Birilerinin canı SOPA istiyor
ABD’de ‘telif ihlallerini önlemek’ amacıyla Kongre’nin gündemine alınan yasa tasarıları, internet kuşağını ayağa kaldırdı!
Bu hafta bir dizi toplantı ve konferans için geldiğim New York’un Manhattan bölgesinde gezinirken bir kaç yüz kişilik bir gösterici grubuna rastladık. Uzaktan ‘Wall Street’i işgal et!’ protestocuları olduğunu düşündüğüm gruba yaklaşıp pankartlara bakınca farklı bir durumla karşılaştım ve günün anlam ve önemini bir kez daha hatırlayıverdim; 18 Ocak Çarşamba yani ABD Kongresi’nde ‘internetteki telif ihlallerini önlemek’ amacıyla gündeme alınan SOPA (Stop Online Piracy Act) yasa tasarısını protesto günü!
ABD film ve müzik endüstrisinin ‘büyük maddi kayıp’ iddiasıyla yıllardır sürdürdüğü siyasi lobi faaliyetlerinin sonucunda geçtiğimiz aylarda ABD Kongresi’de gündeme alınan SOPA tasarısı yasalaşırsa, şuradaki videodan görsel olarak da izleyebileceğiniz gibi ABD Hükümeti;
1) ABDli bir firmanın hak sahibi olduğu bir içeriğe ilişkin ‘telif ihlali’ yaptığı kuşkusu olan yurt içi ya da yurt dışı kaynaklı internet sitelerinin alan adlarını kullanmalarını engelleyebilecek,
2) ABD orijinli arama motoru, sosyal medya, wiki ya da blog platformlarında bu ‘korsan’ siteye herhangi bir şekilde link verilmişse onlar hakkında ‘telif ihlaline yardımcı olmaktan’ yasal soruşturma başlatıp dava açtırabilecek,
3) Söz konusu sitelerin ABD kaynaklı tüm kredi kartı, bağış ve finansal kuruluşlar üzerinden yaptığı para akışını kestirebilecek,
4) Bu sitelerden ‘korsan’ içerik indirenlere de 5 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.Eğer ‘korsan’ site bütün bunlara karşın hala başka alan adlarıyla faaliyetini sürdürmeye devam ederse , bu sefer de yine Kongre’de yasalaşmayı bekleyen başka bir madde ile sitenin IP adresini (Internet numarası) bloklayacak yeni bir düzenleme olan PIPA (Protect IP Act) ile işi tamamen bitirilecek.
İlk bakışta ABD’nin iç işleyişi gibi görünse de arama motoru yerine Google, sosyal medya yerine Facebook, wiki yerine Wikipedia, blog yerine de Blogspot sözcükleri konulduğunda ve bunlara ek olarak para akışı yapılan en önemli kuruluş VISA ve Pay Pal ile dünyadaki alan adı ve IP adreslerinin çoğunun ABD kaynaklı olduğu göz önüne alındığında yasanın aslında Türkiye dahil bütün dünyayı etkileyeceği açıkça görülebilir. Ayrıca, telif hakkı ihlaline biçilen cezalar yüz milyonlarca kullanıcısı olan sitelerin kapatılması ve hapis cezaları.
İnternet özgürlüklerini savunma günü!
ABD'de parlamentoya yasa tasarısı olarak sunulacak SOPA(Stop Online Piracy Act) yasasıyla, internet özgürlükleri kısıtlanmaya çalışılıyor.
İnternet sitelerinde satılan ürünlerden, kullanılan içeriklere, yayınlanan videolardan, bilgisayar oyunlarına kadar telif hakkı ve ticari marka kelimelerinin birlikte anılabileceği her unsuru etkileyebilecek bu yasa tasarısına karşı Google'dan Wikipedia'ya ve bloglara kadar Türkiye dahil dünyadaki bir çok internet oluşumu 18 Ocak günü sitelerinde protesto eylemleri yapılıyor.
Destek için http://www.internettutulmasi.com
Yeni Medya yine oyun peşinde!
Sosyal Oyun firması Zynga’nın 9 Milyar $ piyasa değeriyle halka arzı, yatırımcıların dikkatini yeniden internet girişimciliğine yöneltti.
İnternet temel insan hakkı olmalı mı?
Sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ilişkileriyle yeni bir yaşam alanına dönüşen internete yeni anayasamızda yer verilmeli!
Türkiye yeni bir yıla hazırlanırken 2012 boyunca ülke gündeminin en üst sıralarında Yeni Anayasa tartışmaları yer alacak. Günü kurtarmaya alışmış ülkemizde kamuoyu bu konuyu şimdiden gelecek yıla ertelemiş görünüyor. Ancak dikkatlerden kaçmaması gereken nokta, yeni anayasa yapım sürecinin başlamış olduğu ve sivil toplumdan gelecek taleplerin 31 Aralık’a kadar TBMM’ne iletilmesi gerektiği. Geçen hafta yaptığı bir açıklamayla bu kritik takvimin altını çizen TBMM Başkanı Cemil Çiçek de, şimdiye kadar 21 binden fazla kurum ve kuruluşu konuya ilişkin bilgilendirdiklerini ancak geri dönüşün çok az olduğunu ifade etti.
* Temel Hak: İnsanın sadece insan olması nedeniyle vazgeçilmez ve devredilemez hakları. (Doç. Dr. Elif Küzeci)
İnternetten Para Kazanma ‘Kılavuzu’ (2)
LongTail (Uzun Kuyruk), siber ağlarda ticari rekabet avantajı sağlayabilmek için odaklanılması gereken temel kavramlardan biri.
İşte Yeni Medya bu tip yaratıcı iş modellerine açık bir ağ ortamı. Bu karmaşık ortamda rekabet avantajı sağlamak için kitapların teorilerinin ötesinde uygulamaların pratiğinden yararlanmak gerekli. Çünkü burası ¨Bedavadan nasıl para kazanılır?¨ gibi ‘tuhaf’ sorulara çok sayıda mantıklı yanıt geliştirilebilen bir iş alanı?! Bu güçlü pratik çerçevesinde giderek belirginleşmeye başlayan temel kavramların bence en önemlisi Long Tail. Çok bir şey çağrıştırmasa da dilimize Uzun Kuyruk olarak çevirilen bu kavram, temelde Yeni Medya ekonomisini ¨bir mal ya da hizmeti ne kadar sanallaştırırsanız onu ağ ortamında pazarlamanız için o kadar uygun koşullar oluşturacak¨ noktaya götüren ticari bir bir enstrüman.
LongTail kavramı üzerinden geliştirilen dijital pazarlama araçlarının sağladığı rekabet avantajı şimdilik Amazon, Rhapsody gibi öncü firmaların cirolarını katlayarak arttırıyor. Örneğin bu, bir mal ya da hizmet ile ilgilendiğinizde ona yakın karakteristikte bir diğerini müşteriye önerebilen tavsiye sistemleri sayesinde, niş ürün ve hizmetlerin de öne çıkması sağlanmakta ve satış hacmi daha da artmaktadır. Bu bağlamda LongTail kavramını Yeni Medya ortamı için adeta baştan yaratan Wired dergisi Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson, böylesi bir sanallaşmanın sonucunda tüketicinin örneğin 15 dolardan satılan bir müzik albümü yerine o albüm içinden en beğendiği şarkıyı 80 cente alabildiğini ve toplam satış hacminin de tavsiye sistemlerinin de desteğiyle eskisinin 100 katına çıkabildiğini savunuyor. Yani eskisinden yaklaşık 5 kat daha fazla bir ciro söz konusu.
İnternetten Para Kazanma 'Kılavuzu'
Yeni çağın karmaşık ağ ekonomisini anlamanın yolu, Sanayii Çağı'nın hap kitaplarını okumaktan değil Yeni Medya’nın anahtar kavramları üzerine kafa yormaktan geçiyor.
