- Posts tagged sosyal medya
- Explore sosyal medya on posterous
Sosyal Medya Performansınız Nasıl?
Sosyal Medya’da faaliyet gösteren kişi, kurum ve kuruluşlar için en önemli husus, bu ortamdaki etki güçlerini ölçebilmek. Peki nasıl?
Bu tehlikenin farkında olan ve çözüm arayışındaki Yeni Medya'nın kimi küresel ve yerel oyuncularının Sosyal Medya performansı ölçümlemeye yönelik ürün ve hizmetleri piyasaya sürdüğünü görüyoruz. Bunların başında Facebook gelmekte. Firmanın geçtiğimiz günlerde lanse ettiği Insights hizmeti sayesinde, herhangi bir kişi ya da markaya ait Facebook sayfasını (beğenen kişi sayısı ile birlikte) o sayfayı kaç kişi konuşuyor, kimler referans veriyor, bunların lokasyonları ne, sayfa ne kadar aktif kullanılıyor, vd. bir çok kriter ölçülerek sayfa sahibine raporlanmakta. Aslında bu rapor, kişi ya da kurumlar için bir nevi Facebook karnesi olarak da kabul edilebilir. Bir diğer ilginç ölçümleme hizmeti ise, Twitturk adlı yerel girişim tarafından geliştirilmiş. Twitturk.com sitesi sayesinde Twitter’da en çok kimlerin ve nelerin konuşulduğunu dakika, saat, gün ve ay bazında izleyebiliyor ve Twitter'da hangi kişi ve kurumların gündem yarattığına ilişkin genel anlamda fikir sahibi olabiliyorsunuz. Örneğin; Van Depremi sonrası süreçte hangi kişi ve kurumların öne çıktığı Twittürk'ün şu listesinden görülebilir.
Sosyal Medya’yı bir takım uyanıkların boş hayallerle birilerinin sırtından para kazandığı bir ortam olarak algılanmaktan kurtaracak yegane şey, şeffaf, anlaşılır ve derinlikli ölçüm kriterlerinin geliştirilmesidir. Bunun için de konunun mecra-marka-müşteri temelinde ele alınması ve bunlar arasında bir mutabakata gidilmesi gerekli. Tabii kriterleri Yeni Medya'nın ruhuna uygun geliştirmenin de işin olmazsa olmazı olduğunu unutmayalım. Aksi takdirde, geleneksel medyanın reyting-tiraj gibi şaibeli kriterlerini daha çoook kullanırız.
Facebook hayatınıza talip oluyor!
Rakipleri ‘geçtik, geçiyoruz’ derken, dünyanın en büyük sosyal medya platformu açıkladığı yeniliklerle level atladı!
22 Eylül Perşembe günü Türkiye dahil dünyanın dört bir yanından 100 binin üzerinde online insanın gözü kulağı tek bir kişiye kilitlenmişti; Mark Zuckerberg! 14 Mart 1984 doğumlu bu gencin, kendi arzu ve ihtiyaçları doğrultusunda geliştirdiği Facebook, bugün itibarıyla 800 milyon kullanıcı ile dünyanın en kalabalık sosyal medya platformu haline geldi ve şirketin piyasa değeri de 80 milyar dolara yükseldi. Aslına bakarsanız Eylül başında gelen bu olumlu finansal haberler, son aylarda özellikle en büyük rakibinin piyasaya sürdüğü Google+ servisinin yükselişi nedeniyle strese giren firma yöneticilerini bir parça olsun rahatlatmıştı. Ancak asıl büyük hamle için tüm Facebook camiası 22 Eylül günü Zuckerberg’in Facebook F8 etkinliğinde sahneyi aldığı o ana konsantre olmuştu. Zuck, konuşmasına her zamanki rahat tavırlarıyla kısa bir giriş yaparak başladı ve hemen ardınan Facebook’un uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni servisini açıkladı; Timeline yani Zaman Tüneli. Büyüklerimizin günlük defterleri ve fotograf albümleri sayesinde yarım yamalak