- Posts tagged telif
- Explore telif on posterous
Düzen Eski, Medya Yeni
Bir tarafta şirketlerin ticari hakları ancak diğer tarafta da milyonlarca internet kullanıcısının bilgiye erişim hakkı!
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada en çok tartışılan olay, dünyanın en büyük blog platformlarından Blogspot.com’un, Spor Toto Süper Lig maçlarının izinsiz yayınlandığı gerekçesiyle, erişime engellenmesiydi. Yayıncı kuruluş Digitürk’ün mahkemeye başvurarak aldırttığı engelleme kararının hukuksal açıdan tartışılacak bir yanı yok. Mevcut internet ve telif yasasının uygulamacısı durumunda olan bir yargı mensubunun da tereddütsüz vereceği bir karar bu erişim engellemesi. Ancak konunun ayrıntılarına inildiğinde mevcut düzende ciddi sıkıntılar olduğu görülüyor.
Öncelikle bu ve benzeri kararların işleyişini özetleyelim: İnternet üzerinde hak sahiplerinin telifli içerikleri iki şekilde paylaşılıyor; İlki kullanıcıların kendi aralarında yaptıkları ve herhangi bir ticari alışverişe dayanmayan paylaşımlar, ikincisi ise kimi “uyanık girişimcilerin” hak sahibinden izinsiz olarak alıp kendi işlettikleri web sayfalarından yaptıkları (ve çoğu zaman ticari bir kazanımı olan) paylaşımlar. Mevcut hukuk işleyişine göre, her iki paylaşım da yasal değil. Şimdilik ilk durumdaki paylaşımlara pek dokunulmuyor ama ikincisindeki gibi bir paylaşım tespit edildiğinde, hak sahibi soluğu mahkemede alıyor ve çıkan mahkeme kararının ardından siteye erişime engelleniyor.
İşte bu işleyişte sıkıntılı bir kaç nokta var: bunların ilki erişime engellenen, 156 milyon blog sayfası olan ve bu sayfaları 1 milyar kişinin takip ettiği blogspot.com gibi devasa bir sosyal medya platformu olduğunda, bir anda internetin en önemli uğrak noktalarından biriyle ülkenin iletişimi kesiliyor. Örneğin bu erişim engellemesinde, sitede sayfa açan onbinlerce Türk kullanıcısı ile bu blogları izleyen geçen Ocak ayı itibarıyla 4,5 milyon Türk ziyaretçinin mağduriyeti söz konusu. Kuşkusuz Digitürk de kendi ticari mağduriyetini öne sürecektir ancak kendi blog sayfalarına bile erişemeyen onbinlerce bloggerin, konuyu sosyal medyada öfkeyle tartışmaya açmasının sonuçlarının da dikkatli biçimde değerlendirilmesi lazım. Bunlardan ikisi şu aşağıdaki video ve o videoda sözü edilen Twitter'daki BlogumaDokunma kampanyası:
Digitürk ile Blogspot sitesinin sahibi Google arasındaki iletişimin de konuya köklü çözüm getirebileceği kanaatinde değilim. Kaldı ki Digitürk’ün, Blogspot’tan talep ettiği Youtube benzeri bir telifli içerik silme hakkının bu olayda pratik bir geçerliliği olmadığı ve bunun onbinlerce bloggerin bireysel mahremiyet hakkını ihlal etmek anlamına geldiği de unutulmasın. Konuyla ilgili zengin bir tartışma için: http://ff.im/zcIBG
Sonuçta bir yasal işleyiş, olayın içindeki birkaç tarafı birden mağdur ediyorsa, burada hakem olması gereken yasa koyucunun mevcut yasayı ciddi birçimde ele alması ve değiştirmesi gerekli. Konuyu Twitter’daki mesajlarında değerlendiren Cumhurbaşkanı Abdüllah Gül de bu duruma dikkat çekmiş. Bu bağlamda, 5651 sayılı internet yasasında sosyal medya döneminin ruhuna uygun değişiklikler yapılması artık bir zorunluluk. Ayrıca mevcut yasada suçu işleyen sayfaya değil suçun işlendiği platforma ceza verilmekte. Ancak suçlu olan o milyonlarca kişinin yazıp çizdiği platform değil o platformdaki birkaç sayfa ve onu işleten kişi(ler). Dolayısıyla yasanın çiğnendiği sayfalara odaklanmak ve yasayı o sayfalar vasıtasıyla çiğneyenlerin peşine düşmek daha anlamlı.