20. yüzyılın Endüstri Dönemi parametreleri son derece belirgin ve anlaşılırdı. ArGe, üretim, operasyon, lojistik, pazarlama, reklam ve medya düzeni ile bunların ölçümlenmesi vd. tüm endüstriyel konulara ilişkin analitik çözümler geliştirmek mümkündü. Ancak 21. yüzyılla birlikte siber ağlar üzerinde gelişen yeni sayısal ekonomi, Endüstri Dönemi’nin matematiğini de altüst etti. Yeni dinamikler o kadar karmaşık ve eski düzene aykırıydı ki, artık ‘Falandan para kazanma kılavuzu’, ‘Filan konuda başarı için 100 önemli ipucu’ gibi hap kitaplar da güncelliğini yitirdi. Artık bu yeni dünyayı bu tür kitaplardan anlamak zor. Üstelik kapitalist ekonominin temeli olan tüketici de her anlamda ve ağırlıkla bu sanal dünyada geçirmeye başladı zamanını. Bir diğer önemli gelişme ise, eski dönemde fiziksel olduğunu zannettiğimiz müzik, resim, video, film, oyun gibi kimi meta giderek sanallaşıyor ve sanal mallar adı verilen yeni bir kavram da ete kemiğe bürünmeye başladı. Eskiden dokunulabilir olan bu ürünler artık indirilebilir ve hatta hazır oynatılabilir formatta sanal ağ ekonomisinin hacmini her geçen gün büyütüyor. Bu hacmi destekleyecek bir ‘sanal para’ modelinin denemeleri de Facebook Credits gibi örnekler üzerinden çalışılıyor. Kısacası, yeni bir oyun alanı oluşturuluyor ve bu alanda yerini almak isteyenler kolları, paçaları sıvayıp işin temelini bu ortamın içinde öğrenmeli.Yeni Medya Ekonomisi’ni bir fırsat olarak görüp buradan para kazanmak isteyen ancak daha işin başında olanların burayı tanımaları için bilmeleri gereken üç temel iş kavramından söz etmek isterim.Bunların ilki bedava. Bu yeni ortamdaki kullanıcıların en önemli algısı bedava. Özellikle dijital yerli denilen kuşağa bir hizmeti bedava sunduğunuzda, bu ücretsiz hizmetleri onun karşılığında ne verdiğine çok dikkat etmeksizin kolaylıkla benimseyebildiğini görüyoruz. Google gibi bir firma, yüz milyonlarca kullanıcıya bedava arama sonuçları üzerinden reklam sunma karşılığında irili ufaklı on milyonlarca kişi ile kurumu reklamveren yaptı ve bedava ekonomisini adeta baştan yarattı. Facebook gibi sosyal medya platformları da benzer modellerle bedava üzerinden sosyal medya hizmetleri sağlıyor ve bu bedava karşılığında üretilen kişisel verileri de reklamverene tanıtım ve veri analizi amacıyla sunuyor.Bu karmaşık ekonomiyle baş edebilmek için gerekli bir diğer kavram ise, kısmi bedava diyebileceğimiz ‘freemium’. İngilizcedeki free+premium sözcüklerinden türetilen bu kavramı türkçe tek bir sözcükle ifade edebilmek zor ama; ‘Bir hizmetin temel fonksiyonlarını bedava, gelişmiş fonksiyonlarını ise belirli bir ücret karşılığı sunmak’ olarak tanımlayabiliriz. Bir örnekle ifade etmek gerekirse, Facebook üzerinden popüler olan Farmville adlı oyunun tamamını bedava oynayabiliyorsunuz. Ancak oyunda daha hızlı ilerlemek için örneğin tarlanızda yetiştirdiğiniz ürünleri daha kısa zamanda yetiştirebilmek amacıyla belli bir ücret karşılığı traktör gibi araç gereç satın alabilirsiniz. Farmville’de bu iş modelini kullanan Zynga firmasının sattığı sanal traktör sayısının ABD’de bir yılda satılan gerçek traktörlerin 100 katı olduğunu da belirtelim. Aslında Freemium modelini öncelikle anlaması gereken müzik, film ve medya sektörleri. Ancak söz konusu sektörlerin kendi malları giderek sanallaşırken bunları hala fiziksel alanda tutmaya çalışacak düzende ısrar ettikleri ve bunları da telif, patent gibi yasal yaptırımlarla sanal ortamdan uzak tutmaya çalıştıklarını düşünürsek, bu konuda ilerlemenin önündeki en büyük engelin bu çağ dışı zihniyetlerde olduğunu kolaylıkla görebiliriz.Bir üçüncü ve bence en önemli Yeni Medya Ekonomisi kavramı olan Longtail (Uzun Kuyruk) ise, başlı başına ayrı bir yazı konusu ve onu da önümüzdeki günlerde ele alırız. Şimdilik şu yazıyı ev ödevi olarak verelim:)
Sosyal Medya Performansınız Nasıl?