becerebildikleri ‘geçmişi anımsama’ eylemini, 21. Yüzyılın dijital yazı, fotograf, müzik, film, haber ve hatta lokasyon gibi sayısal araçlarıyla neredeyse her eyleminizi anı olarak kaydedilebilir hale getiriyor ve bunları kronolojik bir arayüzle size sergiliyor Facebook. İşte o anda, geçtiğimiz haftalarda zırt-pırt değişen sayfa ve yenilikleriyle kullanıcıları canından bezdiren platformun tüm olumsuzluklarını unutup, o sayfaların müthiş görselliğinin büyüsüne kapılıyor insan. Ancak Zuckerberg, hiç hız kesmeden, Facebook kitlesinin sadece geçmiş bilgileriyle yetinmeyip onların bugününe hatta geleceğine talip olduğunu kanıtlayan çok yönlü bir özelliği daha açıklıyor; OpenGraph! Facebook ağınıza ilişkin kişi, zaman, mekan, içerik, vd. tüm parametreleri açık ve kolay bir şekilde tanımlayabilmenizi sağlayan bu özellik sayesinde bağlantı veya ilişkilerinizi dilerseniz Facebook kendi akıllı sistemi aracılığıyla sizin adınıza düzenleyecek dilerseniz de siz kendi insiyatifinizle kişiselleştirebileceksiniz. Ek olarak Open Graph, Facebook’un rakipleriyle rekabetinde en önemli dayanağı olan on binlerce iş ortağının milyonlarca uygulamalarını geliştirebilmeleri için son derece kullanışlı ve zengin bir araç.Akademik Eğitim ve Yeni Medya
21. Yüzyılda insanlık Bilgi Toplumu'na doğru yol alırken üniversite eğitimi olarak ne alemdeyiz?
Yeni Başlayanlar için Sosyal Medya
Birey olarak hangi sosyal medyayı nasıl kullanmalıyız? İşte sanal yaşamı kolaylaştıracak kimi ipuçları...
Hayata ‘reset’ atmak
Bilgi, iletişim ve medyanın bombardımanı altında 1 yıl çalıştıktan sonra tatilde nasıl dinlenmeli?
Google'ın artısı eksisi
Wave, Buzz gibi başarısız denemelerin ardından Google'ın yeni sosyal medya hizmeti piyasada; Google+
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada herkes tatlı bir telaş içinde dünya arama motoru devinin yeni sosyal medya platformu Google+ için giriş davetiyesi arıyordu. Bulanlar bulamayanları davet etti ve sosyal medyanın Google+ ile imtihanı başladı. Gerek kendi kişisel izlenimlerim gerekse sosyal medya kullanıcılarının görüş ve yorumları toparlarsak, Google+ potansiyel vaat eden bir sosyal medya platformu ancak önünde kat etmesi gereken epey uzun bir yol var. Web2.0 dönemi başladığından beri bir sosyal medya platformu yaratmaya çalışan Google, anlaşılan son bir kaç yılda piyasaya sürdüğü Buzz, Wave gibi başarısız denemelerin hatalarını iyi analiz etmiş. Tüm bu deneyimlerden süzülerek ortaya çıkarılan Google+, öncelikle son derece sade ve kullanışlı bir arayüze sahip. Duygu ve düşüncelerinizi yazı, resim ve video formatlarında paylaşabiliyor, kolaylıkla arkadaş ekleyebiliyor ve hatta arkadaşlarınızı Google tarafından tasarlanmış çemberler vasıtasıyla çeşitli gruplara ayırabiliyorsunuz. Bu sayede kullanıcılara her hareketlerinin herkes tarafından görülebildiği yekpare bir kişisel sosyal ağ yerine her birinde farklı paylaşımlarda yapılabilecek şekilde yalıtılmış segmente arkadaş gruplarından oluşan tematik sosyal ağlar sunuluyor. Ayrıca arkadaşlarınızla tek tek ya da grup halinde sohbet etme ve video sohbet/konferans yapabilme olanağı