İnternet özgürlüklerini savunma günü!

18_ocak_kuresel_direnis_gunu

ABD'de parlamentoya yasa tasarısı olarak sunulacak SOPA(Stop Online Piracy Act) yasasıyla, internet özgürlükleri kısıtlanmaya çalışılıyor.

İnternet sitelerinde satılan ürünlerden, kullanılan içeriklere, yayınlanan videolardan, bilgisayar oyunlarına kadar telif hakkı ve ticari marka kelimelerinin birlikte anılabileceği her unsuru etkileyebilecek bu yasa tasarısına karşı Google'dan Wikipedia'ya ve bloglara kadar Türkiye dahil dünyadaki bir çok internet oluşumu 18 Ocak günü sitelerinde protesto eylemleri yapılıyor.

Destek için http://www.internettutulmasi.com

Markalar için Sosyal Medya Kılavuzu

Fizy_seysi2
Sosyal Medya’yı bir bataklık olarak görüp uzak duran ya da bu sorumluluğu başkalarına teslim eden markalar; Yanlış yoldasınız!
 

Van Depremi sonrasında bir havayolu şirketi, birkaç hafta önce bir otomotiv firması ve geçtiğimiz hafta da Türkiye’nin seçkin GSM operatörlerinden birinin milyonlarca dolar ödeyerek satın aldığı bir internet müzik servisi, sosyal medya krizlerinin baş aktörleri oldular. Bunların her biri kendi krizini farklı yöntemlerle çözmeyi denedi. Havayolu şirketi, deprem için kurguladığı kampanyaya sosyal medyanın verdiği tepkiyi iyi süzemeyince krizini daha da derinleştirdi. Otomotiv firması, çok da etkin kullanmadığı sosyal medyadaki tepkiyi ilk zamanlarda önemsemedi ancak ilerleyen süreçte olayın vehametini çabuk farkedip durumu toparladı.

En ilginç vaka ise, internet müzik servisi idi. Servisin Facebook sayfasını yöneten moderatörün kullanıcılara verdiği ve sınırları zorlayan yanıtlarını yukarıdaki resimde görebilirsiniz. Bu ‘sosyal medya uzmanı’ arkadaş, mevcudiyetinin yegane temeli olan sanal dünyadaki pervasızlığının bir iletişim krizine döndüğünün ve markaya verdiği zararın farkında mı değil mi?; Ne bizler ne de onlar henüz anlayamadık:)
Fizy_seysi
Aslında bu vb. irili ufaklı olaylar da gösteriyorki, kişisel ya da kurumsal markalar için sosyal medya artık bir vaka ve kaçış yok!

Geçen yıla kadar Sosyal Medya, çoğu marka için göz ucuyla izlenen ‘ne idüğü belirsiz bir yer’ idi.  Ancak kullanıcı sayısındaki olağanüstü artış ve buna paralel gelişen kamuoyu etkisi, tüm markaları Sosyal Medya’yı etkin kullanabilme arayışına itti. Hemen her kişi ve kurumda hakim olan ‘Aman biz bu işten anlamıyoruz, bari anlayan birilerine verip çözelim!’ anlayışıyla kimileri sorumluluğu dijital ajanslara verdiler, kimileri ise kendi bünyelerinde sosyal medya uzmanı istihdam ettiler. Sürecin başlarında işler, ilk başlayanların ustalığı ve mecra etkisinin nispeten az olması nedeniyle iyi gitti. Ama bugün gelinen noktada markalar, önceliği giderek artan ve ilgilenilmediği takdirde tek bir kişinin olumsuz tepkisinin yaygınlaşmasıyla bile o zamana kadar oluşan tüm itibar ve değerlerini alaşağı edebilecek kadar güçlü etkisi olan bir mecra ve kitleyle karşı karşıya. Üstelik giderek artan bu talebi karşılayacak nitelik ve nicelikte bir Sosyal Medya sektörünün oluşmadığı da ortada. Bu olumsuzluk, müşteri sayıları giderek artan dijital ajansların iş kalitesine de, markaların kendi bünyelerinde istihdam ettiği ‘uzmanların’ niteliğine de yansımakta. Sonuçta yukarıda söz ettiğim tarzda krizlerin 2012’de artarak yaşanması kaçınılmaz.

