- Posts tagged turkcell
- Explore turkcell on posterous
Kurumsal Afet Yönetimi
Deprem, sel gibi afetlerde tüm kurumlar kendi kurumsal kimlik kaygılarını bir kenara bırakıp olaya sorumlulukla yaklaşmalılar.
Van Depremi sürecinde altıyüzü aşkın insanımızı yitirmenin acısıyla kederlendik. İkiyüze yakın insanımızın enkaz altından kurtarılması ise bu acıların, bir nebze de olsa, tesellisi oldu. Ancak bir deprem coğrafyasında yer alan ve bunca deprem felaketi yaşamış bir ülkenin afet yönetimi konusunda hala sıkıntı çekmesi, herkesi üzen hatta öfkelendiren bir durum. Tabii bunu, deprem bölgesinde zor şartlarda zamana karşı yarışan afet görevlilerinin moral ve motivasyonlarını da olumsuz etkileyecek bir öfke patlamasına dönüştürmemek ve ders çıkarılacak rasyonellikte bir eleştiri yapabilmek de, hepimizin vicdani sorumluluğu olmalı. Artık enkaz ve kurtarma çalışmaları tamamlandığına göre kendi mesleki penceremden bir kaç değerlendirme ile geleceğe not düşmeye çalışayım.Öncelikle 17 Ağustos Depremi gibi ülkeyi her açıdan sarsan ve derin izler bırakacak şiddette bir depreme karşın teknolojik anlamda bize deprem sürecinde olumlu katkı verecek hiç bir hazırlık yapmamışız. Depremi önceden tahmin etmeye çalışan kimi cihaz ya da sistemlerin ne durumda olduğunu bilemiyorum ama Van Depremi’nde teknolojik olarak hiç bir katkı YOKTU!Bunun sorumlusu da, sadece günü kurtarmaya odaklı zihniyetlerimizdir. Teknoloji ve bilişim ile ilgili bakanlıklar, Sivil Toplum Kuruluşları, üniversiteler, teknoloji ve bilişim şirketleri, telekom operatörleri, vd. tüm kuruluşlar, sadece kendi kurumsal ve ticari kaygılarıyla hareket ettikleri için Van Depremi’ne hiç bir sıra dışı katkı yapamadılar. Kendi hesabıma örneğin GSM operatörlerinden deprem bölgesindeki yurttaşları ‘konuşturmayı becermek’ten çok daha fazlasını beklerdim. 1999’dan bu yana 12 yıl geçti. Sadece yakınlarımızı arayıp ‘ben iyiyim!’ diyebilecek kadar mı ‘ilerleyebildik’? Nerede göçük altında kalan abonelerin yer ve adreslerini saptayarak bir haritada hepsini toparladıktan sonra kriz merkezine aktarabilecek bir bilgi akışı? Ya da öncelikle büyük yerleşimlere odaklanan Afet Yönetim Merkezi’nin haberi bile olmayan uzak köylerden basit bir SMS ile ulaşacak yardım taleplerini yine harita üzerinde görselleştirecek bir katma değerli hizmet? Aslında bunlar öyle çok karmaşık teknolojiler de değil. Ancak ticari önceliği olmayan ve nasıl olsa ‘uzakta olan afet’ düşüncesiye gündemlere bir türlü alınmayan projeler bunlar. Tabii burada sorumlu hepimiziz. 99 depreminden beri aklımda olan bu vb. projeleri ilgili kurumlara sunamayan bendeniz, gündemine bile almayan tüm kamu ve özel kurumlar ve tabii en çok da ‘sivil toplum’ adı altında yapılanıp ihale takip etmekten öteye iş yapmayan kuruluşlar. Artık hepimizin bu rehavetten kurtulma, uyanma ve harekete geçme vakti!Yazıyı deprem sürecine teknolojik olarak en çok katkıda bulunduğunu düşündüğüm (benim gördüğüm yegane) hizmetle noktalayalım; Google Kişi Bulucu! Depremin hemen ardından Google firmasında çalışan Türkler tarafından, Japonya’daki depremde kullanılan benzer bir hizmetin ülkemize göre özelleştirilmesiyle devreye alınan Kişi Bulucu, Van’da depremden etkilenen insanlarla onları arayan yakınları ve kuruluşlar arasında yeni bir iletişim kanalı açtı. Bu süreçte üçbinin üzerinde kişiye ilişkin iletişim sağlanabildi. Google, bununla da yetinmedi ve deprem gecesi kendileriyle iletişim kurarak önerdiğimiz ‘gelen yardım ve kurtarma çağrılarını tek bir Google Haritası üzerinde online görselleştirme’ özellliğini de zaman karşı yarışarak hizmetine ekledi. Bu servisin daha üzerine eklenecek çok özellik var elbet. Ancak öncelikle tüm kurumsal kimlik kaygılarımızı bir kenara bırakarak ön koşusuz ve birlikte çalışma ve afet yönetme zihniyetine ulaşmamız gerekli.
