daha fazla kurum ve kişinin bu konuya el atması gerekiyor. Ülkenin refah içinde kalkınması ve genç nüfusun istihdam sorunun çözümlenebilmesi için de bu seferberliğe ihtiyaç var.
NOT: Dijital dünyadaki girişimciliğe ilişkin kaynak arayanlara, kendi deneyimlerinden yola çıkarak basit ve anlaşılır bir kitap yazan Serkan Ünsal’ın ‘Dijital Girişimcilik Rehberi’ adlı e-kitabını öneririm. İnternetten ücretsiz indirmek isteyenler için: http://dijitalgirisimcilikrehberi.com
İnternetten Para Kazanma 'Kılavuzu'
Yeni çağın karmaşık ağ ekonomisini anlamanın yolu, Sanayii Çağı'nın hap kitaplarını okumaktan değil Yeni Medya’nın anahtar kavramları üzerine kafa yormaktan geçiyor.
20. yüzyılın Endüstri Dönemi parametreleri son derece belirgin ve anlaşılırdı. ArGe, üretim, operasyon, lojistik, pazarlama, reklam ve medya düzeni ile bunların ölçümlenmesi vd. tüm endüstriyel konulara ilişkin analitik çözümler geliştirmek mümkündü. Ancak 21. yüzyılla birlikte siber ağlar üzerinde gelişen yeni sayısal ekonomi, Endüstri Dönemi’nin matematiğini de altüst etti. Yeni dinamikler o kadar karmaşık ve eski düzene aykırıydı ki, artık ‘Falandan para kazanma kılavuzu’, ‘Filan konuda başarı için 100 önemli ipucu’ gibi hap kitaplar da güncelliğini yitirdi. Artık bu yeni dünyayı bu tür kitaplardan anlamak zor. Üstelik kapitalist ekonominin temeli olan tüketici de her anlamda ve ağırlıkla bu sanal dünyada geçirmeye başladı zamanını. Bir diğer önemli gelişme ise, eski dönemde fiziksel olduğunu zannettiğimiz müzik, resim, video, film, oyun gibi kimi meta giderek sanallaşıyor ve sanal mallar adı verilen yeni bir kavram da ete kemiğe bürünmeye başladı. Eskiden dokunulabilir olan bu ürünler artık indirilebilir ve hatta hazır oynatılabilir formatta sanal ağ ekonomisinin hacmini her geçen gün büyütüyor. Bu hacmi destekleyecek bir ‘sanal para’ modelinin denemeleri de Facebook Credits gibi örnekler üzerinden çalışılıyor. Kısacası, yeni bir oyun alanı oluşturuluyor ve bu alanda yerini almak isteyenler kolları, paçaları sıvayıp işin temelini bu ortamın içinde öğrenmeli.Yeni Medya Ekonomisi’ni bir fırsat olarak görüp buradan para kazanmak isteyen ancak daha işin başında olanların burayı tanımaları için bilmeleri gereken üç temel iş kavramından söz etmek isterim.Bunların ilki bedava. Bu yeni ortamdaki kullanıcıların en önemli algısı bedava. Özellikle dijital yerli denilen kuşağa bir hizmeti bedava sunduğunuzda, bu ücretsiz hizmetleri onun karşılığında ne verdiğine çok dikkat etmeksizin kolaylıkla benimseyebildiğini görüyoruz. Google gibi bir firma, yüz milyonlarca kullanıcıya bedava arama sonuçları üzerinden reklam sunma karşılığında irili ufaklı on milyonlarca kişi ile kurumu reklamveren yaptı ve bedava ekonomisini adeta baştan yarattı. Facebook gibi sosyal medya platformları da benzer modellerle bedava üzerinden sosyal medya hizmetleri sağlıyor ve bu bedava karşılığında üretilen kişisel verileri de reklamverene tanıtım ve veri analizi amacıyla sunuyor.Bu karmaşık ekonomiyle baş edebilmek için gerekli bir diğer kavram ise, kısmi bedava diyebileceğimiz ‘freemium’. İngilizcedeki free+premium sözcüklerinden türetilen bu kavramı türkçe tek bir sözcükle ifade edebilmek zor ama; ‘Bir hizmetin temel fonksiyonlarını bedava, gelişmiş fonksiyonlarını ise belirli bir ücret karşılığı sunmak’ olarak tanımlayabiliriz. Bir örnekle ifade etmek gerekirse, Facebook üzerinden popüler olan Farmville adlı oyunun tamamını bedava oynayabiliyorsunuz. Ancak oyunda daha hızlı ilerlemek için örneğin tarlanızda yetiştirdiğiniz ürünleri daha kısa zamanda yetiştirebilmek amacıyla belli bir ücret karşılığı traktör gibi araç gereç satın alabilirsiniz. Farmville’de bu iş modelini kullanan Zynga firmasının sattığı sanal traktör sayısının ABD’de bir yılda satılan gerçek traktörlerin 100 katı olduğunu da belirtelim. Aslında Freemium modelini öncelikle anlaması gereken müzik, film ve medya sektörleri. Ancak söz konusu sektörlerin kendi malları giderek sanallaşırken bunları hala fiziksel alanda tutmaya çalışacak düzende ısrar ettikleri ve bunları da telif, patent gibi yasal yaptırımlarla sanal ortamdan uzak tutmaya çalıştıklarını düşünürsek, bu konuda ilerlemenin önündeki en büyük engelin bu çağ dışı zihniyetlerde olduğunu kolaylıkla görebiliriz.Bir üçüncü ve bence en önemli Yeni Medya Ekonomisi kavramı olan Longtail (Uzun Kuyruk) ise, başlı başına ayrı bir yazı konusu ve onu da önümüzdeki günlerde ele alırız. Şimdilik şu yazıyı ev ödevi olarak verelim:)
Yeni Medya Kültürü Üzerine
Sanal dünya, kimi zaman engin bir deniz, kimi zaman da karanlık bir dehliz! Yolumuzu aydınlatan kaynaklar ise sınırlı...