Peki ne yapmak gerekli? Öncelikle markalar artık ‘Ben Sosyal Medya’dan anlamam!’ anlayışıyla işi başkasına havale etmekten vazgeçmeli ve en azından konuyu denetleyecek kadar öğrenmekle ilk adımı atmalılar.

Bir sonraki adım ise, kendi işleyiş süreçlerine Sosyal Medya’yı da eklemleyecek bir değişimi başlatmak olmalı. Bunu neden yapmaları gerektiğini soranlar, bir markanın itibar ve değerinin sosyal medya olmadan artık oluşturulamayacağını akıllarından çıkartmasın. Üstelik sosyal medyada gösterilen faaliyetlere satış, pazarlama, kurumsal iletişim, müşteri hizmetleri ve hatta ARGE gibi bir çok organizasyonel unsurun dahil artık. Ancak ve ancak bunu idrak edebilen markalar, tüm bu unsurların iletişimini emanet ettikleri bir sosyal medya uzmanının ve/veya dijital ajansın hangi vasıflara sahip olması gerektiğini görebilir ve böylelikle bu zorlu mecrayı bir tehdit değil fırsat ortamına dönüştürebilir.    

İşin bir de tüm markaların desteklemesi gereken eğitim modeli oluşturmak ve desteklemek kısmı var ki, bunu anlatmak için uzun uzun bir yazı gerekli. Ancak halihazırda Türkiye'de bu alana yönelik eğitim veren 3-4 üniversite programı* olduğunu düşünürsek durumunun ne denli vahim olduğu anlaşılır.

* Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Lisans ve Yüksek Lisans Programları, Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Lisans Programı ve Yeditepe Üniversitesi Sosyal Medya Yönetimi Yüksek Lisans Programı

Yeni Medya yine oyun peşinde!

Zynga_listing_day_610x407

Sosyal Oyun firması Zynga’nın 9 Milyar $ piyasa değeriyle halka arzı, yatırımcıların dikkatini yeniden internet girişimciliğine yöneltti.

Bundan 23 yıl önce kazandığım ilk maaşla kendime hediye olarak ilk kişisel bilgisayarımı almıştım. Hiç unutmuyorum, o cuma akşamı bilgisayarı alıp evin odasına kapanmış ve satıcı firmanın hediye ettiği ‘dandik’ bir araba yarışını haftasonu boyunca evden hatta odadan hiç çıkmamacasına oynamıştım. Pazartesi sabahı işe giderken babamın ‘bu kafayla gidersen bir baltaya sap olamazsın!’ bakışları da hala aklımda. Ancak ilerleyen zamanlarda bilgisayarın diğer yönlerini keşfettikçe oyunla ilişkim giderek dengelendi.

Bugün internetin ve cep telefonlarının da devreye girmesiyle özellikle dijital yerli dediğimiz yeni kuşağın neredeyse tamamına bu yeni medyalardaki oyunların adeta bağımlısı olarak bakıldığını ve çevremdeki anne-babalarda da, babamınkine benzer bir kaygı geliştiğini gözlemliyorum. Öncelikle herkes şunu bilmeli ki oyun, daima bu sanal dünyanın ilk ve en keyifli adımı olarak kalmaya devam edecek. Bu açıdan anne-babalar, çocuklarının oyunla ilişkisini sınırlamaya çalışmak yerine onların Yeni Medya’nın diğer olumlu alanlarını keşfetmelerine ön ayak olmalılar ve hatta bu alanları bile oyunlaştırabilmek için çaba göstermeliler. Bunun da ötesinde, günümüzün eğitim, finans, savunma hatta sağlık gibi dijital ortama taşınan eski ve yepyeni iş alanlarının çoğu iş süreçlerini oyunlaştırmakta  ve iyi bir oyuncu olmak da bir avantaj. Örneğin; ABD Silahlı Kuvvetleri'ndeki deniz piyadelerinin seçimi için World of Warcraft gibi bir online oyunda belli bir seviyenin üzerine çıkmış olmak, önemli bir tercih kriteri. Eğer anne-babalar bunu öngörebilirlerse, çocukları geleceğin bu yeni iş alanlarına çok daha hazır hale gelir ve hatta giderek devasa boyutlara gelen oyun alanındaki bir girişimin parçası hatta sahibi bile olabilir.