Cep telefonu amaç değil araç
Turkcell, yeni tanıttığı telefonu T20 ile ses operatörlüğü ağırlığını yeni medya yayıncılığına doğru kaydırıyor.
Kalabalık bir basın kitlesi tarafından doldurulmuş salon. Şirket tepe yöneticileri tarafından yapılan özenli sunum ve demolar. Ve internet üzerinden dünyanın her yerinden izlenebilen canlı yayın... Turkcell’in yeni akıllı telefonu T20’nin tanıtımını bilgisayarımın ekranından izlerken sanki bir Apple iPhone lansmanı izliyormuşum hissine kapıldım. İşin ilginç tarafı Turkcell’in böyle bir adımı atmasındaki önemli hedeflerinden biri, Apple’ın mobil dünyadaki dayatmacı yaklaşımına karşı bir alternatif geliştirebilmekti. Bu adımları henüz yolun başında ama gidilen yönün doğruluğuna ilişkin kuşku yok. T20, Turkcell’in kendi adına ürettirdiği telefon zincirinin T10’dan sonraki ikinci halkası. İlk modelden daha hızlı, daha kapasiteli ve daha yüksek çözünürlüklü ve tam dokunmatik ekrana sahip. Uygulamalar açısından ise oyun, müzik, video, haber, Mobil TV gibi Turkcell’in temel katma değerli hizmetleri sunulmuş olanların da ötesinde yenilikler var. Bunların başında ise Cep T Cüzdan uygulaması geliyor. Telefonu bir kredi kartı olarak kullanmanızı ve alışverişlerde ödemelerinizi temassız ve hızla yapmanızı sağlayan bu uygulama mağaza ve bankalarla hali hazırda yapılan işbirlikleri genişletildiğinde cebimizde taşıdığımız cüzdanda epey bir hafifleme yaratabilir. Cebimizdeki ağırlıklardan bizi biraz daha kurtabilecek diğer iki hizmet de, CepKumanda ve CebeBağlan. Şimdilik ev ya da ofisimizdeki birkaç cihaza uzaktan erişim ve kumanda özelliği sağlayan uygulamaların yine ev/ofis cihazları üreticileriyle yapılacak işbirliği sayesinde uzun vadede bize adeta bir genel anahtar fonksiyonu sağlayabileceğini düşünüyorum. Ayrıca RehberPlus gibi telefon rehberimizdeki kişilerin sosyal medya hesaplarını da bulup ekleyerk basit bir telefon rehberini bir kişisel sosyal ağa dönüştüren uygulamayı da beğendiğimi söylemeliyim. Ancak telefonun kamera özelliklerini yetersiz bulduğumu da ekleyeyim; Bir defa daha önce iPhone ve Samsung Galaxy gibi akıllı telefon deneyimi yaşayan kişiler için çift kamera özelliği vazgeçilmez. Bir de kapalı mekan ve gece çekimlerinde ışık problemi yaşanabilir. Ancak telefonun 419 TLlik fiyatı ve buna Turkcell tarafından eklenen ücretsiz dakika/kontör ve data miktarlarının telefonu fiyat ve ekonomi açısından öne çıkartması adına bu özelliklerden ödün verilmiş olabilir. Tüm