- Posts tagged twitter
- Explore twitter on posterous
Facebook hayatınıza talip oluyor!
Rakipleri ‘geçtik, geçiyoruz’ derken, dünyanın en büyük sosyal medya platformu açıkladığı yeniliklerle level atladı!
22 Eylül Perşembe günü Türkiye dahil dünyanın dört bir yanından 100 binin üzerinde online insanın gözü kulağı tek bir kişiye kilitlenmişti; Mark Zuckerberg! 14 Mart 1984 doğumlu bu gencin, kendi arzu ve ihtiyaçları doğrultusunda geliştirdiği Facebook, bugün itibarıyla 800 milyon kullanıcı ile dünyanın en kalabalık sosyal medya platformu haline geldi ve şirketin piyasa değeri de 80 milyar dolara yükseldi. Aslına bakarsanız Eylül başında gelen bu olumlu finansal haberler, son aylarda özellikle en büyük rakibinin piyasaya sürdüğü Google+ servisinin yükselişi nedeniyle strese giren firma yöneticilerini bir parça olsun rahatlatmıştı. Ancak asıl büyük hamle için tüm Facebook camiası 22 Eylül günü Zuckerberg’in Facebook F8 etkinliğinde sahneyi aldığı o ana konsantre olmuştu. Zuck, konuşmasına her zamanki rahat tavırlarıyla kısa bir giriş yaparak başladı ve hemen ardınan Facebook’un uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni servisini açıkladı; Timeline yani Zaman Tüneli. Büyüklerimizin günlük defterleri ve fotograf albümleri sayesinde yarım yamalak becerebildikleri ‘geçmişi anımsama’ eylemini, 21. Yüzyılın dijital yazı, fotograf, müzik, film, haber ve hatta lokasyon gibi sayısal araçlarıyla neredeyse her eyleminizi anı olarak kaydedilebilir hale getiriyor ve bunları kronolojik bir arayüzle size sergiliyor Facebook. İşte o anda, geçtiğimiz haftalarda zırt-pırt değişen sayfa ve yenilikleriyle kullanıcıları canından bezdiren platformun tüm olumsuzluklarını unutup, o sayfaların müthiş görselliğinin büyüsüne kapılıyor insan. Ancak Zuckerberg, hiç hız kesmeden, Facebook kitlesinin sadece geçmiş bilgileriyle yetinmeyip onların bugününe hatta geleceğine talip olduğunu kanıtlayan çok yönlü bir özelliği daha açıklıyor; OpenGraph! Facebook ağınıza ilişkin kişi, zaman, mekan, içerik, vd. tüm parametreleri açık ve kolay bir şekilde tanımlayabilmenizi sağlayan bu özellik sayesinde bağlantı veya ilişkilerinizi dilerseniz Facebook kendi akıllı sistemi aracılığıyla sizin adınıza düzenleyecek dilerseniz de siz kendi insiyatifinizle kişiselleştirebileceksiniz. Ek olarak Open Graph, Facebook’un rakipleriyle rekabetinde en önemli dayanağı olan on binlerce iş ortağının milyonlarca uygulamalarını geliştirebilmeleri için son derece kullanışlı ve zengin bir araç.Yeni Başlayanlar için Sosyal Medya
Birey olarak hangi sosyal medyayı nasıl kullanmalıyız? İşte sanal yaşamı kolaylaştıracak kimi ipuçları...
Şu İnternet olmasa ne güzel yönetirdim medyayı
Hareket alanları giderek daralan medya patronları yakında böyle laflar ederse şaşırmamak lazım.