İşte oyun dünyasının Yeni Medya’daki bu değişimini önceden fark ederek bu alana odaklanan bir girişimci, bugünlerde bu öngörüsünün keyfini sürmekte; Marc Pincus!

Mark-pincus-of-zynga-e1322507118317

Harvard Business School mezunu Pincus’un 2007 yılında köpeğinin adından esinlerek kurduğu Zynga firmasının geliştirdiği FarmVille, CityVille, MafiaWars gibi oyunlar her gün 222 milyon kişiye hizmet vermekte. Firmanın oyunda avantaj sağlamak için para ödemeyi temel alan Freemium iş modeli sayesinde bu 222 milyon oyuncunun %2si sanal-araç gereç satın almakta ve firmaya her gün 3 milyon dolar kazandırmakta. Zynga’nın 4 yılda kaydettiği bu baş döndürücü büyüme yatırımcıların da dikkatini çekti ve  geçen hafta yapılan halka arzda 8.50-10.00 $ arası olarak açıklanan birim hisse senedi fiyatı, büyük finans kurumları tarafından tavan rakam üzerinden adeta kapışıldı. Şirket borsaya çıktığı ilk günlerde %6lik düşüşe ve medyada çıkan olumsuz eleştirilere rağmen çoğunluk yatırımından emin. International Herald Tribune’den Evelyn Rusli’nin analizine göre, bunun en önemli nedeni şirketin pazar değerlemesinin daha önce çeşitli kuruluşlar tarafından 20 milyar dolar olarak ilan edilmesine karşın şirketin bu rakamın yarısından az bir fiyatla piyasaya çıkması. Bunun dışında Zynga’nın Facebook ile yaptığı 5 yıllık imtiyazlı oyun hizmet sağlayıcısı anlaşması, şirketin henüz devreye sokmadığı reklam, ürün yerleştirme ve popüler oyun unsurlarını markalaştırma (merchandising) gibi yeni iş modelleri yatırımcıların beklentisini daha da arttırıyor.

Bu durum sadece Zynga ile de sınırlı değil. Asya pazarında faaliyet gösteren oyun firması Nexon’un geçtiğimiz günlerdeki piyasaya arz ettiği 1.2 milyar dolar değerinde hisse de benzer bir şekilde ilgi gördü. Buna Blizzard’ın ayda 500 milyon dolar gelir elde ettiği World of Warcraft, Electronic Arts’ın Facebook’ta en çok ilgi gören 3 oyundan biri olan SimsSocial gibi oyunları da eklersek ortaya çıkan sektörün küresel ekonominin zirvelerine doğru yol aldığı da görülebilir. DFC araştırma şirketi, dijital oyun sektörünün 2016’da 81 milyar dolarlık bir hacime ulaşacağını ve bununla da müzik endüstrisinin 3 katı boyuta geleceğini öngörüyor.

Evet, burası Yeni bir medya ve bunun en önemli ayağını da oyun sektörü oluşturuyor.

Peki bizim eski medya sektörünün patronları bunu böyle görüyorlar ve ülkemizdeki çok değerli oyun firmalarına yatırımcı oluyorlar mı?
TTNet’in Sobee yatırımı hariç bu konuda ciddi bir adım var mı?
Yok canım, ne alakası var? Oyun da medyadan mı sayılırmış? Allah Allah!

 

İnternet temel insan hakkı olmalı mı?

Handshake_from_laptop

Sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ilişkileriyle yeni bir yaşam alanına dönüşen internete yeni anayasamızda yer verilmeli!

Türkiye yeni bir yıla hazırlanırken 2012 boyunca ülke gündeminin en üst sıralarında Yeni Anayasa tartışmaları yer alacak. Günü kurtarmaya alışmış ülkemizde kamuoyu bu konuyu şimdiden gelecek yıla ertelemiş görünüyor. Ancak dikkatlerden kaçmaması gereken nokta, yeni anayasa yapım sürecinin başlamış olduğu ve sivil toplumdan gelecek taleplerin 31 Aralık’a kadar TBMM’ne iletilmesi gerektiği. Geçen hafta yaptığı bir açıklamayla bu kritik takvimin altını çizen TBMM Başkanı Cemil Çiçek de, şimdiye kadar 21 binden fazla kurum ve kuruluşu konuya ilişkin bilgilendirdiklerini ancak geri dönüşün çok az olduğunu ifade etti.