Sosyal Medya’da faaliyet gösteren kişi, kurum ve kuruluşlar için en önemli husus, bu ortamdaki etki güçlerini ölçebilmek. Peki nasıl?
Bu tehlikenin farkında olan ve çözüm arayışındaki Yeni Medya'nın kimi küresel ve yerel oyuncularının Sosyal Medya performansı ölçümlemeye yönelik ürün ve hizmetleri piyasaya sürdüğünü görüyoruz. Bunların başında Facebook gelmekte. Firmanın geçtiğimiz günlerde lanse ettiği Insights hizmeti sayesinde, herhangi bir kişi ya da markaya ait Facebook sayfasını (beğenen kişi sayısı ile birlikte) o sayfayı kaç kişi konuşuyor, kimler referans veriyor, bunların lokasyonları ne, sayfa ne kadar aktif kullanılıyor, vd. bir çok kriter ölçülerek sayfa sahibine raporlanmakta. Aslında bu rapor, kişi ya da kurumlar için bir nevi Facebook karnesi olarak da kabul edilebilir. Bir diğer ilginç ölçümleme hizmeti ise, Twitturk adlı yerel girişim tarafından geliştirilmiş. Twitturk.com sitesi sayesinde Twitter’da en çok kimlerin ve nelerin konuşulduğunu dakika, saat, gün ve ay bazında izleyebiliyor ve Twitter'da hangi kişi ve kurumların gündem yarattığına ilişkin genel anlamda fikir sahibi olabiliyorsunuz. Örneğin; Van Depremi sonrası süreçte hangi kişi ve kurumların öne çıktığı Twittürk'ün şu listesinden görülebilir.
Sosyal Medya’yı bir takım uyanıkların boş hayallerle birilerinin sırtından para kazandığı bir ortam olarak algılanmaktan kurtaracak yegane şey, şeffaf, anlaşılır ve derinlikli ölçüm kriterlerinin geliştirilmesidir. Bunun için de konunun mecra-marka-müşteri temelinde ele alınması ve bunlar arasında bir mutabakata gidilmesi gerekli. Tabii kriterleri Yeni Medya'nın ruhuna uygun geliştirmenin de işin olmazsa olmazı olduğunu unutmayalım. Aksi takdirde, geleneksel medyanın reyting-tiraj gibi şaibeli kriterlerini daha çoook kullanırız.
VAN'DA 300.000 ÇOCUĞUN YAŞAMI RİSK ALTINDA
DEPREM BÖLGESİNDEKİ 300.000 ÇOCUĞUN YAŞAMI RİSK ALTINDA VAN-ERCİŞ BÖLGESİ’NDEKİ ÇOCUKLARIN YAŞAMINI KORUMAK İÇİN HERKESİ İVEDİLİKLE HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ!
Van Erciş bölgesinde 23 Ekim’de meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin yıkımının ardından kış koşulları da bölgede yaşamı zorlaştırmaya devam ediyor. 2309 binanın yıkıldığı, 11847 binanın ağır hasarlı, 17923 binanın orta hasarlı olduğu bölgede süre giden 5 ve üzeri büyüklükteki artçı depremler sebebiyle bölge halkı yaşamını dışarda, edinebiliyorlarsa çadırlarda yoksa derme çatma barakalarda geçirmeye çalışıyor. Bir milyonu geçen bölge nüfusuna rağmen devlet tarafından kurulan çadırkent, mevlana kent, konteyner kentlerde barınan nüfusun toplamı yirmi bini geçmiyor.
Kar yağışının başlaması ile barınmaya ilişkin sorunlar had safhaya ulaştı. İmkanı bulunanların yanında ve devlet olanakları ile bölgeden hızlı bir göç yaşanıyor. Ancak halen bölgede 600.000’den fazla insanın depremin ve kışın etkilerine maruz kalarak yaşamaya çalıştığı tahmin ediliyor.