da tanınmış. Kuşkusuz Google, + servisiyle önemli bir aşama kaydettiğini kanıtladı. Ancak geldiği bu noktayı Twitter, Facebook gibi bu alandaki rakipleri çoktan geride bıraktı ve üzerine çok daha fazlasını katarak daha da ileri bir noktaya gittiler. Örneğin Facebook platformu üzerinde halihazırda 3. parti şirketler tarafından işletilen yüzbinlerce uygulamadan oluşan zengin portföye Google'ın ulaşması zor. Ya da duygu ve düşüncelerini anonim ya da rumuzlu bir Twitter hesabı üzerinden kısaca paylaşan insanlar, GMail kullanmanın zorunlu olduğu gerçek kimliğe dayalı bir hesabı ne kadar kabullenebilecekler? Buna bir de Buzz'dan kalma mahremiyet ihlalerinin yarattığı güvensizlik ve kullanıcıların yerleşik sosyal medya kullanım alışkanlıklarını eklersek, Google'ın işinin çok ama çok zor olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Tabii Google+ ekibinin tüm bu olumsuzluklara azimle direnecek şekilde bir hazırlık yaptığı da söylenebilir. Servisi Google+ projesi olarak (uzun soluklu bir proje algısı yaratacak biçimde) lanse etmeleri, ilk aşamada küçük bir kitleye beta olarak açmaları ve bu öncü kitlenin görüş ve yorumlarını alabilmek için kullanışlı geri bildirim ekranları geliştirmeleri de bunun kanıtları. Kanımca Google'ı sosyal medyada var olma mücadelesinde avantajlı kılacak kritik bir kaç faktör var. Bunların başında MSN, Facebook, Twitter, FriendFeed gibi sosyal ağ platformlarının popüler özelliklerinden kullanışlı ve seçkin bir toparlama yapılmış olması geliyor. Google+ bu toparlamanın üzerine oyun, müzik gibi bir kaç önemli unsuru dahil edip sistemin teknik stabilitesini de sağladığında kullanıcının diğer sosyal medyalardan çıkıp gelmesi için yeterli bir caziba yaratabilir. Bu bağlamda halihazırdaki kullanıcıların mevcut alışkanlıklarını bozmayacak bir kullanıcı deneyimi ile diğer sosyal ağlardaki bilgi ve paylaşımların Google+'a entegrasyonu da , daha ileri ve önemli bir adım olabilir. Ancak asıl farklılık sanırım Google'ın GMail, Harita, Takvim, Youtube, Blogger gibi temel servislerinin Google+'a eklemlenmesiyle ortaya çıkacak. Tüm bunların üzerine bir de Google, kendisine mobil operatörlerle işbirliğinin yolunu açan Android işletim sistemi ile diğer sosyal medya platformlarının boş bıraktığı mobilite hizmetlerini etkin biçimde doldurabilirse sosyal medyayı bambaşka diyarlara götürebilir. Elbette bunların tümü birer olasılık. Sosyal medyanın tarihini beraber yaşayıp göreceğiz hatta hep beraber şekillendireceğiz!Yeni Medya Kültürü Üzerine
Sanal dünya, kimi zaman engin bir deniz, kimi zaman da karanlık bir dehliz! Yolumuzu aydınlatan kaynaklar ise sınırlı...
21. Yüzyıl her ne kadar bilgi çağı olarak konumlandırılmaya çalışılsa da sözü edilen bilginin bireylerin ne kadar umrunda olduğuna ilişkin ciddi kuşkular da yok değil. Ağırlığı bloglardan mikrobloglara kayan sosyal medyada neredeyse 140 karaktere hapsedilen ifadeler, sözlük forumlarındaki uzun metinlere tahammülsüzlüğün sembolü “Özet geç!” gibi sloganlar ve haber sitelerinde tıklama rekoru kıran sayfaların hep foto galeriler olması, bilgiye ne şekilde baktığımızı da gösteriyor.