Reklamverenlerin internet ve mobil mecralara ayırdığı bütçeler arttıkça reyting, tiraj ve gelirlerindeki düşüş trendi giderek belirginleşen gazete ve televizyonlar, ‘çareyi’ internetin olumsuz yönlerini öne çıkaran haberler yapmakta buluyorlar galiba. ¨Facebook Cinayeti¨ ya da ¨Sanal Tuzak¨ gibi interneti olayın aracı değil de odağı olarak konumlayan manşetler sayesinde internet için ‘genç kuşağın uzak tutulması gereken bir bataklık’ şeklinde bir kamuoyu algısı oluşuyorsa, bunda geleneksel medyanın büyük payı var. Sanki cinayetler Facebook üzerinde işleniyor ya da tuzaklar gerçek dünyada değil de sadece sanal dünyada kuruluyor. Amaç, sadece kötüleme olduğundan ortada ne bir çözüm önerisi var ne de internetin olumlu yönlerini gösterme çabası. Halbuki ne kadar kötülenirse kötülensin, insanların internetten vazgeçebilecekleri zamanları geçtik artık. Peki gazete ve TVler yakın gelecekte ağırlıkla varlıklarını sürdürecekleri bu mecrayı bu kadar olumsuzlamakla bindikleri dalı kesmiyorlar mı? Ne gam, nasıl olsa vizyonları tepedeki yöneticilerinin kariyer ömrüyle sınırlı! Diğerleri mi? Banu Güven, Can Dündar, vb. durumdaki birçok medya ‘yıldızı’ interneti işsiz kaldıklarında geçici bir süre için varlıklarını sürdürecekleri bir yer olarak görüyorlar. Çok eleştirmeme karşın başta Cüneyt Özdemir olmak üzere bu mecranın ruhunu algılayan bir kaç kişi dışında geleneksel medyadaki herkesin arzusu, kendi meslek yaşamları boyunca ‘mevcut düzenin bozulmadan gitmesi’ yönünde. Twitter’da yüzbini aşkın takipçisi ile adeta başlıbaşına bir gazete tirajı yakalayan Ece Temelkuran bile sosyal medyayı ‘ergen muhabbetlerinin yapıldığı yer’ olarak tanımladıktan sonra varın gerisini siz düşünün. Aslında Yeni Medya, özellikle yayıncılıktan farklı işlerle uğraştıkları işler yüzünden eleştirilen medya patronları için fırsatların dolu. Üretilen içeriğin çok fazla farklılaştırılmadan cep telefonu, bilgisayar gibi ekranların tümüne ışık hızıyla gönderilmesini ve milyonların dolaşımına açılmasını sağlayan bir ortam. Geleneksel medyanın bu noktada bir türlü aklının kesmediği husus, buradan nasıl para kazanılacağı. Tek bildikleri ve interneti kötülemek pahasına ısrar ettikleri model ise, ürettikleri içeriği satmak ve reklamdan para kazanmak. Oysa internette, özellikle sosyal medya üzerinde bambaşka bir medya kimliği şekillenmekte. İnsanların etkileşimde bulunabilecekleri sanal meydanlarda bir araya gelme arzusundalar artık. Bu bakımdan üretilen bir içeriğin tek başına okunması, dinlemesi ya da izlenmesi eski önemini yitirmekte. Üretilen içerik ücretsiz ve serbestçe paylaşılabilmeli ve bu sanal meydanlarda binler, onbinler hatta milyonların gündemine girebilmeli. Bu ortamlarda içerik paylaşımının ötesinde müzik de dinlenebiliyor, oyun da oynanabiliyor. Kısacası sanal bir dünya artık bu tip noktalar. Yeni Medyada halihazırda geliştirilen iş modellerinde bu tip sanal paylaşım noktaları aynı zamanda birer reklam mecrası hatta reklamın ötesinde paylaşımlara uygun temalarda ürün ve hizmetlerin satıldığı sanal mağazalar olarak konumlanıyor. Sosyal