Her zaman olduğu gibi bu afette de çocuklar öncelikle ve daha da fazla zarar görüyor. Depremin etkilediği bölgede göçün ardından geride kalan 300.000 çocuk bulunduğu tahmin ediliyor. Yoğun kar yağışının başladığı 11 Kasım tarihi ardından -15 dereceleri bulan soğuk hava ile birlikte ilk üç günde 300 çocuğun zature teşhisi ile hastanalerde tedavi altına aldındığı bildiriliyor. Basına yansıyan bu rakamın çok daha ötesinde sayıda çocuğun soğuk kaynaklı hastalıklarla yüzyüze olduğu tahmin ediliyor. Şimdiye kadar resmi rakamlarla Erciş’in Çelebibağ Beldesinde 1 çocuk donarak, önceki gün ise Vanın Karpuzalan köyünde çadırda çıkan yangında 6 ve 12 yaşlarında iki çocuk yaşamını yitirdi, iki çocuk ağır yaralandı. Tedbir alınmadığı taktirde, çocuk ölümlerinin devam etmesinden endişe ediyoruz.
Türkiye 2011 yılında, 20 Kasım Çocuk hakları Günü’nü bu kara tablo ile karşılıyor. Bölgedeki 300.000 çocuğun yaşamı ciddi risk altında. Koordinasyondan uzak, dağınık, işlevsiz, mağduriyeti arttıran çalışmalar ve göstermelik önlemler ile deprem bölgesi dışındaki toplum kesimlerini ikna çabası bir yana bırakılıp durumun ciddiyetinin farkına varılmalıdır. Daha fazla gecikmeden çocukların yaşamını koruyacak etkin önlemler alınmalıdır.
Bu çerçevede:
- Her türlü iç ve dış olanaklar bir ön önce bu amaç doğrultusunda seferber edilmeli, bölge sivil toplumun, ulusal ve uluslararası yardım kurumlarının etkinliklerine açılmalıdır.
- Yardım dağıtımları düzenli olarak ve çadırkentlerde olmasalar dahi tüm ihtiyaç sahiplerini kapsayacak şekilde yapılmalıdır. İhtiyaç sahibinin yardıma değil yardımın ihtiyaç sahibine ulaştığı bir sisteme geçilmelidir.
- Devlet bölge halkına tam olarak ulaşamamaktadır. Bölgede sosyal hizmet altyapısı yoktur. Çocukların durumunun tespiti ve yerinde destek verilebilmesi için sosyal hizmet altyapısı hızla kurulmalıdır. Bu hizmetin sağlanması için ulusal ve uluslararası sivil toplumdan gelen destek talepleri hızla değerlendirilmeli ve sonuçlandırılmalıdır.
- Sivil toplum örgütleri için işletilen “akreditasyon” sistemi bölgede çalışma konusunda izin almayı haftalara yayan bir bürokrasiye dönüşmüştür. Akreditasyon ile ilgili kalıcı muhatap belirlenmeli ve süreç tüm sivil toplum kuruluşları için açık, adil ve hızlı bir şekilde işletilmelidir.
- Kızılay çadırları yerine biran önce kış koşullarına uygun konteynerler, pnömatik ve/veya prefabrik yapılar kurulmalıdır. Bu yapıların sayıları sembolik olmaktan çıkarılmalıdır.
- Çadırkentte yaşamak yardım almanın şartı olmaktan çıkarılmalıdır. Evlerinin bahçelerinde ya da civarında barınmak zorunda olan ailelere de koşulsuz, yerinde, geçici barınak, gıda ve sağlık desteği verilmelidir.
1995’ten bu yana BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin tarafı olan Türkiye sözleşmenin 6. Maddesinde belirtildiği üzere öncelikle çocukların yaşam hakkını korumakla yükümlüdür.
Bu yükümlülüğün ve bölgedeki durumun gereği tüm kamuoyunu, ulusal ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşları İVEDİLİKLE, bölgedeki çocukların yaşamını korumak için harekete geçmeye çağırıyoruz.
Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme Derneği
Tunalı Hilmi Caddesi No:54/8 Kavaklıdere/ ANKARA * Tel-Faks: 0312 437 76 41
www.gundemcocuk.org * info@gundemcocuk.org
Siri; ‘Google’ın ekmeğini elinden alacak’ hizmet?
Apple’ın iPhone4S lansmanıyla tanıttığı sanal asistan Siri’ye ilişkin medyadaki olumlu yorumlar, beklentileri arttırdı.