Kendi meslek alanım olması nedeniyle ‘İnternet’in mevcut durumu ve gelişmeleri bağlamında yeni anayasa çalışmalarına nasıl katkı sağlanabilir?’ sorusunu ve yanıtlarını uzun zamandır gerek bireysel, gerekse Alternatif Bilişim Derneği, İnternet Vatandaşları Topluluğu gibi sivil inisiyatifler çerçevesinde düşünüyor, tartışıyor ve çözüm önerileri üzerinde çalışıyoruz.  Bu çalışmalar kapsamında en temel tartışma konuları ise, internetin ‘ne’ olduğu, bir ‘temel hak’* olarak kabul edilip edilmeyeceği, Anayasa’da yeri olup olmayacağı ve olacaksa Anayasa’da nasıl yer alacağı idi. Kişisel olarak tartışmalarda gözlemlediğim en önemli husus, internetin ne olduğuna ilişkin herkesin farklı bir bakışı olmasıydı. Kuşkusuz bu, herkesin kendi internet deneyiminden kaynaklanan bir farklılık. Hiç kullanmayanlar için uzak durulması gereken bir garabet, çok kullananlar için ise birincil yaşam alanı. Tabii bu farklılık diğer tartışma konularının yanıtlarını da etkiler nitelikte. Ancak, internet üzerinde oluşan sosyal, kültürel, ekonomik ve politik ilişkilere ve bunların güçlü etkilerine bakarak bu noktaya gelmeyi bekleyecek zamanımız da yok. İnsanlar fiziksel sınırları kaldıran bu sanal ortamda arkadaş oluyor, eğleniyor, üzülüyor, iş yapıyor, para harcayıp kazanıyor, gruplaşıyor, evleniyor, dolandırılıyor, vs. Fiziksel dünyayla entegre ele alınması ve düzenlemesi gereken yüzlerce hatta binlerce vaka olagelmekte. Kısacası, insanlık interneti daha çok deneyimledikçe bu ortam, onun için tamamlayıcı bir yaşam alanı noktasına doğru ilerliyor.

İşte tam bu noktada toplumların yaşam alanlarına sirayet etmekte olan internetin devletlerin vatandaşlarıyla aralarında yaptıkları ana sözleşmeye bir temel hak olarak dahil edilmesinin gerekliliği konuşulabilir. Bunun elbette hukuk tekniği açısından bir takım zorlukları olabilir ancak internetin bir yaşam alanı olduğunda uzlaşırsak, bir başlangıç olarak onu Anayasamıza temel bir hak olarak koyup Bilgi Toplumu olma yolunda ilk adımı atabiliriz. Bu adım, bizi bir anda dünyada interneti temel bir hak olarak kabul etmiş olan Finlandiya, Estonya ve İzlanda ile birlikte dünyanın en ileri ülkelerinin seviyesine getirir ve interneti eninde sonunda Anayasalarına dahil edecek AB ve diğer dünya ülkelerinin önüne taşır. Sadece bu açıdan bile internet, Türkiye için vizyoner bir kavram haline gelir.  

Sivil toplum olarak katılımcı demokrasiden söz ediyorsak, sürecin bir parçası olmadan ona dışarıdan eleştiri getirmenin anlamsızlığı yerine katılımcı bir anlayışla katkılarımızı ve varsa eleştirilerimizi bunun içine girerek yapmanın en akılcı yol olduğunu da unutmayalım.  Sadece internet değil yaşamın her alanında toplum olarak ihtiyaç duyduğumuz her türlü talebi Yeni Anayasa çalışmalarının adeta yürütme organı olan TBMM Başkanlığı ve/veya Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na gönderelim. Internetle ilgili Anayasal talepleri de düşünelim, tartışalım ve interneti gündemin üst sıralarına taşıyalım. Unutmayalım, burası hepimizin yaşam alanı ve bu konuda sesimizi duyurmak için son tarih 31 Aralık!

Internet_as_basic_human_right

 * Temel Hak: İnsanın sadece insan olması nedeniyle vazgeçilmez ve devredilemez hakları. (Doç. Dr. Elif Küzeci)

 

İnternetten Para Kazanma ‘Kılavuzu’ (2)

Long-tail

LongTail (Uzun Kuyruk), siber ağlarda ticari rekabet avantajı sağlayabilmek için odaklanılması gereken temel kavramlardan biri.