Alışveriş adı verilen bu yeni kavramda, arkadaş paylaşımı ve önerisi ana motivatör. Bu sanal ortamın Facebook Credits gibi sanal para birimleri bile oluşmaya başladı. Bu noktadan itibaren artık sadece yayıncılık mecrasından değil yayıncılığı da içine alan bir sosyal bilgi ve eğlence platformundan söz etmek daha anlamlı. ‘Facebook varken böyle bir platform kurulabilir mi?’ endişesindeki geleneksel medya erbabına öncelikle internette Sanalika ve Mynet sözcüklerini aratmalarını ya da çocuklarına bu iki sözcüğü sormalarını öneririm! Sonuçta Yeni Medya, içinde yayıncılık, oyun, müzik, sinema, alışveriş gibi bileşenleri olan bir sosyal platform olma yolunda. Eski patronların kafasındaki ise 'baki kalan bu kubbede bir hoş sada'!Google'ın artısı eksisi
Wave, Buzz gibi başarısız denemelerin ardından Google'ın yeni sosyal medya hizmeti piyasada; Google+
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada herkes tatlı bir telaş içinde dünya arama motoru devinin yeni sosyal medya platformu Google+ için giriş davetiyesi arıyordu. Bulanlar bulamayanları davet etti ve sosyal medyanın Google+ ile imtihanı başladı. Gerek kendi kişisel izlenimlerim gerekse sosyal medya kullanıcılarının görüş ve yorumları toparlarsak, Google+ potansiyel vaat eden bir sosyal medya platformu ancak önünde kat etmesi gereken epey uzun bir yol var. Web2.0 dönemi başladığından beri bir sosyal medya platformu yaratmaya çalışan Google, anlaşılan son bir kaç yılda piyasaya sürdüğü Buzz, Wave gibi başarısız denemelerin hatalarını iyi analiz etmiş. Tüm bu deneyimlerden süzülerek ortaya çıkarılan Google+, öncelikle son derece sade ve kullanışlı bir arayüze sahip. Duygu ve düşüncelerinizi yazı, resim ve video formatlarında paylaşabiliyor, kolaylıkla arkadaş ekleyebiliyor ve hatta arkadaşlarınızı Google tarafından tasarlanmış çemberler vasıtasıyla çeşitli gruplara ayırabiliyorsunuz. Bu sayede kullanıcılara her hareketlerinin herkes tarafından görülebildiği yekpare bir kişisel sosyal ağ yerine her birinde farklı paylaşımlarda yapılabilecek şekilde yalıtılmış segmente arkadaş gruplarından oluşan tematik sosyal ağlar sunuluyor. Ayrıca arkadaşlarınızla tek tek ya da grup halinde sohbet etme ve video sohbet/konferans yapabilme olanağı da tanınmış. Kuşkusuz Google, + servisiyle önemli bir aşama kaydettiğini kanıtladı. Ancak geldiği bu noktayı Twitter, Facebook gibi bu alandaki rakipleri çoktan geride bıraktı ve üzerine çok daha fazlasını katarak daha da ileri bir noktaya gittiler. Örneğin Facebook platformu üzerinde halihazırda 3. parti şirketler tarafından işletilen yüzbinlerce uygulamadan oluşan zengin portföye Google'ın ulaşması zor. Ya da duygu ve düşüncelerini anonim ya da rumuzlu bir Twitter hesabı üzerinden kısaca paylaşan insanlar, GMail kullanmanın zorunlu olduğu gerçek kimliğe dayalı bir hesabı ne kadar kabullenebilecekler? Buna bir de Buzz'dan kalma mahremiyet ihlalerinin yarattığı güvensizlik ve kullanıcıların yerleşik sosyal medya kullanım alışkanlıklarını eklersek, Google'ın işinin çok ama çok zor olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Tabii