bunların ötesinde Android 2.3.3 gibi Google’ın tüm servislerinden etkin yararlanmayı sağlayacak uygulamalara açık bir işletim sistemi de büyük avantaj. Sonuç olarak T20, Turkcell’in mobil operatör deneyimini ses operatörlüğünden yeni medya yayıncılığına doğru ilerletecek önemli bir adım olarak düşünülmeli. Turkcell’in bu yeni medyadaki rolü, küresel ve yerel internet firmaları, bankalar, ev/ofis cihazları üreticileri, oyun, sosyal medya, müzik ve e-ticaret şirketleri gibi iş birlikleriyle devasa bir değer zincirinin yönetimi. Cep telefonu bu yolda tüketiciye erişmekte bir araç. Amaç ise, bu zincirdeki halkaların sayısını arttırarak tüketiciye hayatının her alanında hizmeti Turkcell şebekesi üzerinden sunabilmek! Bitirirken bir eleştirimi de ekleyeyim; ‘Turkcell yeni medya yayıncılığına doğru ilerliyor.’ diye yazıyoruz ama T20 lansmanının canlı yayın görüntüleri neden yayın sonrası Turkcellmedya.com sitesine konulmaz, anlamak mümkün değil! Yapılan Applevari tanıtım şovu sadece canlı yayın sırasında izlenecek ve bu yayını kaçıranlar sitedeki basın bültenleri ile yetineceklerse Turkcell’in geleneksel yayın organlarından bir farkı kalmaz, aksine eksiği kalır. Kendilerine önerim, bu canlı yayın kayıtlarına sitelerinde ve Youtube’deki Turkcell kanalında yer vermeleri. Böylece geleneksel TV akışından öte ileri-geri alınıp durdurulabilir yani kontrol edilebilir bir yeni medya yayıncılık ‘akışına’ geçilmiş olur.Turkcell'in gelecekteki rakibi Facebook mu?
Yeni Medya'nın hızlı gelişen rekabet arenasında bugünün dost-düşman tablosuna bakıp yarını kestirmek güç!
Bilgi, iletişim ve medya sektörleri arasındaki teknolojik yakınsama (convergence) ve bunun ortaya çıkarttığı yeni iş alanları sayesinde bir kaç sene önce birbirinin kuyusunu kazan şirketleri bugün can ciğer kuzu sarması görebilmek mümkün. Mesela Nokia ile Microsoft un mobil alandaki işbirliği :) Ya da yıllar boyu ‘ayrı dünyalarda yaşadıklarını’ düşünen şirketlerin yolları birden kesişiyor ve bir anda kendilerini boğaz boğaza rekabet halinde bulabiliyorlar. Örnek mi? 2000li yılların internet dünyasının üç yıldızından ikisi olan Google ve Facebook. Bir internet arama motoru firmasıyla bir sosyal medya platformunun yollarının kesişebileceğini, bu firmaların kendileri bile uzun zaman pek akıllarına getirmeden ayrı ayrı ve mutlu mesut bir hayat sürdüler. Ancak yakınsamanın ortaya çıkarttığı yeni bir kavram, internetin bu iki devini karşı karşıya getirdi.