Geçen hafta Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü’nde verdiğim ‘NM101: Yeni Medya’ya Giriş’ dersinde önemli bir konuk hocamız vardı; Cocuk.com ve istanbul.com gibi popüler sitelerin de sahibi olan dijital hizmetler firması Adsmrt’ın Genel Müdürü Volkan Kırtok, siber ağ ekonomisi üzerine iş deneyimlerini öğrencilerle paylaştı.
Volkan_krtok_nm101

Kırtok’un anlattıkları arasında bana göre en sıradışı olanı, ABD’de Netflix adlı online dizi ve film izletme şirketinin satış temsilcisi iken yaptıkları bir pazarlama kampanyasıydı. Birkaç yıl önce herkesin Torrent paylaşım siteleri üzerinden bedava dizi ve film indirip izledikleri bir pazarda, ellerindeki içeriği nasıl olup da ücretli satabileceklerini düşünürken akıllarına ‘tuhaf’ bir fikir gelmiş; Torrent sitelerine reklam vermek! Fikrin üzerinde biraz daha çalışıp ellerindeki dizi ve film portföyünden herhangi birini Torrent sitelerinden indirmek isteyenlere ‘Bu ve diğer binlerce dizi ve filmi ayda sadece 4.99 $’a YASAL olarak izlemek ister misiniz?’ şeklinde bir teklif götürebilecekleri bir reklam kampanyası kurgulamışlar. Öğrencilerin ilgiyle dinlediği ve tanıtım için seçilen mecranın ucuz reklam tarifesi, hizmetin rasyonel ücreti ve reklamın kişiselliği ve dili gibi siber ağ ekonomisini iyi analiz eden bu kampanya kurgusunu iyi uygulamanın ödülünü ise, o yıl New York bölgesinde en çok satış yapan temsilci firma olarak almışlar.

İşte Yeni Medya bu tip yaratıcı iş modellerine açık bir ağ ortamı. Bu karmaşık ortamda rekabet avantajı sağlamak için kitapların teorilerinin ötesinde uygulamaların pratiğinden yararlanmak gerekli. Çünkü burası ¨Bedavadan nasıl para kazanılır?¨ gibi ‘tuhaf’ sorulara çok sayıda mantıklı yanıt geliştirilebilen bir iş alanı?! Bu güçlü pratik çerçevesinde giderek belirginleşmeye başlayan temel kavramların bence en önemlisi Long Tail. Çok bir şey çağrıştırmasa da dilimize Uzun Kuyruk olarak çevirilen bu kavram, temelde Yeni Medya ekonomisini ¨bir mal ya da hizmeti ne kadar sanallaştırırsanız onu ağ ortamında pazarlamanız için o kadar uygun koşullar oluşturacak¨ noktaya götüren ticari bir bir enstrüman.
Longtail_concept

Örnek olarak kağıt baskı bir kitabı satabilmek için kabaca yazar, yayınevi, matbaa, depolama, dağıtım, satış ve pazarlama süreçlerinden geçmesi ve bu aşamalarda oluşan tüm maliyetlerin kitabın fiyatına yansıması gerekli. Barnes&Noble gibi bir yayıncı aynı kitabı mağaza yerine siber ağlar üzerinden pazarlamak istediğinde ise, öncelikle satış ve pazarlama maliyetlerinde dramatik düşüşler söz konusu olur. Ancak eğer bu kitabı e-kitap olarak tamamen sanal ortamda satma yolu seçilirse matbaa, depolama, dağıtım, satış ve pazarlama kalemlerinin hepsinde birden çok ciddi maliyet tasarrufu sağlanabilir. Buna bir de internetin sonsuz sayıda sanal raflarına sadece popüler değil niş kitapların da konulabildiğini ve bunlara bile dünyanın her yerinden müşteri çıkma potansiyelini eklerseniz satış hacminin de ne boyutta arttırılabileceği kolaylıkla görülebilir.  
Long_tail_the_bit_player_advantage