Google+ ekibinin tüm bu olumsuzluklara azimle direnecek şekilde bir hazırlık yaptığı da söylenebilir. Servisi Google+ projesi olarak (uzun soluklu bir proje algısı yaratacak biçimde) lanse etmeleri, ilk aşamada küçük bir kitleye beta olarak açmaları ve bu öncü kitlenin görüş ve yorumlarını alabilmek için kullanışlı geri bildirim ekranları geliştirmeleri de bunun kanıtları. Kanımca Google'ı sosyal medyada var olma mücadelesinde avantajlı kılacak kritik bir kaç faktör var. Bunların başında MSN, Facebook, Twitter, FriendFeed gibi sosyal ağ platformlarının popüler özelliklerinden kullanışlı ve seçkin bir toparlama yapılmış olması geliyor. Google+ bu toparlamanın üzerine oyun, müzik gibi bir kaç önemli unsuru dahil edip sistemin teknik stabilitesini de sağladığında kullanıcının diğer sosyal medyalardan çıkıp gelmesi için yeterli bir caziba yaratabilir. Bu bağlamda halihazırdaki kullanıcıların mevcut alışkanlıklarını bozmayacak bir kullanıcı deneyimi ile diğer sosyal ağlardaki bilgi ve paylaşımların Google+'a entegrasyonu da , daha ileri ve önemli bir adım olabilir. Ancak asıl farklılık sanırım Google'ın GMail, Harita, Takvim, Youtube, Blogger gibi temel servislerinin Google+'a eklemlenmesiyle ortaya çıkacak. Tüm bunların üzerine bir de Google, kendisine mobil operatörlerle işbirliğinin yolunu açan Android işletim sistemi ile diğer sosyal medya platformlarının boş bıraktığı mobilite hizmetlerini etkin biçimde doldurabilirse sosyal medyayı bambaşka diyarlara götürebilir. Elbette bunların tümü birer olasılık. Sosyal medyanın tarihini beraber yaşayıp göreceğiz hatta hep beraber şekillendireceğiz!Düzen Eski, Medya Yeni
Bir tarafta şirketlerin ticari hakları ancak diğer tarafta da milyonlarca internet kullanıcısının bilgiye erişim hakkı!
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada en çok tartışılan olay, dünyanın en büyük blog platformlarından Blogspot.com’un, Spor Toto Süper Lig maçlarının izinsiz yayınlandığı gerekçesiyle, erişime engellenmesiydi. Yayıncı kuruluş Digitürk’ün mahkemeye başvurarak aldırttığı engelleme kararının hukuksal açıdan tartışılacak bir yanı yok. Mevcut internet ve telif yasasının uygulamacısı durumunda olan bir yargı mensubunun da tereddütsüz vereceği bir karar bu erişim engellemesi. Ancak konunun ayrıntılarına inildiğinde mevcut düzende ciddi sıkıntılar olduğu görülüyor.
Öncelikle bu ve benzeri kararların işleyişini özetleyelim: İnternet üzerinde hak sahiplerinin telifli içerikleri iki şekilde paylaşılıyor; İlki kullanıcıların kendi aralarında yaptıkları ve herhangi bir ticari alışverişe dayanmayan paylaşımlar, ikincisi ise kimi “uyanık girişimcilerin” hak sahibinden izinsiz olarak alıp kendi işlettikleri web sayfalarından yaptıkları (ve çoğu zaman ticari bir kazanımı olan) paylaşımlar. Mevcut hukuk işleyişine göre, her iki paylaşım da yasal değil. Şimdilik ilk durumdaki paylaşımlara pek dokunulmuyor ama ikincisindeki gibi bir paylaşım tespit edildiğinde, hak sahibi soluğu mahkemede alıyor ve çıkan mahkeme kararının ardından siteye erişime engelleniyor.