Steve Jobs ‘ın ayrılığı sonrası ilk Apple ürünü olan iPhone4S, 4 Ekim günü icraatı yüksek ama karizması az CEO Tim Cook’un elinde çıktı görücüye. Her lansmanda Jobs’ın şapkadan tavşan çıkartmasını hayranlıkla izleyen ve aslında iPhone5 beklentisindeki kamuoyu, iPhone4S’in özelliklerinden ziyade Jobs-Cook karşılaştırmasına odaklandı. Eh, bu karşılaştırmanın sonucu da 3 aşağı 5 yukarı belli olduğuna göre, firmanın Jobs’sız ilk lansmanı, (1 milyonun üzerinde iPhone4S ön siparişine rağmen) çok olumlu izlenimlerle sonuçlanmadı. Aradan geçen bir ayı aşkın zamanda ise, telefonun kendisi değil ama onunla birlikte görücüye çıkan bir hizmetin yıldızı (en azından teknoloji medyasında) parlamaya başladı; iPhone4S’in ajanda, mesaj, telefon, mekan/adres arama gibi onlarca özelliğini sesli komutlarla yönetebilmenizi sağlayan ve bu komutlarınızı yapay zekasıyla yanıtlayıp gerekirse alternatifler de önerebilen sanal sekreteriniz Siri!Önce ünlü teknoloji evanjelisti Robert Scoble, hizmeti 2 yıl önce duyduğunda ilk heyecanla yazdığı ‘Siri’yi yani Web’in geleceğini kaçırmayın!’ başlıklı yazısını yeniden hatırlatma gereğini duydu ve onu izleyen 1 ay boyunca Mashable, TechCrunch gibi teknoloji blogları da bu koroya artan övgülerle katıldılar. Ancak geçen hafta Siri’nin Apple tarafından satın alınmadan önceki ilk yatırımcısı Gary Morgenthaler’in TechCrunch’a verdiği bir röportajda söylediği bir cümle bu övgülerin şahikasıydı; ‘Siri, Google’ın ekmeğini elinden alacak!’. Google-Siri gibi zamansız bir kıyaslamaya girmeden önce, Morgenthaler’in bu sözleri Google Yönetim Kurulu üyesi Eric Schmitt’in ABD Senatosu’na Google’ın tekelleşme iddialarına karşı yazdığı ‘Siz Google arama teknolojilerinde tekel diyorsunuz ama bizim Siri gibi çok daha tekelleşmeye uygun bir rakibimiz var.’ şeklinde özetlenebilecek mektubundan yola çıkarak söylediğini de ekleyelim.
Peki Siri’nin büyüsü nerede? Kişisel düşüncem bu hizmet, mevcut haliyle ilk planda ve en çok sekreterleri eli-ayağı haline gelmiş kısıtlı zamanla yarışan iş adamlarına yarayacak. Özellikle sekreterlerinin olmadığı seyahatlerde zaman açısından zorlanan bu kişiler, adeta sekreterlerine komut verir gibi bu yapay zekalı iPhone4S’e seslenecekler: ‘Kızım, benim bugünkü 5 toplantısını yarın sabah uygun bir zamana ötele’, ‘Evladım, akşam 8de falanca bey ile yiyeceğim yemek için Boğaz’da şöyle en afillisinden bir balık restonarından rezervasyon yap!’, ‘Bana acale eşimi bağla! Yok yok, vazgeçtim, akşam geç kalacağımı SMS ile gönder’. ‘Şöföre söyle, acele çıksın ve kızımı okuldan alsın!’ vs.Kuşkusuz Siri’nin servis kalitesi, içerik ve yerelleşme gibi çok ciddi sorunlarla karşı karşıya ve daha alacak uzun yolu var ama Robert Scoble’ın da 2 sene önceki yazısında işaret ettiği gibi böyle bir kolaylığa alışan biri için ‘Google’da arama yapmak’, artık bir külfet haline gelmez mi? Elbette Google da bu dönemde yatıp durmayacak. Zaten elindeki içerik ve hizmet bütünü ile Siri’nin başedebilmesine mevcut koşullarda olanak yok. Ancak Siri, web2.0 döneminde artık Google ile özdeşleşen ‘arama motoru’ döneminin yavaş yavaş sonuna gelmekte olduğumuzun ve geleceğin web3.0 döneminde artık sorunlarınızı anlayan ve çözmeye çalışan ‘akıllı sanal asistan’ dönemine doğru yol alacağımızın ilk ve Google açısından son derece korkutucu bir işareti!