Yasada yapılması gerekli önemli değişikliklerden biri de, kullanıcılar arasındaki herhangi bir ticari çıkara dayanmayan paylaşımların artık suç olmaktan çıkartılması. Özellikle eğlence endüstrisi şirketleri, bunu internet kullanıcılarının başında Demokles’in kılıcı gibi bir tehdit olarak kullanmaktan artık vazgeçip aksine bunu bir tanıtım ve yayılım fırsatı olarak konumlamalılar. Bunun da ötesinde, bu yeni medyada çok da geçerli olmayan klasik “al-sat” yönteminden ziyade freemium gibi belli bir aşamaya kadar ücretsiz ve reklamlı ancak sonrası için ücretli gelir modelleri devreye sokulmalı. Hatta daha da yaratıcı modeller üzerine kafa yorulmalı. Aksi takdirde, bu tip bir kaç mahkeme kararı Türkiye’de sosyal medya hatta internet diye bir şey bırakmaz ve bu durum, internet kullanıcıları ile hak sahipleri arasında ciddi çatışmalara neden olur.
Hiç kimse unutmasın; içerik dediğimiz şey artık sanal bir metaya dönüşmekte. Ve çok yakın bir gelecekte bu metanın üretim-dağıtım-tüketim süreci, eski düzenin kaset, CD, DVD ve geleneksel medya organlarında değil tamamıyla bu yeni medyanın üzerinde gerçekleşecek.
Paylaşım kültürü dünyayı değiştiriyor
Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE
İnternet dünyasının uzun süredir beklediği değişime ilişkin büyük haber, İngiltere Başbakanı David Cameron’dan geldi. Cameron, mevcut telif yasalarını gözden geçirip internet çağına uygun değişiklikleri yapacaklarını açıkladı. Cameron, bununla da kalmadı ve telifli içeriklerin, hak sahiplerinin iznine gerek kalmadan kullanmasına ilişkin düzenlemeler yapacaklarını da açıkladı. Yapılacak değişikliklerin yaratıcı inovasyonları arttırmasını umut ettiklerini ifade eden Cameron’un bu açıklamaları, müzik, sinema, oyun gibi eğlence dünyasının devasa sektörlerinin kurum ve kuruluşlarını öfkelendirdi ancak internet camiasında ise bir zafer gibi algılandı.
Açıklamanın yapıldığı yerin aslında 1709 yılında dünyanın ilk telif yasasını (Queen Anne Act) yapan ülke olması da ayrı bir ironi. Tabii ilk zamanlarda 21 yıl olan telif süresi bugün artık 95 yıl ve eser sahiplerinin izni olmadan herhangi bir eserin kıyısından geçmek bile olanaksız. Tabii bu da, yaratıcı zihinlerin, kendi yarattıkları eserler üzerinde sürekli bir sorgulama yapması gibi yaratıcılığın özünü örseleyen bir garabet ortaya çıkartıyor. Bu tip bir dünya düzeninin kültürel, bilimsel ve diğer yönlerden nasıl ilerleyeceği ise yanıtını hiç kimsenin bilmediği bir soruya dönüşüyor.
Fikri mülkiyet denilen kavramı kötüye kullanarak bunun üzerine adeta bir ‘tembellik imparatorluğu” kuran bu köhnemiş zihniyet sahiplerinin, artık bu aşamadan sonra yapacakları tek bir şey kalıyor. Bu yeni mecralara biraz daha yakından inceleyip bu dünyanın üzerinde yeni iş modelleri geliştirmek. Bunu yapmayıp hala eski ‘dolçe vita’ rüyaları kuranları, uzak olmayan bir gelecekte çok daha kötü günlerin beklediğini şimdiden ‘müjdeleyeyim’(!)
Bu bağlamda, eğlence dünyasının içinden çıkmış ve bu yeni medya düzenine uygun kimi rasyonel örneklerin diğerlerine de uygulanabileceği üzerine kafa yormakta fayda var. Örneğin: sinema endüstrisinin Avatar filmi ile yaptığı teknolojik atağın yaygınlaştırılması, korsan film alanları yeniden sinema salonlarına döndürebilir. Beş liralık korsan DVD ile 3 boyutlu film izlenemeyeceğine göre, biraz daha fazlasını verip sinemaya gitmek akıllı bir seçenek! Peki bu teknolojik farklılaşma müzik dünyasında neden kullanılmıyor? Meslek birlikleri telif peşinde koşturup birey ve kurumları hapis cezalarıyla tehdit eden yasalar yapmaya çalışacaklarına biraz da teknolojiyle internetle haşır neşir olsunlar. Bu sorunun yanıtını da yeni iş modelleriyle birlikte düşünsünler. Örneğin: MP3 gibi internet üzerinde çok yaygın bir müzik formatını bedava (ama sponsorlukla) dağıtan bir model, onları şu anda bulundukları durumdan daha iyi bireyere taşıyabilir. Bunun üzerine eklenecek, kaliteli formatta müziği paralı satmak, kişiye özel ve sınırlı sayıda albüm basıp satmak gibi modeller, hem maddi hem de zihinsel ufuklarını açabilir. Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE
Cameron’un açıklamalarının, başka ülkelerde de yankılanıp zamanla uygulamaya geçileceği yeni bir düzeni geliyor. “Peki bu değişim bize ne zaman yansıyacak?” diye bir soru aklınıza gelirse hiç zahmet etmeyin, biz hala internetin musluk gibi açılıp kapanır bir şey olduğunu zanneden bir ülkede yaşıyoruz!