İşte bu işleyişte sıkıntılı bir kaç nokta var: bunların ilki erişime engellenen, 156 milyon blog sayfası olan ve bu sayfaları 1 milyar kişinin takip ettiği blogspot.com gibi devasa bir sosyal medya platformu olduğunda, bir anda internetin en önemli uğrak noktalarından biriyle ülkenin iletişimi kesiliyor. Örneğin bu erişim engellemesinde, sitede sayfa açan onbinlerce Türk kullanıcısı ile bu blogları izleyen geçen Ocak ayı itibarıyla 4,5 milyon Türk ziyaretçinin mağduriyeti söz konusu. Kuşkusuz Digitürk de kendi ticari mağduriyetini öne sürecektir ancak kendi blog sayfalarına bile erişemeyen onbinlerce bloggerin, konuyu sosyal medyada öfkeyle tartışmaya açmasının sonuçlarının da dikkatli biçimde değerlendirilmesi lazım. Bunlardan ikisi şu aşağıdaki video ve o videoda sözü edilen Twitter'daki BlogumaDokunma kampanyası:
Digitürk ile Blogspot sitesinin sahibi Google arasındaki iletişimin de konuya köklü çözüm getirebileceği kanaatinde değilim. Kaldı ki Digitürk’ün, Blogspot’tan talep ettiği Youtube benzeri bir telifli içerik silme hakkının bu olayda pratik bir geçerliliği olmadığı ve bunun onbinlerce bloggerin bireysel mahremiyet hakkını ihlal etmek anlamına geldiği de unutulmasın. Konuyla ilgili zengin bir tartışma için: http://ff.im/zcIBG
Sonuçta bir yasal işleyiş, olayın içindeki birkaç tarafı birden mağdur ediyorsa, burada hakem olması gereken yasa koyucunun mevcut yasayı ciddi birçimde ele alması ve değiştirmesi gerekli. Konuyu Twitter’daki mesajlarında değerlendiren Cumhurbaşkanı Abdüllah Gül de bu duruma dikkat çekmiş. Bu bağlamda, 5651 sayılı internet yasasında sosyal medya döneminin ruhuna uygun değişiklikler yapılması artık bir zorunluluk. Ayrıca mevcut yasada suçu işleyen sayfaya değil suçun işlendiği platforma ceza verilmekte. Ancak suçlu olan o milyonlarca kişinin yazıp çizdiği platform değil o platformdaki birkaç sayfa ve onu işleten kişi(ler). Dolayısıyla yasanın çiğnendiği sayfalara odaklanmak ve yasayı o sayfalar vasıtasıyla çiğneyenlerin peşine düşmek daha anlamlı.
Yasada yapılması gerekli önemli değişikliklerden biri de, kullanıcılar arasındaki herhangi bir ticari çıkara dayanmayan paylaşımların artık suç olmaktan çıkartılması. Özellikle eğlence endüstrisi şirketleri, bunu internet kullanıcılarının başında Demokles’in kılıcı gibi bir tehdit olarak kullanmaktan artık vazgeçip aksine bunu bir tanıtım ve yayılım fırsatı olarak konumlamalılar. Bunun da ötesinde, bu yeni medyada çok da geçerli olmayan klasik “al-sat” yönteminden ziyade freemium gibi belli bir aşamaya kadar ücretsiz ve reklamlı ancak sonrası için ücretli gelir modelleri devreye sokulmalı. Hatta daha da yaratıcı modeller üzerine kafa yorulmalı. Aksi takdirde, bu tip bir kaç mahkeme kararı Türkiye’de sosyal medya hatta internet diye bir şey bırakmaz ve bu durum, internet kullanıcıları ile hak sahipleri arasında ciddi çatışmalara neden olur.
Hiç kimse unutmasın; içerik dediğimiz şey artık sanal bir metaya dönüşmekte. Ve çok yakın bir gelecekte bu metanın üretim-dağıtım-tüketim süreci, eski düzenin kaset, CD, DVD ve geleneksel medya organlarında değil tamamıyla bu yeni medyanın üzerinde gerçekleşecek.
Ara-bul, deneyimle, paylaş!
'Sosyal Medya Devrimleri'?
Çalışanlar için sosyal medya kullanım kılavuzu
Sosyal medyada özgürce paylaşılan kimi duygu ve düşünceler, çalışanları kurumlarıyla karşı karşıya getirmeye başladı.