Önümüzdeki dönemde kıyasıya rekabetin olacağı bu yeni sahnenin adı da, SOSYAL ARAMA! Sosyal arama kavramını basit bir örnekle anlatacak olursak, diyelim Adana’ya seyahate gittiniz ve kentin farklı bir lezzet durağını keşfetmek istiyorsunuz. Bunun için Google’dan ‘en lezzetli adana kebap nerede?’ şeklinde bir soruyla arama yapsanız bile Google’ın önünüze getireceği, kendi arama motorunun mantıksal ve sizin damak zevkinizden habersiz sıralanan bir listedir. Bundan tatmin olmadığınız zaman genellikle yaptığınız Adana’yı bilen bir-iki arkadaşınızı arayıp önerilerini almaktır. Arkadaşlarınız sizi iyi tanıyor ve damak tadınızı biliyorsa, önerilerini de ona göre yapacaktır. Tabii böyle bir arkadaşı bulmak her zaman mümkün olmayabilir:)
Son dönemde, yeni bir seçenek daha şekillenmekte: sosyal medyadaki kişisel ağlarınız üzerinden merak ettiğiniz soruyu sormak ve gelen önerileri toplayıp oradaki eğilime ya da kişilerin ikna gücüne göre bir karar vermek. İşte sosyal arama, tüm bu üç yolu harmanlayıp, “sorunuza sizin için en uygun yanıtı vermek” amacıyla hizmet verecek anlamsal (semantic) internet hizmetlerinin genel adı olacak.
Yakın gelecekte internetin en sık kullanılacak bu hizmet türü için gerekli olan unsurlar ise, Google benzeri bir algoritma ile çalışacak mantıksal arama motorları ve ona ruh kazandıracak sosyal medya platformları olacak; Yani Google ile Facebook’un birleştirilmiş hali! İşte bu iki firmanın rekabeti de burada ortaya çıkıyor.
Google bu tip bir sosyal arama için ihtiyacı olan kullanıcı bilgi ve davranış bilgilerini kendi kurmaya çalıştığı bir sosyal medya platformu sayesinde toparlamaya çalışıyor. Geçmişte yapmaya çalıştığı Wave, Buzz gibi başarısız denemelerin amacı da bu zaten. Her ne kadar şirket yalanlasa da yeni bir sosyal medya projesinin daha yolda olduğu aşikar.
Öte yandan Facebook, kendi sosyal medya platformunun üzerine entegre edeceği arama motoru için bir süredir Bing arama motoru ile işbirliği içinde gibi görünse de iki ay önce tescil ettirdiği bir arama motoru (curated search) patenti ile uzun vadede bu konuyu kendi insiyatifinde çözme arzusunu ortaya koyuyor. Bu alanda ilk ürünü kimin çıkaracağı bilinmez ancak yarışta öncelik elde edebilmek için en kıymetli hazinelerin başında firmaların ellerindeki kullanıcı veri tabanları ve bunları etkin biçimde kullanabilme yani değerlendirebilme becerileri geliyor. Bu noktada olabildiğince çok kullanıcının verisine sahip olmanın ötesinde her kullanıcıya ilişkin olabildiğince farklı davranış bilgisi toplamak da önemli, ki bu sayede her bir kullanıcının sosyal profilini çıkartabilmek mümkün olacak ve sizin her türlü sorunuza başka sosyal profillerin uygun davranışlarından yola çıkarak yanıt bulunabilecek.Örneğimize dönersek, sosyal arama motoru, Adana’da sizin damak zevkinize uygun bir restoran listesiyle yanıtlayacak sorunuzu.
Bu alan için en büyük iki rakip Facebook ve Google olarak görünse de, potansiyel olarak kullanıcı bilgisi bağlamında onlardan çok daha değerli bir hazineye sahip olan başka bir oyuncu daha var; GSM operatörleri. Aslında onlarda bu iki firmanın elindekilerden öte, kullanıcının anlık konumu, temel kimlik bilgileri gibi çok daha değerli veriler var. Eğer GSM Operatörleri ellerindeki bu veriyi değerlendirip abonelerini birer sosyal profil olarak şekilleyebilirlerse sosyal arama hatta sosyal medya oyununun çehresi değişebilir! Ya da tam tersi bir gelişmeyle, Facebook ve Google gibi Yeni Medya devlerinin GSM operatörlerini yutarak devasa platformların oluşacağı bir dönemin de önü açılabilir.