LongTail kavramı üzerinden geliştirilen dijital pazarlama araçlarının sağladığı rekabet avantajı şimdilik Amazon, Rhapsody gibi öncü firmaların cirolarını katlayarak arttırıyor. Örneğin bu, bir mal ya da hizmet ile ilgilendiğinizde ona yakın karakteristikte bir diğerini müşteriye önerebilen tavsiye sistemleri sayesinde, niş ürün ve hizmetlerin de öne çıkması sağlanmakta ve satış hacmi daha da artmaktadır. Bu bağlamda LongTail kavramını Yeni Medya ortamı için adeta baştan yaratan Wired dergisi Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson, böylesi bir sanallaşmanın sonucunda tüketicinin örneğin 15 dolardan satılan bir müzik albümü yerine o albüm içinden en beğendiği şarkıyı 80 cente alabildiğini ve toplam satış hacminin de tavsiye sistemlerinin de desteğiyle eskisinin 100 katına çıkabildiğini savunuyor. Yani eskisinden yaklaşık 5 kat daha fazla bir ciro söz konusu.
Long_tail_real_cost_of_music
Increase_in_revenue_by_long_tail

İşte kitap, müzik, film, oyun ve medya sektörlerinin Yeni Medya’nın para kaybettiren değil aksine çok daha fazla para kazandıran bir yer olduğunu anlamaları için asıl kafa yormaları gereken de bu kavramlar üzerine inşa edilecek iş modelleri. Bunu yapmak yerine bildiklerini okumakta ısrar ederlerse Volkan Kırtok benzeri genç girişimciler, tek başlarına bugünün dev endüstrilerinin en büyük rakibi olurlar.

 

VAN'DA 300.000 ÇOCUĞUN YAŞAMI RİSK ALTINDA

Gundem_cocuk

DEPREM BÖLGESİNDEKİ 300.000 ÇOCUĞUN YAŞAMI RİSK ALTINDA VAN-ERCİŞ BÖLGESİ’NDEKİ ÇOCUKLARIN YAŞAMINI KORUMAK İÇİN HERKESİ İVEDİLİKLE HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ!

Van Erciş bölgesinde 23 Ekim’de meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin yıkımının ardından kış koşulları da bölgede yaşamı zorlaştırmaya devam ediyor. 2309 binanın yıkıldığı, 11847 binanın ağır hasarlı, 17923 binanın orta hasarlı olduğu bölgede süre giden 5 ve üzeri büyüklükteki artçı depremler sebebiyle bölge halkı yaşamını dışarda,  edinebiliyorlarsa çadırlarda yoksa derme çatma barakalarda geçirmeye çalışıyor.  Bir milyonu geçen bölge nüfusuna rağmen devlet tarafından kurulan çadırkent, mevlana kent, konteyner kentlerde barınan nüfusun toplamı yirmi bini geçmiyor.

Kar yağışının başlaması ile barınmaya ilişkin sorunlar had safhaya ulaştı. İmkanı bulunanların yanında ve devlet olanakları ile bölgeden hızlı bir göç yaşanıyor. Ancak halen bölgede 600.000’den fazla insanın depremin ve kışın etkilerine maruz kalarak yaşamaya çalıştığı tahmin ediliyor.

Her zaman olduğu gibi bu afette de çocuklar öncelikle ve daha da fazla zarar görüyor. Depremin etkilediği bölgede göçün ardından geride kalan 300.000 çocuk bulunduğu tahmin ediliyor. Yoğun kar yağışının başladığı 11 Kasım tarihi ardından -15 dereceleri bulan soğuk hava ile birlikte ilk üç günde 300 çocuğun zature teşhisi ile hastanalerde tedavi altına aldındığı bildiriliyor. Basına yansıyan bu rakamın çok daha ötesinde sayıda çocuğun soğuk kaynaklı hastalıklarla yüzyüze olduğu tahmin ediliyor. Şimdiye kadar resmi rakamlarla Erciş’in Çelebibağ Beldesinde 1 çocuk donarak, önceki gün ise Vanın Karpuzalan köyünde çadırda çıkan yangında 6 ve 12 yaşlarında iki çocuk yaşamını yitirdi, iki çocuk ağır yaralandı. Tedbir alınmadığı taktirde, çocuk ölümlerinin devam etmesinden endişe ediyoruz.