21. Yüzyıl her ne kadar bilgi çağı olarak konumlandırılmaya çalışılsa da sözü edilen bilginin bireylerin ne kadar umrunda olduğuna ilişkin ciddi kuşkular da yok değil. Ağırlığı bloglardan mikrobloglara kayan sosyal medyada neredeyse 140 karaktere hapsedilen ifadeler, sözlük forumlarındaki uzun metinlere tahammülsüzlüğün sembolü “Özet geç!” gibi sloganlar ve haber sitelerinde tıklama rekoru kıran sayfaların hep foto galeriler olması, bilgiye ne şekilde baktığımızı da gösteriyor.
Oysa sanal dünyayı , onun getireceği fırsatları ve tehditleri değerlendirebilmek için bu devasa ağın üzerindeki trilyonlarca veriyi süzecek ve içinden işe yarar bilgiyi çekip alacak bir birikim ve senteze ihtiyacımız var. Sanal dünyanın engin denizlerine yelken açabilmek ve karanlık dehlizlerinde kaybolmamak, öncelikle içinde bulunduğumuz ortamın nasıl bir yer olduğunu anlatacak ve yolumuzu aydınlatacak referansların ne kadar var olduğuyla ilgili. Sözünü ettiğim, interneti geniş ve derin bir perspektifle ele alabilen ve bunu kitlelerle paylaşabilme becerisine sahip referans insanlar. Onlara ihtiyaç duymamızın başlıca nedeni de, internet kültürü yaratan genç kitlenin bakış açısının henüz geniş ve derinlik sağlayacak olgunlukta olmaması.İronik olan ise, geniş ve derin bakabilme becerisine sahip otoritelerin ise internet kültürünü bir türlü benimseyememesi ve hatta uzak durmak istemesi! Ancak sayıları az da olsa, bu tezatın tam ortasında durabilen referans kişi ve onların yol gösterici üretimleri var.
Yeni Medya kültürüne meraklı olanlarınızın izlemesi adına bu kişileri ve çalışmalarını sizlerle paylaşmak isterim. Bunların ilki her hafta Radikal Gazetesi’nde yazdığı yazılarla Sanal Alem’in ucunu bucağını okurlarında değişik mizahi bir dille anlatan M. Serdar Kuzuloğlu. İnterneti hemen hemen ilk çıkışından beri izleyen ve köşe yazılarının yanı sıra, gerek TRT’de hazırlayıp sunduğu Sosyal Medya programı gerekse blog ve sosyal medyadaki paylaşımlarıyla Türkiye internetçilerinin yolunu aydınlatan bir meşale. Kuzuloğlu’nun eleştirilecek tek yanı, internet konusunda hala bir referans olacak bir kitap yazıp kendisini yakından izleyen kitleyle paylaşmaması!
Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim ve Teknoloji Eki’nde her Cumartesi köşe yazan Tanol Türkoğlu da, hem köşe yazıları, hem de 10 yıldan beri yazdığı “Bilgi Toplumu”, “İnternetin Kitabı” ve “Dijital Kültür” kitaplarıyla Yeni Medya kültürüne önemli katkıları bulunan kişilerden. Özellikle son kitabı Dijital Kültür’de bilgiyi kullanım biçimimize getirdiği eleştirel bakış yol gösterici nitelikte. Türkoğlu’nun da vurguladığı gibi elimizdeki verileri bilgiye dönüştürmek yerine bilgiçlik taslamak için kullanmamız, bizi bilgi toplumuna değil bilgiçler toplumuna götürmekte.
Sosyal Medya’da internet kültürüne ilişkin küresel bilgi kaynaklarını tarayıp bize derlenmiş haliyle getiren bir diğer aydınlık insan da Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Özgür Uçkan. Uçkan’ın Cemil Ertem ile birlikte yazıp yeni piyasaya çıkarttığı “Wikileaks” kitabı, içinde yaşadığımız döneme internet üzerinden geniş bir politik bakış da getirmekte.
Yeni Medya kültürü konusunda farklı bir bakış sahibi olmak isteyenlerin mutlaka izlemesi gereken kişilerin başında Koray Löker gelir. Yılmaz bir Pardus savunucusu olan Löker, içine girip de bir türlü anlamlandıramadığımız internet dünyası ve etkilerine ilişkin keskin eleştirilerini ödünsüz ve her koşulda doğrunun yanında yer alma (m)eziyetiyle önümüze getirebilen ender kişiliklerden. Blogundaki yazıları ve sosyal medyadaki tartışmaları izlenesi bir lezzettedir.
Son olarak değineceğim kişi ise, bu alanda üretimi en yoğun kişilerden Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Mutlu Binark. Yeni Medya kültürüne gerek kurduğu bloglardaki paylaşımları, gerekse kurduğu proje gruplarının yaptığı saha çalışmaları ve kitap üretimleriyle katkıda bulunan Binark’ın akademik katkıları çok boyutlu ve kendisinden sonra gelecek akademisyenlere yol gösterecek nitelikte. Elbette buradaki dar çerçeveli yazıma alamadığım ve faydalı üretimler yapan bir çok Yeni Medya insanı da var. Ancak bu kültürün doğru bir noktaya oturması ve insanlığı 21. Yüzyılda hedeflediği Bilgi Çağı’na götürmesi için daha çok yol göstericiye ihtiyacımız var.