Oysa sanal dünyayı , onun getireceği fırsatları ve tehditleri değerlendirebilmek için bu devasa ağın üzerindeki trilyonlarca veriyi süzecek ve içinden işe yarar bilgiyi çekip alacak bir birikim ve senteze ihtiyacımız var. Sanal dünyanın engin denizlerine yelken açabilmek ve karanlık dehlizlerinde kaybolmamak, öncelikle içinde bulunduğumuz ortamın nasıl bir yer olduğunu anlatacak ve yolumuzu aydınlatacak referansların ne kadar var olduğuyla ilgili. Sözünü ettiğim, interneti geniş ve derin bir perspektifle ele alabilen ve bunu kitlelerle paylaşabilme becerisine sahip referans insanlar. Onlara ihtiyaç duymamızın başlıca nedeni de, internet kültürü yaratan genç kitlenin bakış açısının henüz geniş ve derinlik sağlayacak olgunlukta olmaması.İronik olan ise, geniş ve derin bakabilme becerisine sahip otoritelerin ise internet kültürünü bir türlü benimseyememesi ve hatta uzak durmak istemesi! Ancak sayıları az da olsa, bu tezatın tam ortasında durabilen referans kişi ve onların yol gösterici üretimleri var.
Yeni Medya kültürüne meraklı olanlarınızın izlemesi adına bu kişileri ve çalışmalarını sizlerle paylaşmak isterim. Bunların ilki her hafta Radikal Gazetesi’nde yazdığı yazılarla Sanal Alem’in ucunu bucağını okurlarında değişik mizahi bir dille anlatan M. Serdar Kuzuloğlu. İnterneti hemen hemen ilk çıkışından beri izleyen ve köşe yazılarının yanı sıra, gerek TRT’de hazırlayıp sunduğu Sosyal Medya programı gerekse blog ve sosyal medyadaki paylaşımlarıyla Türkiye internetçilerinin yolunu aydınlatan bir meşale. Kuzuloğlu’nun eleştirilecek tek yanı, internet konusunda hala bir referans olacak bir kitap yazıp kendisini yakından izleyen kitleyle paylaşmaması!
Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim ve Teknoloji Eki’nde her Cumartesi köşe yazan Tanol Türkoğlu da, hem köşe yazıları, hem de 10 yıldan beri yazdığı “Bilgi Toplumu”, “İnternetin Kitabı” ve “Dijital Kültür” kitaplarıyla Yeni Medya kültürüne önemli katkıları bulunan kişilerden. Özellikle son kitabı Dijital Kültür’de bilgiyi kullanım biçimimize getirdiği eleştirel bakış yol gösterici nitelikte. Türkoğlu’nun da vurguladığı gibi elimizdeki verileri bilgiye dönüştürmek yerine bilgiçlik taslamak için kullanmamız, bizi bilgi toplumuna değil bilgiçler toplumuna götürmekte.
Sosyal Medya’da internet kültürüne ilişkin küresel bilgi kaynaklarını tarayıp bize derlenmiş haliyle getiren bir diğer aydınlık insan da Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Özgür Uçkan. Uçkan’ın Cemil Ertem ile birlikte yazıp yeni piyasaya çıkarttığı “Wikileaks” kitabı, içinde yaşadığımız döneme internet üzerinden geniş bir politik bakış da getirmekte.
Yeni Medya kültürü konusunda farklı bir bakış sahibi olmak isteyenlerin mutlaka izlemesi gereken kişilerin başında Koray Löker gelir. Yılmaz bir Pardus savunucusu olan Löker, içine girip de bir türlü anlamlandıramadığımız internet dünyası ve etkilerine ilişkin keskin eleştirilerini ödünsüz ve her koşulda doğrunun yanında yer alma (m)eziyetiyle önümüze getirebilen ender kişiliklerden. Blogundaki yazıları ve sosyal medyadaki tartışmaları izlenesi bir lezzettedir.
Son olarak değineceğim kişi ise, bu alanda üretimi en yoğun kişilerden Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Mutlu Binark. Yeni Medya kültürüne gerek kurduğu bloglardaki paylaşımları, gerekse kurduğu proje gruplarının yaptığı saha çalışmaları ve kitap üretimleriyle katkıda bulunan Binark’ın akademik katkıları çok boyutlu ve kendisinden sonra gelecek akademisyenlere yol gösterecek nitelikte. Elbette buradaki dar çerçeveli yazıma alamadığım ve faydalı üretimler yapan bir çok Yeni Medya insanı da var. Ancak bu kültürün doğru bir noktaya oturması ve insanlığı 21. Yüzyılda hedeflediği Bilgi Çağı’na götürmesi için daha çok yol göstericiye ihtiyacımız var.