Türkiye 2011 yılında, 20 Kasım Çocuk hakları Günü’nü bu kara tablo ile karşılıyor. Bölgedeki 300.000 çocuğun yaşamı ciddi risk altında. Koordinasyondan uzak, dağınık, işlevsiz, mağduriyeti arttıran çalışmalar ve göstermelik önlemler ile deprem bölgesi dışındaki toplum kesimlerini ikna çabası bir yana bırakılıp durumun ciddiyetinin farkına varılmalıdır. Daha fazla gecikmeden çocukların yaşamını koruyacak etkin önlemler alınmalıdır.

Bu çerçevede:

- Her türlü iç ve dış olanaklar bir ön önce bu amaç doğrultusunda seferber edilmeli, bölge sivil toplumun, ulusal ve uluslararası yardım kurumlarının etkinliklerine açılmalıdır.  

- Yardım dağıtımları düzenli olarak ve çadırkentlerde olmasalar dahi tüm ihtiyaç sahiplerini kapsayacak şekilde yapılmalıdır. İhtiyaç sahibinin yardıma değil yardımın ihtiyaç sahibine ulaştığı bir sisteme geçilmelidir.

- Devlet bölge halkına tam olarak ulaşamamaktadır. Bölgede sosyal hizmet altyapısı yoktur. Çocukların durumunun tespiti ve yerinde destek verilebilmesi için sosyal hizmet altyapısı hızla kurulmalıdır. Bu hizmetin sağlanması için ulusal ve uluslararası sivil toplumdan gelen destek talepleri hızla değerlendirilmeli ve sonuçlandırılmalıdır.

- Sivil toplum örgütleri için işletilen “akreditasyon” sistemi bölgede çalışma konusunda izin almayı haftalara yayan bir bürokrasiye dönüşmüştür. Akreditasyon ile ilgili kalıcı muhatap belirlenmeli ve süreç tüm sivil toplum kuruluşları için açık, adil ve hızlı bir şekilde işletilmelidir.

- Kızılay çadırları yerine biran önce kış koşullarına uygun konteynerler, pnömatik ve/veya prefabrik yapılar kurulmalıdır. Bu yapıların sayıları sembolik olmaktan çıkarılmalıdır.

- Çadırkentte yaşamak yardım almanın şartı olmaktan çıkarılmalıdır. Evlerinin bahçelerinde ya da civarında barınmak zorunda olan ailelere de koşulsuz, yerinde, geçici barınak, gıda ve sağlık desteği verilmelidir.

1995’ten bu yana BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin tarafı olan Türkiye sözleşmenin 6. Maddesinde belirtildiği üzere öncelikle çocukların yaşam hakkını korumakla yükümlüdür.

Bu yükümlülüğün ve bölgedeki durumun gereği tüm kamuoyunu, ulusal ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşları İVEDİLİKLE, bölgedeki çocukların yaşamını korumak için harekete geçmeye çağırıyoruz.

Gündem: Çocuk!
Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme Derneği
Tunalı Hilmi Caddesi No:54/8 Kavaklıdere/ ANKARA * Tel-Faks: 0312 437 76 41
www.gundemcocuk.org * info@gundemcocuk.org

*Gündem: Çocuk!, her çocuğun hak sahibi, eşit, özgür ve onurlu birer birey olarak, barış içerisinde, iyi ve mutlu bir yaşam sürmesi için çocukların yararına bütüncül bir dönüşümü ısrarla savunan bir sivil toplum örgütüdür. Çalışmalarını çocuk hakları alanında yaşanan sorunların temelindeki paradigmanın değişmesi, savunuculuk, ağ çalışmaları ve katılım programları altında, öncelikli çalışma arkadaşları olan çocuklarla birlikte sürdürür.

 

Siri; ‘Google’ın ekmeğini elinden alacak’ hizmet?

Siri-questions-iphone-4s_ver2

Apple’ın iPhone4S lansmanıyla tanıttığı sanal asistan Siri’ye ilişkin medyadaki olumlu yorumlar, beklentileri arttırdı.