Geçtiğimiz hafta görev yaptığı kurum hakkında Twitter'a olumsuz bir yorum yazan bir gazetecinin görevine son verildi. Hemen bunun ardından vuku bulan başka bir olayda, kurumu hakkında sosyal medyada yapılan olumsuz eleştirilere terbiye sınırlarını aşan bir üslupla yanıt veren bir çalışan, aynı tonda gelen karşılıklar nedeniyle çalıştığı kurum tarafından uyarılarak hesabını kapatmak zorunda kaldı. Bu ve benzeri olaylara bakıldığında, çalışanların sosyal medyalardaki varlıklarını kurumsal bağlamda ele almak, kurumlar için kaçınılmaz bir zorunluluk.
Dünyada 1 milyarı aşkın kişinin yer aldığı sosyal ağlar üzerinden yapılan bireysel duygu ve düşünce paylaşımı, kurum ve kuruluşları da ciddi biçimde etkilemeye başladı . Daha önce birebir ya da küçük gruplar arasında konuşulan ve yaygınlığı lokal kalan kimi bilgiler, sosyal medyalar üzerinde daha geniş kitlelere doğru kontrol edilemez biçimde akıyor artık. Geleneksel medyalarda bilginin kontrollü akışına alışkın kurum ve kuruluşlar için bu, baş edilmesi çok zor bir gelişme. Patron, amir ya da iş arkadaşlarına ilişkin yapılan dedikodular, şirketler için hayati önem arzeden stratejik bilgiler veya iş ortamına ilişkin eleştiriler, artık ışık hızıyla muhataplarının ya da rakiplerin önüne düşüyor.
Sosyal medyaları iyice tanımayan kurumların çözümleri ise henüz çok otoriter kıvamda. Örneğin; iki ay önce Washington Post’ta yayınlanan bir habere Twitter üzerinden gelen yoğun tepkiler karşısında bir gazete çalışanının okurlara sert biçimde karşılık vermesi sonucu yönetim, çalışanlarının haberlere Twitter üzerinden kişisel yanıtlar vermesini yasakladı. (Paylaşım için Erhan Kahraman'a teşekkürler!)
Kağıt üzerinde haklı olsalar da kurumların bu ve benzeri sorunları kökten çözmek uğruna uyguladığı yaptırımlar, giderek aşırıya kaçıyor ve bireylerin kişisel özgürlüklerine müdahale eder boyuta ulaşıyor. Kurumsal ilkelere aykırı bir durum oluşturmamasına karşın cinsel, siyasi ya da dini görüşlerini sosyal medyada paylaşıp bu konudaki tartışmalara iştirak eden kimi çalışanların, ülkemizde ve dünyada kurumlarıyla ilişkileri kesiliyor.
Tabii bunda sosyal medyayı eski iletişim biçimlerinin bir uzantısı zanneden bireylerin fütursuz paylaşımları kadar çoğu kurumun hala çalışanları için sosyal medya iletişim stratejisinin olmamasının da büyük payı var. Tüm bunların sonucu ise, maddi-manevi zarara uğrayan ve sayısı gün geçtikçe artan çalışan ve kurumlar...
Kişisel düşüncem, kurumların sosyal medyayı yeterince iyi tanıyıp anlamaları halinde, çalışanlarının sosyal medyada olmasının onlar için dezavantaj değil avantaj olacağı yönünde. Elbette bunun için çalışanların bireysel özgürlükleriyle kurumsal ilkeleri iyi dozda harmanlayarak hazırlanacak bir sosyal medya rehberi gerekli. Çalışanlarının sosyal medyada belli bir bilinçle hareket etmesini sağlayacak kurumların yakın gelecekte müşteri ilişkileri, veri analizi, pazarlama ve satış gibi konularda rakiplerinden farklılaşacağını ve rekabette avantaj sağlayacağını düşünüyorum.
Bu bağlamda, söz konusu fırsatı farkeden ve çalışanlarının sosyal medya iletişimlerini şimdiden düzenlemeye başlayan Intel gibi firmalara dikkat etmekte fayda var. Ne de olsa erken uyananın çok yol alacağı bir yer sosyal medya!..