Steve Jobs ‘ın ayrılığı sonrası ilk Apple ürünü olan iPhone4S, 4 Ekim günü icraatı yüksek ama karizması az CEO Tim Cook’un elinde çıktı görücüye. Her lansmanda Jobs’ın şapkadan tavşan çıkartmasını hayranlıkla izleyen ve aslında iPhone5 beklentisindeki kamuoyu, iPhone4S’in özelliklerinden ziyade Jobs-Cook karşılaştırmasına odaklandı. Eh, bu karşılaştırmanın sonucu da 3 aşağı 5 yukarı belli olduğuna göre, firmanın Jobs’sız ilk lansmanı, (1 milyonun üzerinde iPhone4S ön siparişine rağmen) çok olumlu izlenimlerle sonuçlanmadı.  Aradan geçen bir ayı aşkın zamanda ise, telefonun kendisi değil ama onunla birlikte görücüye çıkan bir hizmetin yıldızı (en azından teknoloji medyasında) parlamaya başladı; iPhone4S’in ajanda, mesaj, telefon, mekan/adres arama gibi onlarca özelliğini sesli komutlarla yönetebilmenizi sağlayan ve bu komutlarınızı yapay zekasıyla yanıtlayıp gerekirse alternatifler de önerebilen sanal sekreteriniz Siri!
 
Önce ünlü teknoloji evanjelisti Robert Scoble, hizmeti 2 yıl önce duyduğunda ilk heyecanla yazdığı ‘Siri’yi yani Web’in geleceğini kaçırmayın!’ başlıklı yazısını yeniden hatırlatma gereğini duydu ve onu izleyen 1 ay boyunca Mashable, TechCrunch gibi teknoloji blogları da bu koroya artan övgülerle katıldılar.  Ancak geçen hafta Siri’nin Apple tarafından satın alınmadan önceki ilk yatırımcısı Gary Morgenthaler’in TechCrunch’a verdiği bir röportajda söylediği bir cümle bu övgülerin şahikasıydı; ‘Siri, Google’ın ekmeğini elinden alacak!’. Google-Siri gibi zamansız bir kıyaslamaya girmeden önce, Morgenthaler’in bu sözleri Google Yönetim Kurulu üyesi Eric Schmitt’in ABD Senatosu’na Google’ın tekelleşme iddialarına karşı yazdığı ‘Siz Google arama teknolojilerinde tekel diyorsunuz ama bizim Siri gibi çok daha tekelleşmeye uygun bir rakibimiz var.’ şeklinde özetlenebilecek mektubundan yola çıkarak söylediğini de ekleyelim.
 
Peki Siri’nin büyüsü nerede? Kişisel düşüncem bu hizmet, mevcut haliyle ilk planda ve en çok sekreterleri eli-ayağı haline gelmiş kısıtlı zamanla yarışan iş adamlarına yarayacak. Özellikle sekreterlerinin olmadığı seyahatlerde zaman açısından zorlanan bu kişiler, adeta sekreterlerine komut verir gibi bu yapay zekalı iPhone4S’e seslenecekler: ‘Kızım, benim bugünkü 5 toplantısını yarın sabah uygun bir zamana ötele’, ‘Evladım, akşam 8de falanca bey ile yiyeceğim yemek için Boğaz’da şöyle en afillisinden bir balık restonarından rezervasyon yap!’, ‘Bana acale eşimi bağla! Yok yok, vazgeçtim, akşam geç kalacağımı SMS ile gönder’. ‘Şöföre söyle, acele çıksın ve kızımı okuldan alsın!’ vs.

Kuşkusuz Siri’nin servis kalitesi, içerik ve yerelleşme gibi çok ciddi sorunlarla karşı karşıya ve daha alacak uzun yolu var ama Robert Scoble’ın da 2 sene önceki yazısında işaret ettiği gibi böyle bir kolaylığa alışan biri için ‘Google’da arama yapmak’, artık bir külfet haline gelmez mi?

Elbette Google da bu dönemde yatıp durmayacak. Zaten elindeki içerik ve hizmet bütünü ile Siri’nin başedebilmesine mevcut koşullarda olanak yok. Ancak Siri, web2.0 döneminde artık Google ile özdeşleşen ‘arama motoru’ döneminin yavaş yavaş sonuna gelmekte olduğumuzun ve geleceğin web3.0 döneminde artık sorunlarınızı anlayan ve çözmeye çalışan ‘akıllı sanal asistan’ dönemine doğru yol alacağımızın ilk ve Google açısından son derece korkutucu bir işareti!

 

Tags